Latifa Hanım – Muhammet – İslamofobia…

0
143

Son dört günden beridir “Evrensel Barış Federasyonu”nun Londra’da düzenlediği “Uluslararası Liderlik Konferansı”ndaydım…

İngiltere Parlamentosu’ndaki toplantı salonu, hıncahınç dolu… Çıt çıkmıyor… Avrupa’dan, Ortadoğu’dan, Afrika’dan, Uzakdoğu’dan senatörler, baronlar, baronesler, prensler, eski bakanlar, eski cumhurbaşkanları, dini şeyhler ve daha birçok barış gönüllüsü, kürsüdeki Müslüman konuşmacının “çığlığı”na kilitlenmiş durumda…    
Ürdün’den gelen Dr. Muhammet; heyecanla ve vücudunun her hücresi adeta titreyerek ve bir mağlubiyet edası içinde ama isyanla haykırıyor:

-Hani, nerede barış? İsrail, Ürdün’le barıştı da ne oldu? Mısır, İsrail ile barıştı da ne oldu?

Önemli olan halkların barışması… Bugün bir Filistinli ile bir İsrailli yan yana bile oturmuyor…

Dr. Muhammet, yerden göğe kadar haklı… Hatta kendisinin de rakamlarla ve örneklerle açıkladığı gibi, Ortadoğu’da bugünkü durum, eskisinden çok daha vahim…

İşte sanırım bu yüzden, Kıbrıs’ta bulunacak bir “çözüm” bu şiddet coğrafyasında büyük bir pozitif “patlama” yaratacak…

Aslında Kıbrıs sorunu, global barış aktivistlerinin gözünde, oldukça “yufka” ve biraz da “şımarık” bir sorun gibi görülüyor…

Bu yüzden bizimkine biraz da “küçümseyerek” bakıyorlar… Pek çok sorunda, Kıbrıs’ta kullanılan iki toplumlu “uzlaştırma” çabaları ve metotları onlara çok “modern” geliyor…

Örneğin onlar çatışan taraflar arasında “diyalog” kurmayı bile büyük bir iş sayıyorlar… Kıbrıs’ta ise, Türklerle Rumlar “diyalog” safhasının fıcırını çıkardılar…

Diyalog çok, ama işbirliği yok…

Ben de “Diyalog her şeydir” diyen Dr. Muhammet’e, “Bazen diyalog hiçbir şeydir” demek zorunda kaldım…

Avrupalı konuşmacıların derdi ise bambaşkaydı… Kapılarına dayanan göçmenler ve İslamofobia…

İslam radikalizmi belli ki bu “çağdaş” ülkeleri fena korkutmuş… Gene de Avrupa ülkeleri parlamentolarında bu “ayrışma”ya karşı savaş veren önemli “ses”ler var…

Örneğin politik nedenlerle hapse atılan Filistinli kadınlara yoga ve meditasyon dersleri veren Danimarkalı Ulla Sandback adlı bir kadın parlamenter, “Danimarkalı olmaktan utanç duyuyorum” diyor… “Müslümanlardan korkan” bir toplum haline geldiklerini, Müslüman denince akıllarına “şiddet” geldiğini anlatıyor… Oradaki hükümetin göçmen politikasını yerden yere vuruyor…

Ulla Hanım’ın bu “çıkış”ı elbette yeterli değil… Evrensel bağlamda bunca barış örgütünün, bunca aktivistin çabaları var ama dünya “kan gölü” olmayı sürdürüyor…

Ortadoğu insanı ise bu “yok oluşun” merkezinde yer alıyor…

Ama tüm bu çabalar, dünyayı ayağa kaldırmaya yetmiyor… Zengin ülkelerin silâhları Ortadoğu’da özellikle kadınları ve çocukları yok ederken, aynı ülkeler, bu şiddet yuvalarına bomba yağdırmakla övünüyor…

Londra gazetelerinde ise “İngiliz Hava Kuvvetleri 1000. bombayı IŞİD’e attı” haberleri yer alıyor…

Avrupa’nın göbeğinde, Belçika Parlamentosunda görev yapan senatör Latifa Gahouchi ise bir başka acı gerçeği kürsüde dile getiriyor…

Faslı bir göçmen ailenin üyesi olan Latifa Hanım, seçim gezileri sırasında uğradığı bir kasabada başından geçen bir olayı anlatıyor:

-Adamın biri, kahvehane önünde beni durdurdu… “Sen bu seçimleri kazanamazsın, evinde otur, çocuk bak, yemek yap” dedi…

-Neden, diye sordum… Adam sert biçimde şu yanıtı verdi:

-Birincisi kadınsın… İkincisi Müslümansın…

Latifa Hanım, buna karşın Belçika parlamentosuna girmeyi başardı…

Latifa Hanım gibi, İngiliz parlamentosunda ve başka Avrupa parlamentolarında görev yapan “barış aktivistleri” var…

Sözünü ettiğim bu konferansta birçok ülkeden yükselen bu “güçlü” sesleri dinledik…

Birçoğu; Müslüman toplumların içinde bulunduğu “geriliği” ve kadına yönelik “şiddet”i kürsüden “şikayet” ederken, insan ister istemez “tuzu kuru” batılıları düşünüyor…

Müslüman olmayan batılı, ya bizim coğrafyadaki bu “felâket”e uzaktan bakıyor, ya da dünya görüşü doğrultusunda bu durumlara “üzüldüğünü” gösteriyor…

Ortaya çıkıp, savaş veren, kendi ülkesinin vatandaşı olmaktan utandığını apaçık söyleyenler de var tabii… Ama yetmiyor…

İşte bu yüzden adını bile yenile öğrendiğim “Evrensel Barış Federasyonu”nun barış çabalarına, dünyanın birçok ülkesinde yürüttüğü projelere hayranlıkla baktım…

Tayland’da, Nijerya’da, Gabon’da, Filipinlerde, İsrail’de, Filistin’de ve daha birçok ülkede bu federasyona bağlı binlerce “Barış Elçisi” kavgalı toplumlar içinde “uzlaşma”yı sağlamak için çaba harcıyor.

Bu kocaman global organizasyon, Kore savaşını yaşamış, hapis yatmış, 1971’de Amerika’ya göç etmiş bir Koreli’nin eseri…

Kuzey ile Güney Kore’yi birleştirmeyi kendine amaç edinmiş olan Sung Myung Moon, eşi ile birlikte yaşamlarını “barış”a adamışlar…

Federasyon’un kurucusu Moon, 2012’de 92 yaşında ölene kadar, Birleşmiş Milletler örgütünün revize edilmesi için de büyük savaş vermiş.

Evrensel Barış Federasyonu, kurucu ailenin kalabalık ve iyi eğitim görmüş üyelerinin yönetiminde dünyanın her tarafında barış projeleri uyguluyor.

Dünyanın barış karnesinin kırık ve utanç verici notlarına rağmen, iğne ile kuyu kazıyor, barışın ve bunun yanında kadının değerini ve etkisini artırmaya çabalıyor…

Koreli Moon, ölmeden önce kendi ülkesini birleştiremedi…

Dilerim ki, adaşı ve ülkedaşı Ban ki Moon, bizimkini birleştirir…