Kıbrıs Sorunu Çözüldü!

0
138

Evet, başlığı yanlış okumadınız: “Kıbrıs Sorunu Çözüldü.” Taksimci ve ayrı devletçilerin söylediği gibi, 20 Temmuz, 1974’te değil; her ne kadar bu ifade derin bir ironi içerse de, “Kıbrıs Sorunu”, “11 Şubat, 2014’te çözüldü!”

1977 – 79 Doruk Antlaşmaları, onlarca BM karar ve belgeleri, Annan Planı, AİHM’in kararları, Talat – Hristofiyas Uzlaşma Belgeleri ve nihayetinde, Eroğlu ve Anastasiadis’in imzaladıkları, “11 Şubat, 2014 Belgesi’yle”, “Kıbrıs Sorunu” çözülmüştür. 1963’ü referans alırsak, elli yılı aşkın sürede ulaşılan son “Çerçeve Antlaşma”, 11 Şubat, 2014 Belgesi’dir.

Peki, bunu söylemenin ne önemi vardır?

Tarihsel süreçte, bu coğrafya ve halkların yaşamında önemli dönüm noktaları vardır: 1571’de Osmanlı’nın adayı fethi, 1878’de başlayan İngiliz İdaresi, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ve 1963’te başlayarak, 1974 Temmuz’una götüren toplumlararası çatışmalar, bölünme vb. … Bu süreçlerde toplumlara liderlik eden önderler ve kurumların, doğru ya da yanlış kararlarının etkileri on yıllar boyu devam etmektedir. Ve hâlen, gelecek on yılları olumsuz etkileyecek tutum ve davranışlar sergilenmeye devam edilmektedir. Hem de sözümona “barış ve çözüm yanlıları” tarafından…

14 Şubat Antlaşması’nın 7. Maddesindeki ifade şöyledir: “Taraflar görüşmeleri güvence altına almak için olumlu bir ortam yaratmayı amaçlayacaklardır. (Taraflar) Karşılıklı suçlamalardan ve müzakereler hakkında kamuoyuna dönük diğer olumsuz yorumlardan kaçınmayı taahhüt ederler. (Taraflar) Aynı zamanda birleşik bir Kıbrıs beklentisine dinamik bir hız sağlayacak güven yaratıcı önlemleri uygulama çabalarına girişeceklerdir.”

İşte bu noktada, liderlere ve barış yanlılarına düşen sorumluluk, durumu gerçekçi olarak tespit etmek ve buna uygun olarak hayatı tanzim ederek, adım adım nihai çözüme ulaşılmasına yarayacak açılımları yapmaktır. Tespit eğer, yukarıda anlatıldığı üzere “Kıbrıs Sorunu Çözüldü” ise, yapılacak olan işlerde önceliklendirme de ona göre olacaktır.

Birçok başkaları gibi ben de, “Annan Planı Referandumu’ndan” sonra girdiğim değerlendirme süreci sonunda, “Bütünlüklü Çözüm” dogmasından uzaklaşmış ve “adım adım” çözüm tezine yaklaşmış durumdayım. Bunu defalarca gerekçeleriyle de yazdım. Hayatın kendisi de bizim gibi düşünenleri haklı çıkarmaya devam etmektedir.

İki toplum liderleri arasında yürütülen “Bütünlüklü Çözüm Müzakereleri” yöntemini, “arabayı atın önüne koymak” olarak niteliyorum. Halbuki paradigmayı ters çevirerek, zaten çerçevesi “11 Şubat, 2014 Antlaşması” ile çizilmiş olan nihai çözüme ulaşmak için adım adım, bu çerçeveye uygun adımlarla çerçevenin içi dolduruldukça, sonunda “bütünlüklü çözüme” ulaşılmış olacaktır. Zaten, 11 Şubat belgesinin 7. Maddesinde ifade edildiği üzere, “birleşik bir Kıbrıs beklentisine dinamik bir hız sağlayacak güven yaratıcı önlemleri uygulama” yönünde tutuk ve ihmalkâr olunmasın.

Böylece sosyal mühendislik yöntemiyle, toplumlara uyup uymayacağı belli olmayan bir gömleği giydirmektense, halkların kendi gömleklerini kendi elleriyle biçip dikmesine olanak sağlanmalıdır.  İşte liderlik ve vizyon bu noktada test edilecektir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here