Konuşmayı Seven İnsanlarız Vesselâm…

0
86

Bundan iki yıl önce Realist Gazetesinde yayımladığım bu makalemde değindiğim mevzularda hâlen aynı yerde saymamızdan ötürü, güncelleğini yitirmeyen bu yazıyı sizinle yeniden paylaşmak istiyorum.

“Son aylarda başta KIB-TEK, telekomünikasyon, Türkiye’den su getirilmesi, Kıbrıs’ın doğalgaz rezervleri, kamu ve özel sektörde istihdam meselesi, KOP – KTTF ilişkileri, Türkiye ile gümrük birliği yapılması önerileri ve Kürt – Türk öğrenci kavgaları bağlamındaki tartışmaları izledikçe, böylesi bir yazıyla bazı hatırlatmaları yapmak ihtiyacı hissettim.

Kıbrıslı Türkler olarak, yeterli bilgilenme ve araştırma yapmadan çok konuşmayı seven insanlarız vesselâm…

Bununla kalsa amenna! Bir de oturup gazetelere, dergilere ve sosyal paylaşım sitelerine yazanlarımız da var. Tabii ki daha da vahimi her okuduğuna inananlarımız var… Merhum gazeteci – yazar Uğur Mumcu, sık sık “bilgi olmadan fikir olmaz” derdi yazılarında. Hadi eskiden bilgiye ulaşmak zordu; şimdiyse bilgi bir “tık” ile karşımızdadır.

Tabii ki burada dikkat edilmesi gereken bir husus da bilginin maksatlı olarak çarpıtılması, kavramların içinin boşaltılması ve bilgi kirliliğinin yaygınlaştırılması durumudur. Bu durum bazı güç odaklarınca bilinçli olarak yapılabildiği hâlde, bizim ülkemizde bilinçsiz gönüllüsü de çoktur bu bilgi kirliliği taşıyıcılığının.

Bir de bilginin mutlaklaştırıldığı durumları gözden uzak tutmamak gerekir. Mutlaklaştırılan her bilgi eninde sonunda kalıplaşır ve dogmaya dönüşür. Halbuki bilgi, zamana, mekâna, duruma ve kişiye göre belirli bir esneklik gösterebilir. Bilgi, belirli referanslar içinde tanımlanırsa “doğru” olarak kabullenilir. Referans değişirse bilgi de şekil değiştirebilir. Meselâ Çin, Türkiye’den bakınca doğuda, Japonya’dan bakınca ise batıdadır.

Bütün bu anlatılanlar dikkate alınmazsa, toplumsal düzeyde yaptığımız tartışmalar sonuç vermeyen uğultular hâline dönüşür. Aynen KKTC’de genellikle olduğu gibi…

Konuyla ilgili örnek verelim. Örneğin “ekonomik akıl” kavramı ülkemizde son yirmi yıl içinde çok telâffuz edilen ve çok çarpıtılan bir kavramdır. Liberal ekonomik literatürde çok mutlaklaştırılan; uygulanan ekonomik politikalarda hayat bulan bu kavram, aslında bazı solcuların yaptığı gibi yabana atılabilecek bir olgu da değildir. Buna karşın belirli bir toplumsal vicdan ve siyasal  akılla çerçevelenmeyen ekonomik aklın, insan topluluklarının yararına sonuçlar vermediği de uygulamalardan anlaşılmıştır. Tersi de olumlu sonuçlar vermemiştir. Yani toplumsal vicdan ve siyasi akıl da ekonomik akıldan yoksunsa, o da duvara toslamıştır. Demek ki her kavram ve uygulama belirli koşullar ve belirli çerçeveler içinde anlam kazanabilir. Ekonomik aklı yok saymak da mutlaklaştırmak da yanlış sonuçlar vermektedir.

Bu durumda olaylara daha geniş bir vizyonla bakmak gerekmektedir. Günümüzde, toplumsal sistemi (ki buna “Toplumsal Akıl” da diyebiliriz) oluşturan altı ana parametre ve iki bileşenden söz edilebilir: İdeolojik – siyasi akıl, ekonomik akıl, bürokratik – teknik akıl, hukuksal akıl, ekolojik akıl ve bilimsel akıl. Bunların yanısıra iki önemli bileşen de toplumsal vicdan ve küreselleşme bilincidir.

Toplumların huzur içinde ve mutlu yaşayabilmesi, sorunlarını ötelemeden çözebilmesi açısından bu parametreler ve bileşenler çok önemlidir. Herbiri kendi içinde özerk bir disipline sahip olan bu parametrelerin herhangi biri diğerinden daha önemli ya da daha önemsiz değildir. Sorunların tanımlanması ve çözümü yolunda her parametrenin kendi özerk iç disiplinine hakettiği değer verilirken, öteki parametrelerle olan uyum ve denge de gözetilmelidir. Aksi, toplumsal kaosa yol açabilir. Kıbrıs sorunundan elektrik sorununa kadar olan bütün toplumsal sorunlarımızın çözüm arayışlarında, toplumsal aklı temsil eden bileşen ve parametreleri, dengeli ve uyumlu bir tarzda kullanmayı beceremezsek, bazılarını abartır bazılarını küçümsersek doğru çıkış yolunu bulamayız.” 

(25 Nisan, 2014’te Realist Gazetesi’nde yayımlandı.)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here