İyileşme, kabullenmeyle başlar…

0
81

Bir firmanın kampanya amaçlı reklamında kızına “hediye” olarak araba/eşya alan Kıbrıslı baba, “Damadı ne zaman getireceksin, onu da mı ben alayım…” diyor esprili bir şekilde. Tiyatro Sanatçısı, sevgili dostum Ertaç Hazer’in oynadığı, günlerdir televizyon kanallarında  yayınlanan  bu reklam/kampanya filmi, aslında iyi bir gözleme dayanıyor. Çünkü tam da ortalama Kıbrıslı aileyi anlatıyor.

Birkaç yıl önce KADEM araştırma şirketinin bir anketinin sonunda “20 yaşında her şeye sahip gençler sadece KKTC’de var” saptaması yapılmıştı. “Her şey”den kasıt da  ev, araba v.s. Bu saptamayla anlatılmak istenen de bir yandan geleneksel Kıbrıslı aile yapısı, diğer yandan kazanmadan sahip olma haliydi.

Gerçi bu araştırmanın yapıldığı günlerden bugünlere farklılıklar var. Veya farklılıklar daha görünür hale gelmiş durumda. Temel yapı vitrinde dursa da, sanılanın aksine artık herkes aynı, hatta yakın imkanlara sahip değil. Bir yanda lüks tüketim ve kazanca denk düşmeyen harcamalar sürerken, diğer yanda imkansızlıklar artıyor. Yakın zamanda bir okul ziyareti vesilesiyle Erenköy/Karpaz bölgesinde internet alt yapısı olmamasını hayretler içinde gözlemleyen gazeteci, sel baskınıyla birlikte Lefkoşa/Mağusa dibindeki Ulukışla’da yoksul yaşama dramatik bir şekilde tanıklık ediyor.

Bu yeni ülke hali, her geçen gün gelir dağılımındaki adaletsizliğin artması, kazanmadan harcayanların gölgesinde kalıyor yine de. Görünür olamıyor yeterince… Değil Karpaz veya Ulukışla, Lefkoşa’nın göbeğindeki farklı hayatları dahi “ötekileştirerek” görmezden geliyoruz.

Eski gerilla lideri, yalın yaşam tarzıyla gündem olan Uruguay Devlet Başkanı Jose Mujica'nın geçtiğimiz günlerde BBC’ye verdiği röportajda söyledikleri, çok farklı bir coğrafyadan olmasına karşın ders gibi…
“Eğer herkes daha fazlasını isterse, bir gün kimseye bir şey kalmayacak… Eski ruhani tanrımızı kendi ellerimizle kurban ettik ve artık market tanrının tapınağındayız. Bu yeni tanrı ekonomimizi, politikalarımızı, yaşamımızı, ilişkilerimizi düzenliyor ve bizlere kredi kartlarıyla mutluluğun yeni adresini veriyor. Öyle anlaşılıyor ki bizler sadece tüketmek için yaratılıyoruz ve artık tüketemediğimiz zaman derin hayal kırıklığına uğrayarak kendimizi yok ediyoruz…”

Yıldönümleri, özellikle takvimsel dönüşümler aynı zamanda hesaplaşmadır aslında. Geçmişle yüzleşme, gelecek olandan beklentiler için fırsattır. Hele de, bir yaşında iphone/ipad ile tanışan bebekleri hangi hediye ile mutlu edebileceğimizi düşündüğümüz böylesi yıl dönümlerinde…

Ekonomik şartların da zorlamasıyla kendimizle “yüzleşme” yılı olsun 2014. En azından başlangıç…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here