Kuzey Kıbrıs’tan bir Cayman Adası çıkar mı?

0
82

 

‘Çözüm tüm adalılara lazım’ diyor ve bunda ısrar ediyoruz. Adadaki status quo’nun sürdürebilecek bir realite olmadığı artık tüm yerel ve küresel aktörlerce kabul edilmiş durumda. Ortak metin bu noktanın altını çizip vurguluyor. ABD bu noktaya temas ediyor. Aynı noktanın altını artık Ankara’da çiziyor.

1974’te oluşan ateşkes çizgisi artık Kıbrıs’ta değişen sosyopolitik yapısının ağırlığını kaldırmıyor.

Deyim yerindeyse adadaki yapay sınırlar iki topluma dar geliyor. Kuzey Kıbrıs dünyaya açılmak istiyor. Adanın güneyi ise sosyal ve ekonomik buhrandan çıkış arıyor. Bu çıkışın anahtarı Kıbrıs Sorunu’nda gizli.

Hiçbir Rum siyasetçinin bu gerçeğe sırtına dönme lüksü bulunmuyor. İsteseler de istemeseler de Kıbrıs Türk Sağının temsilcileri de bu gerçeği göz önünde bulundurmak durumdadırlar. Kıbrıs Türk toplumunun karşı karşıya kalmış olduğu toplumsal ve ekonomik açmazdan çıkışın anahtarı müzakerelerde saklı.

‘Müzakereler ortak bir yapıyla, yeni bir federasyon ile sonuçlansın’, diyoruz. ‘2015’er Kıbrıs Federal Cumhuriyeti ile girelim’, temennisi dilimize pelesenk olmuş durumda. Irk, din, etnik ayrımcılığın olmadığı, AB üyesi, kendi ayakları üzerinde durabilen, modern Kıbrıs Federal Cumhuriyeti… Telaffuzu bile insanı bir hoş ediveriyor…

Olabilir mi? Neden olmasın?

Temennilerimizde ısrarcıyız. Ancak, önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere yeni dönemde gerçekçi bir bakış açısı geliştirmemiz gerektiği inancını taşımaktayız. Yeni dönemde, Kıbrıs Sorunu’nun çözümünde yana olan herkesin ayakları yere sağlam basmalı. Hayalciliğe kapılmamız lazım. Şatafatlı, iddialı sözlerden ve vaatlerden kaçınmak en doğrusu. İnancımız bu yünde…

Son günlerde beni oldukça düşündüren bir olasılık üzerinde kafa yoruyorum. Bu olasılık babında, geçtiğimiz haftalarda gerek adanın kuzeyinde gerekse de adanın kuzeyinde, karar alıcı konumunda olan birçok insan ile fikir alışverişinde bulundum. Kafama takılan soru basit: ‘Farz edelim ki –ihtimal vermek istemem ama- yeni müzakere süreci sonuçsuz kaldı. Adadaki taksim kalıcılaştı. Rumlar tek başlarına, adanın bir bölümünde Kıbrıs Cumhuriyeti ile Avrupa serüvenlerine devam etmek durumunda kaldılar. Bu durumda Kıbrıslı Türklerin payına ne düşecek. Böylesi karamsar bir senaryoda Kıbrıslı Türkleri bekleyen ‘gelecek’ ne olacak?’

Yukarıda arz ettiğimiz soruya Kıbrıs Sağının temsilcilerinin ve Ankara’daki milliyetçi ve ulusalcı çevrelerin cevabını şimdiden duyar gibiyim. ‘Canım tereddüt edecek ne var? Türk tarafı KKTC ile yoluna devam eder, uluslararası kamuoyundan kuzeyin tanınmasını talep eder’. Bu yanıta bir soru ile karşılık vermek durumundayım:

Bu gerçekçi bir senaryo mu? Rum tarafının adanın tek tanınmış hükümeti sıfatıyla müzakere sürecinden koptuğu, Doğu Akdeniz’de dengelerin Ankara’nın aleyhine dönüşüme uğradığı bir esnada, kuzeydeki devlet yapısı bir Kosova modeline evrilir mi? Açıkçası bu konuda ciddi çekincelerim söz konusu. Anladığım kadarıyla bu çekinceleri birçok yabancı diplomat ve uzman da paylaşmakta. Bu noktada, ismini açıklamadan, birkaç gün evvel Atina’da, bir Avrupalı diplomatın benimle paylamış olduğu görüşe yer vereyim: ‘1983’te Türk tarafı büyük bir hata yaptı. Kendi iç meseleleri yüzünden korsan bir devletin ilanına karar verdi. Federal bir yapıyla yoluna devam etmiş olsaydı, önümüzdeki aylardaki olası Kıbrıs fiyaskosu ile beraber Kıbrıs Türk Devleti kendiliğinden  meydana çıkmış olacaktı. Bunu öngöremedi Türkler. Şimdi bunun bedelini ödeyecekler’.

Farz edelim ki, kuzeydeki devlet yapısının uluslararası tanınmışlığına şimdilik olanak yok… Bu durumda yeni bir sorun ile karşı karşıya kalmış olacağız: Kıbrıslı Türklerin payesine bu durumda ne düşer?
İki seçenek var yukarıdaki seçenek ile ilgili olarak öne çıkan…

a- Kuzey Kıbrıs’ın kademeli ya da yan yoldan Türkiye’ye katılımı. Bu konu hakkında geçtiğimiz dönemde Kıbrıs Sağının temsilcileri fikir öne sürdüler. Kimilerine göre, kuzeyin Türkiye’nin yeni bir eyalete dönüşmesi en iyi çözüm yolunu teşkil ediyor. Bu teoreme cevabımıza yeni Batılı diplomatın ağzından verelim: ‘Tam bir saçmalık. 21. Yüzyılda kendi periferisinde önemli bir güç olarak sivrilmek isteyen Türkiye uluslararası kamuoyu nezdinde işgalci damgası yemek ister mi? Türkiye’nin böyle bir iddiası olsa aynı tavrı Federal Kürdistan ve Kuzey Suriye örneğinde sergilemez miydi?’

b- Kuzey Kıbrıs’ın tanınmadan, serbest ticaret bölgesi ve vergi cenneti olarak yoluna devam etmesi. Birkaç gün evvel, Kıbrıs Türk liderliği içerisinde geçmişten günümüze dek önemli roller üstlenen bir sima bu konu hakkında benim için şu noktanın altını çizdi: ‘Görünen köy kılavuz istemez. Görüşmelerde bir sonuç alınması zor gözüküyor. Görüşmeler kopma noktasına gelebilir. Böylesi bir durumda, dış konjonktürden dolayı KKTC’nin tanınması gündeme gelmez. Bu durumda Man’s Island ya da Cayman Adaları örneği karşımıza çıkar’.

Kuzey Kıbrıs’tan bir ‘Cayman Adaları’ modeli çıkar mı? Daha da önemlisi, bu model Kıbrıslı Türklerin çıkarına olur mu? Bu noktada durup bir soluklanmamız lazım. Dikkatlice düşünelim: Ekonomik paketlerle ve boru hatlarıyla Türkiye’ye bağlanan, yükselen Türkiye sermayesinin arka oyun bahçesine dönüşen, bölgedeki değişen dengelere siyasi ve diplomatik açıdan ayak uyduramayan, kemikleşmiş ve eskimiş kliental sistemle yoluna devam etmek hevesi içerisinde olan Kıbrıs Türk tarafının bu alternatif seçeneğe odaklanma gibi bir lüksü var mı? Bizden sadece sorması… Yanıtı siz adalılara kalmış…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here