Makarios’un Kabusu, KIB-TEK ve Su Dairesi

Haber İçi Üst 745×140

 

Türkiye'den Kuzey Kıbrıs'a kabloyla elektrik getirilmesi konusu yeni değil. Konu, KIB-TEK'in yeniden yapılanması ve alternatif enerji kaynaklarının yaratılması gündeminden başlayarak, 2010-2012 mali protokolüyle gündeme geldi.
 

Bunu izleyen diğer protokollerde ise kablo sistemi hedef olarak programa girdi.
 

2014 yılında dönemin CTP-DP hükümeti bu konuda çalışmaların kesintisiz olarak devam edeceğine ilişkin bir taahhüdün altına imza attı.
 

Bu süreçlerin hiçbirinde en azından kamuoyuna yansıdığı kadarıyla kimse bir fizibilite çalışması yapmadı.

Hiç kimse böyle bir çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu da öne çıkarmadı.
 

Karar, Türkiye'nin ağırlıklı olarak siyasi temelde aldığı bir karardı ve gelmiş geçmiş bütün hükümetler sevseler de sevmeseler de bu karara itaat etti.
 

Şimdi iki ülke arasında imzalanan çerçeve anlaşmasıyla konu bir adım daha ileri alındı. Dahası sadece elektrikte değil, petrol ve doğalgaz çalışmalarında da Türkiye daha önce aldığı yetkiyi pekiştirerek bu anlaşmaya bunu da ekledi.
 

Uzmanlar normal şartlarda, yani KKTC'nin tanındığı koşullarda, Türkiye ile enterkonnekte sistem kurulmasının faydalı olacağı görüşünü ortaya koyuyor. Ancak KKTC'nin tanınmadığı, çözümsüzlük koşullarında Türkiye'nin uluslararası anlaşma yükümlülükleri nedeniyle sistemin arz güvenliğini sağlayıcı açıdan çalışmayacağı uyarısında bulunuyor.
 

Yani Kuzey Kıbrıs'ta yaşanacak elektrik kesintilerinde Türkiye devreye giremeyecek. Ama Türkiye isterse kabloyla elektrik taşıyıp bize tabii ki satabilecek.
 

Ben olası bir çözüm durumunda bu engelin ortadan zaten kalkacağını düşünüyorum. Burada önemli olan, ülke ihtiyaçlarının doğru tahlil edilmesi ve çıkarların ortaklaşmasıdır.
 

Adanın Kuzey'inin büyük sisteme bağlanması olumlu olarak görülebilir, ancak bu anlaşmalar üzerinden enerji üretiminde Türkiye'nin koşullarının dayatılması ve bunun her koşulda olması tehlikesi açık duruyor.
Ağır kuraklık yaşayan, yer altı suları kirlenen, Kıbrıs'a Türkiye'den su gelmesi ne kadar olumluysa, bunun güçlü tarafın siyasi ve ekonomik çıkarları kapsamında halka çok daha pahalıya mal olması ve karar verici bütün mekanizmalarının etkisizleştirilerek özele açılması o kadar zararlıdır.
 

Bugün suda henüz yeni fatura ödemedik. Henüz özel şirket devreye girmedi. Ama zaten dar bir ekonomi içinde hapsolmuş bir topluma neredeyse elektrik faturası kadar su faturası dayatırsanız, bir refah seviyesi olarak görülen ve en temel insan hakkı olan temiz su ihtiyacı üzerinden acı çektirirsiniz.
 

Suda bütün mülkiyet, yetki ve olası satıştaki söz hakkı Türkiye tarafının. Kuzey Kıbrıs tarafı, sadece gündelik ihtiyacını karşılıyor ve bunu daha pahalıya yapıyor.
 

Türkiye ise özellikle olası çözüm koşullarında su gibi hayati ve stratejik bir konuda adadaki varlığını güçlendiriyor.
 

Şimdi elektrik konusunda da farklı bir durum ortaya çıkacağını düşünmüyorum. 
 

Uzmanlar yaptıkları çalışmalarda enerji maliyetlerinin kabloyla daha da artacağı görüşünde. KIB-TEK'in üretim kapasitesinin ortadan kaldırılmasıyla fiili olarak işlevsizleşeceğine inanıyorlar.
 

Henüz detaylarını öğrenemediğimiz çerçeve anlaşması kamuoyuna yansıdığı gibiyse, KIB-TEK de bir süre sonra Su Dairesi'nin pozisyonuna düşecek ve işlevsizleşecek.
 

Türkiye su ile katladığı gücünü enerji üzerinden doğalgaz ve petrolle de birleştirerek, daha da ileri bir noktaya taşıyacak.
 

Bunun Türkiye açısından yanlış bir karar ya da eylem olduğunu düşünmüyorum. Vizyon geliştiren siyasetler bunu yaparlar.
 

Burada sorun, bizim vizyonsuz ve edilgen kalmamız. Kendi çıkarlarımızı ortaklaştırma çabası yürütemememiz. Daha da acısı, bunu yapacak hiçbir mekanizma geliştiremememiz.
 

İçinde yönetimine talip olduğunuz yapı ne olursa olsun, bunu yönetecek mekanizmalarınız yoksa, yokolmaya mahkumsunuz.
 

Bizim de yaşadığımız aynen bu…
 

Birkaç kez yazdım ama tam da bu dönemde yeniden tekrarlamakta fayda görüyorum. Türkiye Milli Güvenlik Kurulu 2012 yılında, su ve elektrik konusunda bir rapor hazırlamış. İşte o raporun en çarpıcı tarafları;
 

"… Projenin ilk ortaya çıkışı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi kapsamındadır. Bu doğrultuda, Türkiye ve Yunanistan arasında, Türkiye’den KKTC ve GKRY’ye elektrik satışının etüt edilmesi konusunda anlaşmaya varılmıştır. Bahse konu projenin fizibilite hazırlıklarının sürdürüldüğü bir dönemde, 3 Ekim 2012 tarihinde Ankara’da Türkiye ve KKTC yetkilileri arasında yapılan ve KKTC’ye Su Temin Projesi’nin de ele alındığı toplantıda, elektrik nakil projesinin realize edilme sürecinin hızlandırılması kararlaştırılmıştır…"
 

"…Türkiye ile KKTC arasında bir protokol imzalanacağı, projeyi Kıbrıs Elektrik İdaresi (KIBTEK) adına Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ)’ın üstleneceği, projenin Mersin / Anamur’dan Girne’ye denizaltından kablo döşenmesi ve 200 mw elektrik iletimini kapsayacağı, denizaltı kablo inşaatının yapımının, TEİAŞ’ın yapacağı uluslararası ihale ile gerçekleştirileceği, ihaleye Türk firmalarının yanı sıra İtalya, İngiltere ve Fransa’dan firmaların katılmasının beklendiği, üretilen elektrik enerjisinin, ilk etapta KKTC’ye daha sonra ise buradan GKRY’ye mevcut hatlar üzerinden nakledileceği ifade edilmiştir…"
 

Bunlar gündeme getirildiğinde dönemin ilgili bakanları bu konularda henüz bir çalışma olmadığını söylüyordu.

Oysa MGK'nın yarım asırlık bir hedefi olduğu aynı raporda açıkça dile getiriliyor;
 

"…Kronik bir su arzı sorununa sahip Kıbrıs’ta, Makarios’un “Ada’nın Türkiye’ye bağlanmasına asla izin vermem” ifadesinden yaklaşık 50 yıl sonra, Türkiye’den bir bağlantıyla su temini sağlanmış olacaktır. Böylece, 40 yıllık geçmişi olan ve sloganlaşmış bir fikrin yaşam bulmasının sağlanmış olacağı düşünülmektedir…"

Facebook Yorumları
0
BeğenBeğen
0
MuhteşemMuhteşem
0
HahahaHahaha
0
İnanılmazİnanılmaz
0
ÜzgünÜzgün
0
KızgınKızgın
Teşekkürler!

Benzer yazılar

Haber İçi Alt 745×140