Kaldırımı arşınlarken… (ABD Yazıları II)

0
160

Sinemayı çok seviyorum.

Mesleği sorulduğunda göğsünü gere gere "sinemacıyım" diyenleri de, oyuncuları, senaristleri, yönetmenleri, hepsini…

Tabii herkes gibi benim de favorilerim var.

Başta o filmlerin "yaratıcıları".

Fellini gibi, Visconti gibi, Woody Allen ve daha pek çoğu gibi…

Aklımda filmler, en sevdiğim sahneler, ezbere bildiğim binlerce replik uçuşuyordu Hollywood'a giderken.

O çok meşhur kaldırımı görecek, onların isimlerini okuyacaktım ne de olsa.

Hollywood Bulvarı'nın bir arka sokağında park ettim arabayı.

Heyecanlıydım.

Hemen koştum bulvara.

Keşke acele etmeseymişim bu kadar, keşke hiç gelmeseymişim.

Geniş bulvarın iki kaldırımına da isimler çakılmış.

Neyin ne olduğu, nerede yazdığı belli değil.

Marilyn Monroe'nun karşısında dört tanesi on dolara tişört satan bir mağaza var.

Özenli bir şeye, belki girmediğim Madam Tussaud's hariç, rastlamak mümkün değil.

Feci bir ortam.

Burt Lancaster'a basmamak için atlayarak yürüyor, bir yandan da "hayır, burası olamaz" diyorum ama "başka

Hollywood yok", sinema tarihine geçen yüzlerce filme kucak açan yer burasıymış meğer.

Yükseksen derece fark var benim hayalimdeki Hollywood ile gerçeği arasında.

"Tutunamayan" insanlar, ucuz kaldırım şovları yapıyor, bazıları makyaj ve kıyafetleri sayesinde kendilerini benzettikleri kahramanla fotoğraf çektirmek isteyen turistlerden para topluyor.

Sen bu muydun Hollywood?

Bulvardaki en işlek ve şık yer Scientology tarikatının merkezi mi olacaktı?

Hadi o da olsun, olmasın dediğim yok ama Anthony Quinn'e basılır mı Hollywood?

Basıp da geçilir mi hiç?

Woody Allen'ın yıldızının üstünde, elinde basket topu, sokak gösterisi yapan formalı bir adam vardı.

Woody Allen'ın üstünde top sektirilir mi Hollywood?

Yakışır mı sana?

Hayalkırıklığı içinde yürüdüm, yürüdükçe arttı hayalkırıklığım.

Sonra, kaldırımın üstünde bir demet çiçek gördüm, eğilip yıldızın içindeki ismi okudum:

David Bowie.

Ölüm ne kadar tazeyse, o kadar yakıcı oluyor.

Yemeği güya Hollywood'da yiyecektim.

Şöyle, konsepti sinemaya ait bir restoran vardı hayalimde.

Ne mümkün!

Gerisingeri arabaya döndüm.

Burada yemek yemek ha…

Hollywood ha…

Acaba Bette Davis'in yıldızının üstünde kimler tepiniyor, kimler Gina Lollobrigida'yı farkında olmadan ezip geçiyor, kimler kimbilir neler yapıyorlar Ava Gardner'e?

Sen bu muydun Hollywood?

Bir daha belki de hiç gelmem buraya.

Öylesi bir hayalkırıklığı ile gidiyorum.

Terk ediyorum Hollywood'u.

Vedaların hiçbir türlüsünü sevmeyen, hatta hepsinden nefret eden ben, en ufak pişmanlık duymadan arkamda bıraktım Hollywood'u ve bir onbeş dakika uzaklıktaki Griffin Rasathanesi'ne sürdüm arabayı.

Gene birbirinden gösterişleri arabaların oluşturduğu bir kuyruğa giriyorum.

"Manasız bir ihtişam arayışı" her an, her yerde.

Bir tepeyi tırmanıyoruz.

Trafik ağır ağır ilerliyor ama yirmi dakika kadar sonra arabadan kurtuluyorum.

Bütün Los Angeles ayaklarımın altında.

Kilometrelerce dümdüz uzanan yolları, ilerde gökdelenleri, evlerin yanına serpiştirilmiş ağaçları, arı kolonisi gibi vızır vızır işleyen arabaları…

Arkamdaki tepede ise "Hollywood" yazısı.

Keşke Hollywood'u sadece bu yazı olarak görseymişim…

Hollywood, en kısa gezi yazısı olacak galiba.

Ve, en büyük hayalkırıklığı…

Sen bu muydun Hollywood?

Twitter: @bilgehanucak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here