Linobambakiler gibisiniz…

0
63

Ağustos sıcağında, Lefkoşa caddelerinde iki önemli gösteri yer aldı geçtiğimiz günlerde…

Birinde “gençler”in ezici çoğunluğu dikkat çekiyordu… Ötekinde ise kırlaşmış saçlar, kel başlar, uzamış sakallılar daha yoğundu…

Birinde “mini şort”lu kadınlar vardı… Ötekinde ise başı kapalı genç kadınlar…

Birinde bol miktarda bayraklar vardı, ötekinde sert sloganlar içeren posterler…

Birinde gençler sağ ellerini havaya kaldırıp yumruklarını sıkarak bağırıyorlardı… Ötekinde kurt işareti yapanlar da vardı, elinin dört parmağını açık biçimde havaya kaldıranlar da…

Birinde borular, trampetler vardı; ötekinde pidede döner kebap…

Genç kalabalık “reddediyoruz” diyordu…

Resmi teşvikli diğer kalabalık ise “destekliyoruz” diye bağırıyordu…

Her ikisinin de “odağında” AKP, Erdoğan ve Türkiye Hükümeti vardı…

Gençler bu “üçlü”nün üretimi olan “Koordinasyon Ofisi”ni reddediyordu… Öteki kalabalık ise aynı “üçlü”ye güçlü bir destek sunuyordu…

Her ikisinin de katılımcı listesinde toplumun her kesiminden örgütlerin isimleri sayılıyordu…

Her iki insiyatif de, toplumu harekete geçirmeyi başarmıştı…

Tavla derneğinden, klasik araçlar derneğine; atık pil toplama derneğinden, casinocular derneğine kadar geniş bir “yelpaze”de buluşanların derdi sözümona “demokrasi”ydi…

Mitinglerinin adını da “Demokrasiye Destek Mitingi” koymuşlardı…

“Ya Allah Bismillah, Allahu Ekber” diye bağırdıklarında insanın tüyleri diken diken oluyordu…

Öteki tarafta ise “retçiler” vardı…

Yalnızca “Koordinasyon Ofisi”ni reddedenler, Erdoğan’ı reddedenler, AKP’yi reddedenler vardı…

Topunu birden reddedenler ise galiba çoğunluktaydı…

İnsanımız; ya birinde, ya da ötekinde yer aldı bu gösterilerin… Toplum çoğunluğu ise bu hareketlenmeyi uzaktan seyretti…

Aslında “aktif yurttaş katılımı” bakımından ilginç bir “tablo”ydu her iki gösteri de…

Ama en ilginci kafası karışık olanların, ikircikli yapıların “ne sağcıyız ne solcu” diyenlerin bu sivil meydan “ayrışma”sı ile ortaya çıkması oldu…

“Biz ofisi reddediyoruz, demokrasiye destek mitingini de destekliyoruz” diyenler, “Hem nala hem mıha” vurarak, geçen haftanın “Linobambakileri” olarak tarihimizdeki yerlerini aldılar…

Demokrasiye destek mitinglerinde “Allahu Ekber” çekmek, bizim ilk kez karşılaştığımız bir yeni durumu işaret ediyor…

Hele, UBP ve DP gibi partilerin “demokrasi” kaygusu ya da talebiyle bir mitingte yer alması görülmüş şey değil…

Bu yüzden bu “metazori” görünümlü mitingin “demokrasi” vurgusunda ciddi bir “sulandırma” acı acı sırıtıyor…

Aslında bu gösteri eski “Şükran etkinlikleri”ni andırıyordu…

Bizdeki sağ siyasal partiler, 74’ten sonra bir “Şükran Anavatan” hastalığına yakalanmışlardı…

Ne kadar çok “yağ” o kadar çok “para” demekti…

Yandaşları toplum örgütleri ile birlikte günler, haftalar boyu süren “Şükran sana anavatan” etkinlikleri düzenliyorlardı… Askere, elçiliğe giderler “bağlılık” nutukları atarlardı…

Belli ki artık elçilik de asker de bu tür “yağcılık” kokan girişimlere eskisi kadar sempati ile bakmıyor ki, son zamanlarda bu tür etkinlikler düzenlenmiyor…

Ancak; şunu da söylemek gerekiyor ki, o “şükran” ve “yağcılık” mitinglerinde bile “Allahü Ekber” yoktu…

Bu söylem, hayatımıza ve mitinglerimize yeni girdi ve üstelik “demokrasi” sözcüğü ile birlikte yan yana yer aldı…

Öyle olunca da, ortaya yeni bir “gariplik” çıktı… O da şu:

Türkiye’de “demokrasi”nin canına okuyanlar, siyasal İslam içinde birbirini yemeğe kalkanlar, bir gün geldi “demokrasi”ye muhtaç oldular…

Oysa; tarikatlarla, Allahü Ekber’lerle siyaset yapanların “demokrasi” ile ne işleri var Tanrı aşkına?

Demokrasi kim, onlar kim?

İşte bu yüzden kimse bu gösteriye sakın “Demokrasiye Destek Mitingi” demesin…

Bu olsa olsa “Erdoğan’a ve AKP’ye Destek Mitingi”dir…

“Şükran” kokan, yağcılık kokan, resmi destekli bir “miting”i bize “demokrasiye destek” diye yutturmalarına da hiç gerek yok…

Aynı kitleleri, aynı insanları gene toplayabilirlerdi ve onlarla dürüst biçimde “Erdoğan’a Destek” mitingi yapabilirlerdi…

Yoksa, Türkiye’yi giderek bir “sultanlığa” dönüştürmeye yönelik yeni rejimi desteklemekten utanıyorlar mı?

Sanmıyorum…

Ne Özgürgün’den, ne de Serdar Denktaş’tan öyle bir izlenim edindim…

Bu iki orta yaşlı siyasetçi, eski dinozor sağcı politikacılardan hiçbir “fark” ortaya koyamadılar… Değişen dünyaya zerre kadar ayak uydurmak gibi bir tasaları olmadı…

Gittiler; siyaseti, Erdoğan’ın ve AKP’nin dini bütün “vesayet”ine teslim ettiler…

Her ikisi de, “Allahü Ekber”cilerle birlikte siyaset yapmayı içselleştirmiş durumda…

Orada oturmak uğruna altına imza atmayacakları hiçbir “teslimiyet” belgesi yok…

Bu yüzden caddelerde bando mızıka ile “reddediyoruz” diye çığlık atan, geleceklerinden kaygu duyan gençlere kulak veremezler…

Onlar, Erdoğan’ın “dört parmak açık” işaretini yapanların, bozkurt selamı verenlerin, bayrak sallayıcıların yanındadırlar…

Bu yüzden “Koordinasyon Ofisi” ile ilgili yasa Cumhurbaşkanı Akıncı’dan geri Meclis’e gönderildiğinde, Türkiye makamlarına “Bu bizim Anayasamıza aykırı, gelin bu işi bir daha ele alalım” diyebilecekler mi?

Sanmıyorum… İşimiz gerçekten çok zor…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here