Masalların Çevresinde I (Almanya Yazıları I)

0
50

Sevdiğin insanları tanımak risklidir.

Mesela, bir azize kabul ettiğin kadının gerçekte alkolik bir yelloz olduğunu görebilirsin.

Bütün romanlarını okuduğun bir yazar da olabilir bu, şiirlerini ezbere bildiğin bir şair de, resimlerine saatlerce göz kırpmadan baktığın bir ressam da, eşsiz güzellikte bir sinema oyuncusu da, tirada birlikte başladığın bir tiyatrocu da…

Bazen üstü toz kaplamış sandıkların içinden eprimiş kâğıtlarda mektuplar, kırık çerçevelerde fotoğraflar çıkar yıllar sonra günyüzüne.

Biyografiler yeniden yazılır.

Bir de en az bu insanlar kadar sevdiğin ama asla tanışma imkânı bulamayacağın karakterler vardır.

Oysa en azından çocukluğunun tamamını onlarla geçirmişsindir, en uzun oyunlarında onlar vardır hep, dertlerini onlar dinlemiştir, gece onlara sarılarak uyumuş, onları dinlerken uykunun dipsiz boşluğuna yuvarlanmış, mutluluğu da, kahramanlığı da, iyiliği de onlarla görmüş, en büyük maceralara birlikte çıkmışsındır.

Hansel'le Gretel'in başına gelenlere hep birlikte sevinip hep birlikte üzülmedik mi?

Ormanın içinde şekerden bir ev bulmak, çocuk zihnini uyuşturan o büyük sahnede hangimiz sevinmedik?

Hangimiz öfkelenmedik arkadaşlarımıza kumpas kuran o cadıya?

Hangimiz "ekmek atma, yolunu bulamazsın sonra" diye dertlenmedik?

Ya da dünyada "seni daha iyi görmek için" diyalogunu bilmeyen insan var mıdır?

İyilik dolu kırmızılı başlıklı kızın acısını içinde yaşamayan biri oldu mu aramızda?

Aradan yıllar geçtikten sonra bile bu masallardaki konuşmaları taşımadık mı kendi gerçek hayatımıza?

Son sayfada, hiçbir mantık aramadan sevinmedik mi kurdun karnından canlı çıkan o saf kıza?

Her masaldan birşeyler kaldı üstümüzde.

O masallarda aradık iyiyi, o masallarda gördük cesareti, o masallarda inandık dürüstlüğün erdemine.

Büyüdüğü zaman çocukluğundaki masalları unutmaya çalışıp cadı olanlar, kurda dönüşenler de çıktı aramızdan, hatta siyasete atılıp ülkenin en üst mertebesine yükselenler de oldu ama onlar da çocuklarına masal okudular, onlar da çocuklarını masallarla uyuttular.

Frankfurt'tan Bremen'e, her gece başka bir şehirde ve her gün ayrı masalların peşinde dolaşıyorum.

Çocukluğum, tıpkı bu masalların kahramanları gibi bilinmez bir diyardan gelmişçesine hep yanımda.

Bütün bu masalları derleyen Grimm Kardeşler'in Steinau'daki -şimdi müze olan- evlerini gezdim ilk olarak.

Nasıl "Safranbolu evleri" deyince insanın gözüne bir panorama yansırsa "Frankfurt evleri" için de aynısı geçerli, renkli duvar üstünde birbiriyle kesişen tahtalarla şeritlenmiş, geniş ama uzun çatılı evler.

Önce bir ortaçağ sarayının içinden geçtim.

Etrafı suyla çevriliymiş bir zamanlar, filmlerdekinin aksine timsahlar yokmuş içinde ama köprü kalktığında geçmesi imkânsız olan bir derebeyi sarayı.

Kimbilir ne acılar, ne sömürüler, ne ölümler, ne aşklar, ne pişmanlıklar gördü o duvarlar.

Sarayda yemekhaneye girdim.

Bir şövalye elbisesi duruyor kenarda.

Hayatına Pardayanlar ya da William Wallace dokunmuş olan kim sevmez şövalyeleri?

Ve ben özellikle çok severim o cesur insanları.

Yaklaşık otuz kiloluk bu zırhın ağız kısmı uzun bir üçgen.

Böylece hem kılıç darbesini kaydırarak kolayca savuşturuyormuş hem de özellikle sıcağın kavurduğu yaz günlerinde nefes alacak bir alan sağlıyormuş.

Sonra ilginç bir şey daha öğrendim, bu zırhlar paslanmaya karşı düzenli bakıma sokuluyormuş ama boya falan olmadığı için tereyağı kullanıyorlamış!

Bir de, içinde maket bir kuş olan bir kafes vardı köşede.

Kapılar hep kapalı olduğundan bir alarm olarak besliyorlarmış bu kuşları, eğer oksijen bir anda azalırsa kuşlar çığlık çığlığa bağırmaya başlıyor, yok eğer yavaş yavaş biterse bu kez meşhur kurbağa hikâyesindeki gibi kuşların sesi tümden kesiliyormuş.

"Alarm kuşları" diyorlar artık onlara.

Kuşlar normalden farklı ötmeye başladıklarında kapılar açılıyor, yemyeşil kasabaların çiçek kokan havası içeri doluyor ve hayat kendi ritminde devam ediyor.

Saraydan çıkıp Grimmlerin oturduğu eve geldim.

Bir masal kasabasında bir masal evinin içindeydim, sanki görünmeyen kelebekler uçuşuyordu etrafımda ve bir şelale çağıldıyordu usulca, bir yanımda Fareli Köyün Kavalcısı öte yanımda Kurbağa Prens'in ruhları hep birlikteydik.

Herkes iyiydi, her şey iyiye varacaktı en nihayetinde.

Masal diyarında, onların dünyasındaydım.

Grimm Kardeşleri'nden büyülü evinde merdivenden yukarı çıktım, üst katta bir ad gözüme çarptı:

"Engelbert Humperdinck. 1854-1921."

Humperdinck, birçok şarkısını ezbere bildiğim harika bir şarkıcı ama bu sadece bir isim benzerliği, benim yaklaşık yüz sene önce öldüğünü öğrendiğim Engelbert ise, Hansel ve Gretel'in operasını besteleyen bestekâr.

Gene de burada Engelbert Humperdinck'i bulmak, gerçekten bir başka âlemde dolaşıyor olduğumu gösteriyordu.

Evden ayrılıp otobüse, sonra yemyeşil yollarım arasından geçerek bir başka kasabaya:
Alsfeld.

Kırmızı Başlıklı Kız'ın kasabası.

Demek ki, hepimizin kasabası biraz burası.

Kasabanın meydanı binalarla süslenmiş.

Romantizm, bazen sadece birkaç çizgidir.

Belediye Binası, beş asır öncesinden kalma, yanındaki siyah-beyaz olan da ondan yüzelli yıl yaşlı.

Biraz yürüdüm.

Bir çeşmenin şırıltılarını duydum, karşıma önce lalelerin arasında bir ağaçevi çıktı.

Durdum ve izledim.

Ağaçevi, laleleri, bahçenin bir bölümüne el koyan melisaları, binaları…

Ve bazen lalelerin arasında bir ağaçevidir romantizm.

Meğer bu muhteşem kasabada Kırmızı Başlıklı Kız'la da tanışmak varmış kaderde…

Masal Evi dedikleri tarihi binanın girişinde beş kişi bu masalı canlandırdılar.

İçerde bir de Almanca masal dinledim.

Kurbağa Prens'i anlatıyordu eski kıyafetler içindeki müze görevlisi.

Alsfeld'i de gezip otele döndüm.

Odaya girer girmez Engelbert Humperdinck şarkılarının yanına bir buğday birası açtım.

Spanish Eyes, The Last Waltz, Quando Quando Quando, Release Me ve tabii A Man Without Love…

Tek kişi için çok büyük bir odam, rahatsızlık veren çift kişilik boş bir yatağım var.

"Yalnız adam, aşksız adamdır" diyor Engelbert Humperdinck.

Buğday birasından büyük bir yudum daha alıyorum.

Kırmızı Başlıklı Kız'la tanıştım bugün.

Büyük mutluluklar ve büyük yalnızlıklar içinde başka bir âlemdeyim.

Twitter: @bilgehanucak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here