Mehmet Altan ve sansür

0
109

Bayılıyorum bizim memleketin alaturka hallerine.

Böyle mantı üstüne lüfer arayan bir adam gibi ne yapacağını bilememenin heyecanı içinde dövünüp duruyoruz bazen.

Düşünsenize dünkü gazete haberlerini.

"Makul" bir ülkede böyle haberler olabilir mi?

Daha rezili de var tabii, gazetelere giremeyen haberler…

"Makul" bir ülkede böyle haberler atlanabilir mi?

Artık mantıktan öylesine uzaklaştık, aramıza öylesine büyük uçurumlar girdi ki, "ileri demokrasi" mücadelesinde birbirinden matrak işlere başvurmaya başladık.

Türkiye'nin en değerli, en kıymetli akademisyenlerinden biri olan Mehmet Altan'ın bizim sitede yayınlanan bir yazısına erişim yasağı getirilmiş.

Gazetelere konuşlandırılmış tevil memurları ile arzuhalciler, mutlaka bu "yasakların" da "sansür" olmadığını bize pek güzel anlatacaklardır ama o yazdıklarından herhangi birini misal İngilizce'ye çevirip Guardian'ın editörlerine göndersek, merak ediyorum acaba neler olduğunu anlayabilirler mi?

Ben o yazıyı da -her zaman olduğu gibi- çıkar çıkmaz okumuştum ama bu karardan sonra içime kurt düştü ve aynı yazıyı yeniden okudum.

İçinde bir tek küfür, bir tek hakaret bulunmayan bir yazıydı bu.

Şimdi, söylemem yersiz, benim "maaile Altanlar"ı ne kadar sevdiğim bilinen bir şeydir.

Ve Çetin Usta, hayatını yazıya adamış bu büyük yazı adamı, mesleğe belli kaideler koymuştur, en önemlisi de yazıya ihanet etmemektir.

Bu yüzden Altan ailesinin hiçbir yazısında hakaret bulunamaz, bu, yazıyı çirkinleştireceği için "yazıya ihanet" sayılır ve suçların en büyüğüdür.

Adamı ipe götürür.

Bakmayın kardeşlerin ikisinin de birer Pardayanlar kahramanı gibi cesur olmalarına, hiç kimse, en yakını bile olsa Çetin Altan'ın kaidelerine karşı çıkamaz.

Gelelim yazıya neden yasak koymak için bin dereden su getirildiğine.

Mehmet Altan'ın "Eğrisiyle Doğrusuyla AK Parti" diye bir kitabı vardır.

Orada hatasıyla sevabıyla bu partinin söylem ve eylemlerini bir akademisyen bilinciyle inceler.

AB yolunun bu terazide ne kadar belirleyici olduğunu bütün berraklığıyla ortaya koyan Mehmet Altan, kitabını belki de bir "kılavuz" gibi hazırlamıştı, AKP o kitaba yeniden eğilebilse, hatalarını da görecek, bugünkü açmaza giden yolu da…

Mehmet Altan'ın o kitapta dedikleri bir bir çıktı ve AB yolundan ayrıldıktan sonra "eğriler" öyle ağırlaştı ki artık bu kantar bu kadar eğriyi çekemez oldu.

Öfkeleri de buna zaten.

Alışmışlar pazardan kavun alır gibi kiloyla çaş toplamaya, yazıya ihanet etmeyen, fikir namusundan zerre ödün vermeyen insanlara dayanamıyorlar.

Çaşlardan birçoğunun ancak rüyasında görebileceği "başyazarlık" günlerinde, işsiz kalacağını bile bile verdiği söyleşinin arkasında durmuş bir gazetecidir Mehmet Altan.

"Küresel vicdan", "kent dindarlığı", "ikinci cumhuriyet" gibi onlarca tabiri Türkiye entelijansiyasının dağarcığına katmış bir akademisyendir Mehmet Altan.

Bir gecelik aşkların nereye gittiğini de bilir, heykellerin sevişip sevişmediğini de, Amerikan rapsodisini de, esir çocuklar cehennemini de, İspanyol kadınlarını neden öptüğümüzü de, rastığın yaraşmasını da, matadorun ölümünü de…

Bir "kanatlı karınca"dır Mehmet Altan.

Bu çorak fikir dünyamızda parıl parıl parıldayan bir değer, dünya çapında bir hoca ve büyük bir ekonomi profesörüdür.

Sevgili hocamın yazısına erişim yasağı getirileceğini öğrendiğimde sadece gülümsedim.

"Bilişim çağında" hâlâ erişim yasağı diye anakronik bir şeyden medet umanların haline acıyarak gülümsenmezse ne yapılır?

Zaten şöyle düşünmek yeter bence, Mehmet Altan'dan geriye kalan fikirlerin binde biri "onlardan" geriye kalacak mı?

Yoksa onlar, bir akademisyenin fikirlerine tahammül edemeyen sefil güruh, ilk fırsatta unutulmaya mı terk edilecekler?

Bırakın büyük bir entelektüel, ciddi bir akademisyen, muhteşem edebi denemeler yazan bir ekonomi profesörü ya da ufuk açan bir köşeyazarı olmasını, sadece "sohbeti" bile Mehmet Altan'ı sevmeye yeter.

Ben, Mehmet Altan'ı tanımış olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.

"Eğrisiyle Doğrusuyla AK Parti" kitabı, umudun rüzgâra maruz kalmış bir kibrit gibi sönmemesi için rehber niteliğindeydi.

Çaşlardan "olmayan doğruları" dinlemeyi tercih ettiklerinde Mehmet Altan işsiz kaldı.

Ama "demokrasi" demekten, o mücadeleyi çataçat vermekten bir an dahi vazgeçmedi.

Yazıya ihanet etmemek ve her ne olursa olsun demokrasiyi savunmak, babadan tevarüs edilen bir şey Altan ailesinde.

Kütüphanemde belki otuzdan fazla "Altan" mahreçli kitap var.

Mehmet Altan ile karşılıklı konuşamayıp onun karşısında bir televizyon programına çıkmaya yüreği yetmeyenler şimdi onun yazısına "erişim yasağı" koymaya çalışıyorlar.

Be hey akılsız, üç-beş itaatkâr memur köşesini ona hakaretle doldurdu diye yılların Mehmet Altan'ı korkup demokrasi tarafından ayrılır mı?

Sen bu Altanlar'ı kapıkuluna çevirdiğin o çaşlar gibi "satın alınabilir" mi sandın?

Bu kavgada babasının gözü patlamış, oğlu birkaç kuruş, iki kıytırık mevki için sana eyvallah eder mi?

Bayılıyorum bizim memleketin alaturkalığına.

Acz içinde kıvranıyorlar.

Ve de mantı üstüne lüfer, yanında konyak arıyorlar.

Aradıkça yeni yüzlerini görüyoruz.

Mehmet Altan'ı "sansür" ile susturmaya çalışıyorlar.

Anlamadıkları bir şey var ama.

Geçti o günler cancağızım.

Twitter: @bilgehanucak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here