Kalem ve tiramisu

0
52

Bizim spor basınında bir kural vardır.

Köşesini hiçbir şey yazmadan doldurabilen "en iyi" yazar kabul edilir.

Zordur, yer yer büyük ahlaksızlıklara göz yummayı gerektirir.

Ama insan bir kez bunun tadını aldı mı vazgeçemez kolayından.

Bir de "güzel oyun" gibi bir slogan tutturunca, artık tutabilene aşk olsun.

Ahmet çıkmasaydı da Mehmet çıksaydı, çift santrafor yerine tek pivotla oynasaydı…

Spor dünyası yangın yerine dönerken sen oturup güzel güzel yazarsın bunları.

Hele bir de kimsenin tavuğuna kış demezsen gelir programlar gider köşeler…

Ama eğer arı kovanını çomaklarsan başına iş alırsın.

Bir kere, hiçbir şey yazmayan "yazarların" kıskançlığı yüzünden yalnız kalırsın.

İki, okuyucuya "gerçek" bir köşeyazısının yazılabileceğini gösterirsin ki, belki de en tehlikelisidir okurun bunu talep etmesi.

Hürriyet'in en iyi yazarı bence spor sayfasındaydı.

Siyasetin spora bunca bulaştığı günlerde o da köşesini siyasete bulaştırdı mecburen.

Sonuçta, kendi koltuğunun derdine düşen memurlar kurtuluşu onun köşesini kapatmakta buldular.

Bilgin Gökberk, nam-ı diğer Köyün Delisi, geçen hafta Hürriyet'ten atıldı.

E kimse yazmaz, üstelik herkes susarken sen 28 milyonun hesabını Basketbol Federasyonu'ndan sorarsan, o primden pay almış meslektaşların senin bir an önce kovulman için ellerinden geleni artlarına koyarlar mı?

Goebbels'in kölesi gibi el çırpmak varken nasıl Turuncu Takım'ı diline dolarsın?

Hiçbir şey yazmamanın bir "meslek düsturu" haline geldiğini nasıl söylersin?

Bir kampa girmek yerine öyle "köyün delisi" gibi her adımda özgürlüğün tadına vara vara nasıl dolaşırsın?

Belediyenin takım kurmasını senden başka dert eden oldu mu?

Herkes iktidara sevimli gözükmeye çalışırken senin haddine mi onları "fazla yanaşma, yanaşma olursun" diye uyarmak?

Bunları yazmanın, yani sana verilen sütunu "gerçekten" birşeyler yazarak doldurmanın cezası işsiz bırakılmaktır bu ülkede.

Ve sen de, zaten daha önceden de pek iyi bildiğin üzere, kovulursun.

Onlara muhtaç olduğunu, burnunun sürtüldüğünü, pişmanlık duyduğunu görmek isterler.

Gazetecilik budur bizim memlekette.

Yazmayanların muteber yazar kabul edildiği bu topraklarda, "yazarları" açlıkla terbiye etmeye çalışırlar.

Bilgin Gökberk'in başına gelen bundan başka bir şey değildi.

Ve ne acı ki, kendi müdürü dahil kimse bir tek satır yazmadı arkasından.

Meslektaşları büyük bir sessizliğe gömüldü.

Korkuyorlar çünkü.

Üç beş kuruşa bağlamışlar hayatlarını.

Devlet televizyonunda öyle herkese program yaptırmıyorlar.

Herkese eşit açılmıyor mecralar.

En büyük gazete olduğu iddiasında Hürriyet.

Oysa en iyi yazarlarından birine, Bilgin Gökberk'e sahip çıkamadı.

Gazetenin "önü" ile "arkası" o meşhur arası telli köpek oyuncağı gibi gözüküyor; önü başka söylüyor, teller savrulurken arka apayrı.

Ama adama boş yere "Köyün Delisi" denmiyor işte.

Şimdi açlıkla terbiye edilmeye çalışılan Bilgin Gökberk, tuttu Alaçatı'nın en popüler yerlerinden biri olan Hacımemiş Köyü'nde bir İtalyan lokantası açtı.

Türkiye'nin en çok okunan spor gazetecisiyken Alaçatı'nın en güzel tiramisu yapan dükkânının işletmecisi oluverdi!

Makarna, pizza, tiramisu, kahve.

Napoli'den pizza ustası getirmiş.

Adını da "de.ly" koymuş.

Her gazetecinin kaderi açlıkla terbiye edilmektir, diyordum ya…

Burada hesap biraz şaştı.

Bilgin Gökberk, hiç kimseye eyvallah etmeyerek yürüdüğü bu "gazetecilik serüvenine" mecburi bir ara verirken, Alaçatı'ya harika bir mekân hediye etti.

TRT'de kimsenin izlemediği programlar yapmanın fiyatı Alaçatı sokaklarında mahcup gezmektir bazen…

Hürriyet, en iyi yazarlarından birini kaybetti.

Ama şunu da düşünmüyor değilim.

Acaba Bilgin Gökberk aynı yazıları "iç sayfalarda" yayınlasaydı gene köşesinden olur muydu?

Kendi meslektaşları ayıp etti ona.

Bilgin Gökberk'in üç vakte kadar yeni bir mecrada köşesine kavuşmasını umuyor ve arı kovanına çomak sokacağı o harika yazılarını dört gözle bekliyorum.

Bizim basına özgü o hiçbir şey yazmayanın en iyi yazar kabul edilmesi kuralı da, elbet değişecek.

Gerçi tiramisudan da epey anlıyor ama…

Ben gene de onu okumak istiyorum.

Basın özgürlüğünün maalesef gazetelerin em arka sayfalarına kadar uzandığı günlerdeyiz.

Ama enseyi karartmamak lazım.

Işık uzakta görünüyor zaten.

Bilgin Gökberk yokluğunda onun sözünü ben yineleyeyim:

Fazla yanaşmayın, sonra Allah muhafaza yanaşma olur kalırsınız.

Twitter: @bilgehanucak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here