KKTC Çılgınlığı

0
287

Hakikaten bir çılgınlık hali var. Savaş, barış, deniz kenarı, casinolar, fuhuş, ekonomik bağımlılık, kültürel git-gel’ler içerisinde büyük nineleriyle, torunlarıyla evin bahçesinde mangalda buluşan aileler, arkadaşlar çılgınca yaşamıyorlar da nasıl yaşıyorlar?

Liderler buluştu, tam bir açıklama olmadı. Belki de bu Sayın Akıncı’nın ifade ettiği yenilik bu olabilir. Zira her açıklama hem Kıbrıs’da hem Türkiye’de hem Yunanistan’da beşer farklı kesimden minimum 15 farklı yorum getirir. Arapsaçı denen düğüm de bu oluyor zaten. İki toplumun birinci ve ortak meselesi belki de biraz ‘mahremiyet’ içinde olmalıdır. Kimsenin kimseye büyüklük taslamak ‘zorunda’ kalmadığı, kimsenin kimseyi susturma çabasına girmediği bir ortam, çözüm için çok daha faydalı olabilir. Bu iş ya çözülecek ya çözülecek, önemli olan barış isteyenlerin yoruldukları zaman bayrakları yeni jenerasyonlara devretmeleridir. Barış isteyenler de yorulabilir. Senelerce boşa mı kürek çektik sendromuna
girmeye, herkesin hakkı vardır. Ancak tükendiğiniz zaman yerinizi birine bırakmanız önemli. Aynısı çözüm için uğraşan liderler için de geçerli.

Bu yemek meselesinden sonra kamuoyunun da bildiği bir ‘Barbaros Şansal’ meselesi var, ona geçelim. Bazı insanlar ‘mesele’ olmayı istemezler; olurlar ama bazıları ‘mesele’ olmak için çok uğraşır; hiç bir şey olamazlar. Fakat ister istemez bir ‘mesele’ haline gelince insan, bazen iyi bazen de kötü bir sembol olabiliyor. Barbaros Şansal ‘mesele’ haline gelince insan haklarının iyi bir sembolü oldu. Tamamen siyasi olduğu aşikar bir şekilde, KKTC’den, zaten önceden almış olduğu uçak biletiyle deporte edildi. KKTC’de istenmeyen kişi ilan edildi.

Sonrası apronda linç, cezaevi ve bir büyük mücadele; belki bir hayatın altüst olması…

Hukukçu değilim, kanunları tek tek ezbere bilmem ama olayın hiç bir yerinde hukuk olmadığını anlayacak kadar kültürlü, eğitimli bir insan olduğumu biliyorum. Şansal’ın sözleri bir hakaret teşkil etmediği gibi pek çok kişinin de günlük hayatında tekrar ettiği bir kaç cümleden öteye gitmezken, ibret-i alem olsun diye kötü bir sembol yapılmak istenirken,

Şansal, zaten başka platformlarda başkalarının insan hakları için mücadele ederken, bir de kendi hakları için bir mücadeleye girişti.

Kıbrıs’ın ‘körleşmemiş’ insanları Barboros Şansal’ın yanında yer aldılar. Dönemin UBP’lileri de olmayan hukuku icat edip, kendilerinin ve Kıbrıslıtürklerin boynuna bir siyah çelenk gibi astılar. Eğer hükümet değişmese idi, eğer UBP hala iktidarda olsa idi acaba İçişleri Bakanlığı söz konusu hukuksuz ‘sınırdışı’ kararını geri alır mıydı? UBP’li bir İçişleri’nin bu kararı alabileceğini asla zannetmiyorum. İçişlerinin bu kararı alma sebebi mahkemede kendini savunacak tek bir cümlesinin olmamasıdır. Ama tam da bu sebeple zaten siyaset Türkiye’den bağımsız olmalı, yargı ise herşeyden ve herkesden bağımsız olmalı diyoruz.

Siyasi kararların bir dayanağı olmaksızın da verilebileceği herkesin malumu.

İşte bu sebeple Kuzey Kıbrıs Türk Toplumu kirlendi. Kuzey Kıbrıs ile Barbaros Şansal beraber anıldığı zaman ‘kukla KKTC, kukla polis, kararlarını kendi alamayan kitle, Türkiye’nin 82. Vilayeti, egemen ve bağımsız olmayan Kuzey Kıbrıs kelimeleri arka arkaya dökülecek. Bir şahsın ‘deportasyon’ talebini, emir demiri keser mantalitesi ile bakan KKTC, uluslararası
camiada yara aldı. Güç bela ilerlenen bir çözüm yolunda kendi kendimizi rezil ettik geçmiş hükümet döneminde. (Tabi UBP’nin nezdinde fevkalade Türkiye’nin gözüne girmiş olabiliriz ama artık burada notu siz verin, ben vermeyeyim) Ne prestij, ne tanınma, ne de çözüm sürecinde yok sayılmamız bu sebepten. Sınırdışı kararının iptali dışarıda medya ve basında
çok az yer bulacaktır. Evet, adalet yerine geldi ama birincisi ‘Adalet neden baştan çökmüştü?’, ikincisi ama bir o kadar gene vahimi, ‘iyi haberler kötü haberler kadar prim yapmıyor’.

Şansal Bey’e geçmiş olsun diyoruz ama KKTC’ye diyemiyoruz. Yargı henüz bağımsızlığını korusa da siyaset, Cumhuriyet Meclisi bu konuda yüz milyon kere sınıfta kaldı. Meseleler Avrupa medyasında bazen duyulur bazen duyulmaz. Bu olay KKTC için tam bir reklam oldu ama iyisinden değil, kötüsünden. Bu lekeleri çıkarmak imkansızdır ve hangi masaya oturursanız oturun, sizi takip eder ve sizi tanımlar. O yüzden İslam ülkelerinin olmayan organizasyonlarında, olmayan teşkilatlarında ‘ülkemizi’ temsil ettik gibi cümleler ancak kendi kendini kandırmaktır. Evet, Kuzey Kıbrıs Devleti diye bir yazı masamızda olabilir, güzel de bir memnuniyet sebebi olabilir ama öbür tarafta dağları devirirken, biraz abesle iştigal oluyor bu sözler.