Kapılar ya Açılacak ya Açılacak

0
257

Müsaadenizle olaya tersinden bakalım. Kapıların açılmak yerine kapandığını varsayın.  Ambargo yiyen, izolasyona maruz kalan, Kuzey Kıbrıs’tan dış dünyaya T.C. pasaportu ile adım atmanın bile yorucu, sıkıcı ve boğucu bir yolculuk olduğu gerçeği var iken, KKTC pasaportunun ‘gerçek olmadığı’ bir dünyada yaşarken, kendi kendimizi kandırırken; biraz daha mı kapanmak istiyorsunuz?  Daha fazla mı hapis istiyorsunuz?  Önünüzdeki sokaktan ilerleyemeyip 20 km dönüş mü yapacaksınız?  Tabi, burada kastım yol meselesi değil.  Hayatın yoludur benim dediğim.  Hayattan bezmektir.  Kıbrıs’ı terk etmektir.  Gurbette yaşamaktır.  Bir bir insanın üzerine binen siyasi yüktür.  Bıkmadınız mı?  Üstünüze gelen dikenli tellerden, yasaklardan, kapalı yollardan bıkmadınız mı?  Şimdi siyaset ve müzakere masalarına oturanlar, siz bıkmadınız mı?  Gerçekleştirilebilecek o kadar büyük ekonomik, kültürel ve şahsi potansiyelimiz var iken, bu hapis durumu kabul edilebilir mi?  Kıbrıs’ın ya üçte ikisi bize açılacak biz de üçte biri açacağız, eskisi gibi, ya da o üçte bire mecbur kalacağız; kendi topraklarımızdan atılmış gibi, boynu bükük ve küskün olarak….Avrupa’dan ve medeni toplumlardan soyutlanmış olarak.

 

Tersten bakmaya devam.  Daha fazla ne kadar kapanacağız?  Arzu ederseniz bir de Berlin Duvarı gibi duvar çekin.  Neticede dikenli teller arasından ‘karşı taraf’ görünüyor.  Hani, kızını konu komşudan saklayan mantalite gibi?  Siz de bizi saklayın.  Görünmeyelim, duyulmayalım, daha kötüsü korkalım, sinelim, olmayan canavarları hayal ederek geri geri yerleşelim.  Sonra ama kişilik bozukluğu baş gösterince hiç şaşırmayın.  İnsandan örnek verdim, siz anlayın.  Berlin Duvarı da birbirini nükleer silahla yok edebilecek kadar birbirinden nefret eden adamlarca dikildi.  Doğu’dakiler kaçıyordu.  Batı Berlin’e kaçıyorlardı.  Orada hayat vardı. Özgürlük var idi.  İş-güç, okul, üniversite ve dünyaya açılan bir pencere var idi.  Doğudakiler kaçmak için ölümü göze aldılar.  Dikenli tellerde vuruldular.  Doğu, dar geldi onlara.  Fiziki bir darlık değil, yaşamsal bir darlık vardı.  Kapitalist Batı ‘aman, ah vah’ dedi, başka bir şey demedi.  Ne yapacaktı koca Amerika?  Bir duvar için savaşa mı gidecekti?  İşte böyle yıllar geçti.  Ben küçük idim ama aklıma kazınan kareler var.  Tabi sonradan olayın önemini anladık.  Ama çocuk halimle tuğlaların söküldüğü, balyozların sallandığı, yıkılan bir duvarı hatırlıyorum.  İnsanlar belki bir sinir boşalması da yaşıyorlardı.  İnsanları kilitleyemezsiniz, insanları kapatamazsınız.  Onlarca sene geçmiş, hala ‘berlinduvarı’mızı indirip indirip indiremiyoruz.  Korkmayın, Türklüğümüz böyle şeylerle ne iner ne çıkar.

 

Avrupa Birliği içindeyiz ama değiliz.  Avrupa Birliği nedir aslında? 28 ülke 515 Milyon insan birbiriyle iletişim halinde. Serbest hareket var.  430 bin kişilik Malta’nın 515 Milyon kişilik yere sahip olması demek aslında.  Entegrasyon için, daha iyi büyümek için, beraber yaşamak için var AB.  O kapılar açılmazsa, Kıbrıs sahneside kapanacak, AB sahnesi de kapanacak.  Vize almak, AB’de çalışmak, çocuğunu, bırak üniversiteyi, dil kursuna bile zor gönderirsin.  Hiçbir üniversite diploman kabul görmeyecek dünyada.  Böyle mi korunacak Kıbrıslı Türk kültürü?

 

Şimdi söyleyin Kıbrıslılar, mantık hangisindedir?  Bu işleri farklı mecralara çekip işleri sulandırmaya çalışanlar var. Türkiye sevgisinden girip Rumculuktan çıkmasın kimse. Vallahi komik oluyor.  Enflasyondan bahsediyorsun gene ‘vatan haini Rumcu’ ilan ediyor seni şaşkınlar.  Hakikaten bu tip çevirmeler, kıvırmalar yakışmıyor kimseye.  Eğri oturun doğru konuşun.

 

İnsanların kapatılması, kapanması tabiata aykırı.  Tecrit kelimesi neden var? İnsanoğluna en ağır gelen şey tecrittir, başka insanlardan mahrum bırakılmaktır.  Yaşayamaz insan.  Toplumlarda böyledir.  Yeşermek ve gelişmek için tecrit edilmemelidir.

 

Berlin Duvarı’nı bilmeyen, hatırlamayanlar için bir hatırlatma daha yapalım.  Amerika, ‘vah vah, idare edin’ dedi, sonra Rusya kendi derdine düştü.  Almanlar kendi inisiyatiflerini kullandı.  İcazet aramadı, onay oramadı.  Kendi göbeğini kesti.  Amerika’nın gözünün içine baka baka ipleri eline aldı.  Pasaport basımı, aile ziyareti, okul değişimi, kültür, spor derken Almanya birleşti, bütün dünya Almanya’ya şapka çıkardı.  Her insan gibi her devlet, her toplum kendini önce düşünecektir.  Piyon mu olacaksın, yoksa kendi hayatında başrol mü oynayacaksın?  Kıbrıs Türk toplumu ve liderliğine soruyoruz.  Geleceği, şimdiden inşa edin. Hatta dün inşa etmiş olmalıydık.  Her gün her saat ayrı bir kayıp.  Zaten tabandan gelen bu kuvvet, bu ittirici güç mevcut.  Seneler geçti Derinya (Mağusa) ve Aplıç (Lefke) kapısı açılacak. Açılmadı da ne kazandık? Onu bir söyleyin.  Ne oldu açılmadı da?  Bırakın resmi mazeretleri.  Biz açtık, top Rumlarda deyin.  Onlar açmazsa, onların utancı olur.  Kapıları açmayarak hiçbir şey olmadığı gibi, kaybettiğimiz potansiyel ekonomik getiri, (esnaf olsun, memur olsun, taksici olsun, öğrenci olsun), vardır; kaybedilen potansiyel toplumlararası diyalog vardır, kaybedilen hırslar, barış yanlıları vardır.  O kapı açılacak, açan neden SİZ olmayasınız?  Bütün bu gaz, gemi, hidrokarbon, pazarlık masaları zerre kadar vatandaşa bugün etki etmez ama o kapıları açın, herkes faydalansın.  Artık alışsın bu toplumlar ve insanlar birbirine.  Deliler zaten deli kalacak, ırkçısı, saplantılısı zaten bizim alanımızın dışında.  Onlar tedaviye gitsin, biz de şu minik cennette rahatça yaşayalım.