Kırım ve Kıbrıs: Putin’in şakası yok

0
79

Kıbrıs’taki ekonomik kriz yüzünden maruz kaldığı büyük ekonomik tahribattan bir yıl sonra, Rusya’nın güçlü devlet adamı Putin yeni bir endişe verici gelişme ile karşı karşıya kalmış durumda.

2013 Mart’ında, Kıbrıs bankalarındaki Rus sermayesine el koyan Batı (AB-ABD ittifakı), 2014 Mart’ında dikkatini Ukrayna’ya çevirdi. Berlin, Paris, Londra ve Washington gibi büyük başkentlerin yeni dönemde tek bir hedefi var: Bir an evvel Ukrayna’nın tamamını batı kapitalist sisteme entegre etmek.

Ukrayna’da birkaç gün önce absürt kansız bir darbe ile ülke yönetimini ele geçiren Batı yanlısı güçler, son saatlerde ülkenin doğusunda ve güneyinde kontrolü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.

Geçtiğimiz hafta sonu, Batı’nın darbesine kendi darbesiyle karşılık veren Putin, sessiz ve sedasız bir şekilde Kırım Parlamentosu’nu ele geçirip, özerk yönetimin başına kendi adamlarını ‘atadı’. Ardından, Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı özel birlikler Kırım’a çıkarma yapmaya başladı.

Birkaç saat içerisinde Kırım’ın önemli merkezleri ele geçirildi ve Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı birlikler kuşatıldı. Moskova’nın bu adımı büyük bir heyecanla takip eden Batı artık şu olasılığın üstünde duruyor: Önümüzdeki gün veya haftalarda yeni bir devlet oluşumu sahneye çıkabilir. Rus ordusunun desteğiyle Kırım bağımsızlığını ilan edip Ukrayna’dan ayrılabilir.

Bu noktada, yukarıda teorem üzerinde kafa yoran Batılı analistlere bir hatırlatma bulunmak faydalı olabilir.

Ukrayna Krizi’nde gelinen son aşamada Putin’in ve Kremlin’in hamleleri Kırım ile sınırlı değil. Rusya’nın B.M.’deki temsilcisinin birkaç saat evvel okuduğu mektup tam bu noktada büyük önem kazanıyor. Ukrayna’nın devrik lideri Yanukoviç bir mektupla Rusya’dan askeri talep ediyor.

Ukrayna’nın eski cumhurbaşkanı ülkesinde kaos ve anarşinin hakim olduğunu öne sürüp Rusya’nın işgaline adeta davetiye çıkarıyor. Bu gelişme şu nokta yüzünden özel anlam kazanmış durumda: Son saatlerde, Türkiye’nin kuzey kıyıları eşi benzeri onlarca yıl görülmemiş bir Rus yayılması gerçeği ile karşı karşıya.

19.y.y.’daki gelişmelere benzer bir şekilde, Moskova Ukrayna’daki vatandaşlarının, soydaşlarının ve ön önemlisi Ortodoksların güvenliği ve bekası adına harekete geçmiş durumda.

Ukrayna’daki kriz Kırım ile sınırlı kalmayacaktır. Kısa zamanda bu krizin kontrol altına alınması zor gözüküyor.

Deyim yerindeyse ok yaydan çıktı bir kere. Bu krizin odağında Ukrayna, arka planında ise gelişmiş kapitalist blok ile 21.y.y.’da kendi kapitalist gelişmesini hayata geçirmek için mücadele veren ‘gelişmekte olan kapitalist’ blokun mücadelesi var. Komünizm defterini 1990’larda kapatan Rusya 21.y.y. arenasında gelişmiş bir kapitalist güç olarak yerini almak istiyor. Geçmişin emperyalist deneyimini gözden geçirip güncelleyen Moskova, yeni dönemde ABD – AB blokuna kafa tutma gücünü kendisinde buluyor. Bu mücadelede Rusya yalnız değil. Çin, Hindistan, İran, Latin Amerika bloku, Güney Afrika gibi ülkelerde bu uğraşın peşinden koşuyor. Fazla uzağa gitmenin pek bir anlamı yok. Başbakanı Erdoğan’nın söylemlerine bakılacak olursa, Türkiye’de 12 yıldan bu yana iktidarda bulunan partinin de bu hevesle hareket ettiğini görmüş oluruz.

Rusya – Batı restleşmesinde ilk parodilerden bir tanesi, yazımızın başında belirttiğimiz üzere, geçen Mart ayında Kıbrıs’ta oynandı. Batı’nın İMF ve Troyka yoluyla Kıbrıs Bankalarındaki Rus sermayesine el atması, Kremlin açısından kabul edilemeyecek bir hareket tarzı idi. Batı’nın bu hareketine Putin kendi hamleleriyle karşılık verdi. Snowden olayı sadece bir istihbarat oyunu değildi. Rusya tarafından ABD’ye vurulan bir hamle idi. Keza, Suriye ve İran özelinde Rusya oyunun hakimiyetini elinde bulundurduğunu önemli hamlelerle tüm dünyaya açıklamış oldu. Uzun sözün kısası: Putin’in hiç mi hiç şakası yok.

Bu kısa yazımızı Soğuk Savaş yıllarında, diplomatik kulvarın perde arkasında önemli roller üstlenen bir Rus devlet adamının bundan birkaç yıl önce bendenize Atina’da vurgulamış olduğu bir nokta-kehaneti- ile bitirelim: ‘1990 yılında Batı ile bizim (Rusya) arasındaki hesaplar kapanmadı. Büyük oyuna kısa bir ara verilmiş oldu. Moskova’nın kendini toparlaması ve tekrardan kendi ayakları üzerine basması ile beraber bu oyun tekrardan çok daha çekişmeli bir biçimde başlamış olacak. Bu büyük oyunun ana sıklet merkezi geçmişte Roma-Bizans-Osmanlı ve Pers İmparatorluklarının hakimiyeti altındaki coğrafya olacak. Önümüzdeki birkaç yıl içerisinde tarihi İstanbul-Atina-Kahire üçgeninde çok enteresan gelişmeler olacak’.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here