Küçük Bir Su Hikâyesi!

0
128

“Söyleyin Kral Nemrud’a, ben üfürmeye devam edeceğim!”

– Alo!

– Doktor nasılsın?

– İyiyim.

– Nedir yahu bu su meselesi, kafam allak bullak oldu!

– Maalesef ben de darmadağın oldum!

– Bu işin özü nedir, anlat bana doktorum? Çünkü sen de CTP PM Su Komitesi üyesi idin değil mi?

– Evet, öyle!

– Niçin hepsiniz farklı kemane çalarsınız? İmza edilmesi istenen belge tek değil mi? Herkes okuduğunu anlamaz mı? Yoksa başka maksat mı var?

– Maksad nedir onu bilemeyiz, tabii! İyi niyetli olunduğunu varsayalım en iyisi!

– Sen ne diyorsun bu konuda doktorum? Bu iş nasıl başladı, anlat bana lütfen?

– Hikâye uzun aslında? Ülkemizde su kıtlığı hep olagelmiştir. Sular tükendi, tuzlandı, kirlendi…

– Evet, doğrudur.

– Geçmiş yirmi otuz yıl içinde yarım yamalak bazı önlemler alındı, işe yaramadı ya da sonuç vermedi.

– Ne gibi?

– Mesela Güzelyurt Derivasyon Projesi, göletler, dere ıslah çalışmaları ve barajlar yapıldı. Ama hep yeraltı su akiferlerine dayandık. Onları da çar çur ettik. Yeşilırmak deresinden yılda on milyon metreküp su denize aktı, kullanamadık. Projeler nihayete eremedi. Deniz suyu arıtma projeleri akamete uğratıldı. Kumköy ve diğer bölgelerde AB desteğiyle planlanan projeler battos edildi. Nihayetinde “Asrın Su Projesi’yle” umutlandık. Türkiye en yetkili ağızlardan bize projeyi ve suyu hibe edeceğini müjdeledi.

– Ne yani hibe değil mi?

– Sen, basında çıkan Antlaşma taslağını okumadın galiba?!

– Sen anlat bana!

– Hibedir de, hibe değil de! Sözde hibe, gerçekte öyle değil? Proje hibe, su, belli değil!

– Siz ne istiyorsunuz? Türkiye’ye karşı mısınız? Onun için mi muhalafet edersiniz?

– Benim görebildiğim kadarıyla halkın beklentisi, “Suyun”, ülkeye girişte, Güzelyalı Pompa İstasyonunda, KKTC Hükümetine devredilmesidir. Varsa bu suyun bir maliyeti de Türkiye’ye ödensin. Belki Türkiye karşıtı olan az sayıda insan olabilir ama halkın çoğunluğu, Türkiye ile dostane, kardeşçe, hak ve hukuka saygılı, eşit bir ilişkiden yanadır. KKTC, suyu teslim aldıktan sonra, Su İşleri Dairesi, suyu, belediye depolarına ve tarımsal su birliklerine ulaştırsın. Parasını belediyeler ve Su İşleri Dairesi tahsil etsin. Elde edilecek kazançla da gerekli yatırımlar yapılsın. Su İşleri Dairesi güçlendirilsin, geliştirilsin. Gerekirse özel sektörle finansman, yatırım ve inşaat konularında işbirliği projeleri de yapılsın. Ama suyun işletme ve denetimi kamuda olsun.

– Peki, İrsen Küçük 2010’da imza atıp suyu Türkiye’ye teslim etmedi mi? Hem gelen suyu hem de yerel su kaynaklarını?

– O antlaşmada bazı sakıncalı maddeler olsa bile, bugünkünden çok iyidir. Çünkü “Su”, Geçitköy Barajında, KKTC’ye teslim edilir der ve yerel su kaynaklarına karışmazdı. Şimdi hem gelen su, hem yağmur suyu, hem atıksu ihaleyle işletmeciye devredilecek. Yerel kaynaklar ise sözde kontrol altına alınacak ve işletmeciyle rekabet etmeyecek fiyatlarla devlet tarafından sayaçlandırılarak satılacak. Belediyeler de devre dışı…

– Yahu doktor, biz Kıbrıslı Türkler adam olmayız! Biz beş sene uyuduk, adamlar deniz altıdan asrın projesi ile suyu getirdi, artık “bu suyla fasulya pişirecek” bizim hâtun, siz de maraza çıkarırsınız? Atsınlar imzayı be gardaş da gelsin temiz su, hem maaşlar da ödensin yahu! Bak Birikim bey der ki imza yoksa maaşlar eksik ödenecek. Erkut bey de der ki imza yoksa tarım reformu da yapamayız. Sen de mi statükocu oldun doktorum?

– Sevgili dostum, 1974’de Türkiye, UBP ve rahmetli Denktaş bir statüko kurdular, Kıbrıslı Türklerin ellerini, ayaklarını, gözlerini, dillerini bağladılar; güya Rumlar’dan kurtulduk, ama kötürüm hâle soktular Kıbrıslı Türkleri… Şimdi de “siz beslemeler hiçbir şey yapamazsınız, siz beceremezsiniz, kendi kendinizi idare edemezsiniz, bakın muhtarlık hizmetlerini bile, TC Yardım Heyeti finanse eder, suyu da idare edemezsiniz” diyorlar. Sence bu adil mi dostum? Önce yönetme kapasitesini yok et, dünyadan izole hâlde kal ve sonra da siz yapamazsınız diyerek, kalan yönetme kapasitesini de hızla erozyona uğrat. Müzakere masasında da iki eşit kurucu devlete ve halka dayalı federasyon zemininde müzakere ettiğini savun. Kim inanır?

– Kimse inanmaz, doktor! Ama siz mi kurtaracaksınız? Türkiye izin vermez size, göreceksin, imzayı atacak ve parayı kapacak olanlara geçecek hükümet. Zaten sendikacılar da demedi mi, “bulacan canım, verecen canım”? Boşver doktorum, salla külahı sen da ye pilavı da tamamdır.

– Dostum, sen kertenkelenin öyküsünü bilir misin?

– Hangisi?

– Kral Nemrud, dağı, ormanı yakmış hani de, kilometrelerce uzaktaki kertenkele yangına doğru üflemeye başlamış…

– Eeee?

– Oradan geçen bir adam kertenkeleye sormuş, “senin üfürüğünden ne olur bre” demiş, koca yangın söner mi?

– Kertekele de demiş ki, “bütün sürüngen kardeşlerim, canlı tüm mahlukat ve canlı tüm nebat yanarken, ben hiçbirşey yapmadan duramam! Söyleyin Kral Nemrud’a, ben üfürmeye devam edeceğim!”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here