Kıbrıs’ta Sol Ucube

0
85

Bu küçük köşe yazısının kaleme alındığı esnada Yeşil Hattın kuzeyinde, Cumhuriyetçi Türk Partisi – Demokrat Parti Ulusal Güçler koalisyon hükümeti tarihe karışmak üzereydi.

Ulusal Birlik Partisi ile tarihi bir işbirliği içerisine girmek durumunda kalan DP-UG’nin bundan sonra iktidardaki yoluna CTP ile devam etmesi oldukça zor gözüküyor.

Bu noktada değerli Levent Özadam’ın yorumunu tekrarlamakta yararlı buluyorum: Serdar Denktaş, Derviş Eroğlu’na olan diyet borcu yüzünden koalisyon hükümetinin sonunu getiren adam olarak modern Kıbrıs tarihindeki yerini almak üzere.

28 Temmuz sonrası kurulan hükümetin birkaç ay içerisinde dağılma noktasına gelmesi Kıbrıs Türk tarafı açısından oldukça önemli bir gelişmedir. İleriki günlerde kurulacak olan hükümetin kompozisyonu önümüzdeki süreçte yaşanacak gelişmeler ve Kıbrıs Müzakereleri açısından oldukça önemli olduğu düşüncesini taşımaktayım.

Bu önemli gelişmeler babında şu noktanın altını çizmek isterim: 28 Temmuz’da beliren hassas denge Kıbrıs Türk siyaset sahnesinde bir kilitlenmeye işaret etmektedir. Derviş Eroğlu’nun liderliğinde Kıbrıs Türk Sağı bir toparlanmaya uğraşı içerisine girmiş bulunmaktadır. Ancak bu toparlanma hareketi Kıbrıs Türk Sağına pahalıya mal olmuştur. Oylar kısa zamanda erimiş, bu cephenin içerisinde derin çatlaklar oluşmuştur. Aynı dönemde, Kıbrıs Türk Solu iktidarın anahtarını eline geçirememiştir.

Kıbrıs Türk Sağının karşı karşıya kalmış olduğu büyük bir buhran adanın genelinde ve bölgemizde yaşanan değişimlerden ayrı okunamaz. Bölgenin genelinde, sağ – neoliberal çizgi üzerinden siyaset yapma hevesi güden güçlerin tamamı 21. Yüzyıla yeni arayışlarla girmektedir.

Bugün Kıbrıs Rum Sağı çok önemli bir yol ayrımına gelmiştir. Güneyde Sağın destekçilerinin önünde iki yol bulunmaktadır: Köhneleşmiş milliyetçi – popülist ajitasyon (Yunanistan’da iktidarda bulunan Yeni Demokrasi liderliği benzeri) ya da neoliberal ekonomiyi liberal siyasi açılımlarla çerçevelemek isteyen yeni arayışlar (Nikos Anastasidis’in sendeleyişi gibi). Türkiye, Güney Avrupa, Latin Amerika ülkeleri bu tip gelişmeleri geçmiş yıllarda yaşamışlardır. Kıbrıs’ın bu değişim hareketinden, bu ikilemden etkilenmemesi olanaksızdır.

Kıbrıs Sağı bu kısa tahlil yazısının ana eksenini oluşturmamaktadır. Bizi bu yazı babında ilgilendiren esas konu Kıbrıs Solu, daha doğru bir ifade ile, ada solunun tükenmişliğidir.

Yukarıda bölgenin genelinde sağın bir ikilimle –popülizm-neoliberalim- karşı karşıya olduğuna temas ettik.

Böylesi bir dönemde bizim Solun iddiası nedir? CTP’in ve AKEL’in yeni dönemde bir iddiası var mıdır? Şimdiye dek yerel kliental sistemi takviye görevini üstlenmiş olan bu partilerin yeni dönemdeki duruşları nasıl tahlil edilmelidir?

Bu büyük başlığa bir girizgah niteliğinde, şu noktanın altını çizerek başlamış olalım: Yanlışları tahlil etmek daima başlangıçların en iyilerindendir. Karşıt düşünceyi tenkit etmeden evvel, insanın ya da siyasal bir yapılanmanın iç hesaplaşmaya girişip bir zihin egzersizi gerçekleştirmesi oldukça faydalıdır.

Geçmiş yıllarda, Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi bu tip bir egzersizi geliştiremediğinden ülkenin ana muhalefetine demir atmak zorunda kalmıştır. Keza Yunanistan’da, geçmişin Stalinist deneyimi ile yüzleşemeyen Yunanistan Komünist Partisi (KKE) derin darbeler almış ve bugünlerde oyları yüzde 4’lere hapsolmuştur.

Dönüp soralım: Bu adanın solunun en büyük yanlışları neler olmuştur? Bu soruya ilk etapta aklımıza gelen birkaç nokta ile cevap vermeye çalışıp bu büyük başlığı Kıbrıs Türk basınında Gazete 360 vasıtasıyla açmış olalım:

1- Kıbrıs Solu milliyetçi akım ve popülizm karşısında yenilmiş, daha işin başından itibaren teslim bayrağı çekmiştir. 50’li ve 60’lı yıllarda, AKEL ‘Enosis’ saçmalığına teslim olmuştur. 70’li ve 80’li yıllarda CTP Denktaş otarşizmine karşılık verememiştir. 1983’teki darbe karşısında yelkenleri hemen suya indirivermiştir. 2000’li yıllarda, iktidar sarhoşluğuyla, CTP Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bir yerel örgütüne dönüşmüştür. Aynı dönemde, iktidar sarhoşluğu AKEL’in aklını başından almıştır.

2- Stalinist, bürokratik anlayış Kıbrıs Solunun hücrelerine kazılmıştır. Bugün CTP ve AKEL elitist kadrolaşma derdi içerisinde olan partilerdir. Birkaç adamdan oluşan ‘yaşlılar heyeti’ bu partilerin çizgilerini belirlemektedir. Bu partilerde ciddi anlamda bir nesil sorunu yaşanmaktadır. Partilerin yönetimleri adanın genç insanlarına ve emekçilerine kapalıdır.

3- AKEL ve CTP çağdaş Kıbrıs realitesini anlamaktan uzaktırlar. Adanın değişen toplumsal sentezini kucaklamak derdi bu partiler için büyük bir bilinmezden ibarettir. CTP’nin kapıları Kıbrıs dışında doğan insanlara kapalıdır. CTP’in kapıları seks işçilerine, türbanlı insanımıza, Kürt emekçisine kapalıdır. AKEL’in kapıları mültecilere kapalıdır. AKEL’in kapıları Kıbrıslı Türklere ve Türkiyeli emekçilere kapalıdır.

4- AKEL ve CTP değişen dünyayı okuyamamaktadır. İki parti Türkiye’de, Yunanistan’da ve bölgede olup bitenleri okuyamamaktadır. Bu partilerin liderlikleri Gezi Direnişini ve Aleksis için şahlanan bir ülkenin gerçeğini anlamaktan uzaktır.

5- Tekrarlamakta yarar buluyoruz. AKEL ve CTP’de ciddi anlamda nesil sorunu yaşanmaktadır. Soğuk Savaş ideolojisine saplanıp kalan 50’lik ve 60’lık sözde komünistler ve sosyalistler adalı gencin sevincine ve iddiasına set çekmektedir. Yeni bir sol arayışı içerisine girilecekse bir an evvel bu eski neslin bertaraf edilmesi zaruridir. Demokratik yollar elvermezse gençliğin devrimciliği devreye girmek zorundadır.

Başta belirttiğimiz üzere, bu yazımız ada solunun dertlerine bir girizgah mahiyeti taşımaktadır.

Tüm sorulara cevap verme gibi bir iddiamız yoktur.

Yanıldığımız noktaları istişare ve münakaşa yolu ile gözden geçirmeye hazırız. Ancak ne var ki, ne yazık ki, adanın genelinde bu gibi bir arayışın var olmadığını vurgulamak durumundayız. Hal böyle olunca adanın solu 21. Yüzyılın başlangıcında siyasi bir ucubeden ileriye gidememektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here