‘İşgali’ Kalıcılaştıracak Lider Olarak Anastasiadis

0
176

NewYork Zirvesi sonrası ilk açıklamasında Başbakan Hüseyin Özgürgün, "halka çözüm umudu pompalamaktan vazgeçin" dedi.

Umudun kendisinden bile rahatsız olan bir dil üzerinden siyaset yapıyor.

Rum tarafının çözüm istemediğini anlatıyor, Özgürgün.

Başbakan Yardımcısı ise NewYok görüşmelerinden umutlu olmadığını söylerken, garanti sisteminin daha ileri götürülmesi gerektiğinden dem vuruyor.

Yıllardır Kıbrıs Türk siyasi tarihinde "yönetici" pozisyonunda olan bu siyasetin temsilcilerinin herşeyden önce bugünkü tabloyu izah etme ve bunun ilerisi refah düzeyinin neden hala yakalanamadığını anlatma yükümlülüğü vardır.

Bu tablonun izahı izolasyonlarla değil, partizanlık, hak ve adalet temelinde neden bir kurumsal yapı kurulamadığıyla ilgilidir.

NewYork'tan bana göre çıkan en önemli sonuç, bizzat TC Dışişleri'nin BM üzerinden her iki toplumun da hassasiyetlerine önem verilmesi gerektiğine işaret etmesi ve şüphesiz garanti sisteminin bu doğrultuda yeniden düzenlenebileceğini söylemesi.

Bunun stratejik bir söylem, ya da iyi niyet göstergesi olup olmadığı biraz da Rum tarafının elinde. İşleyebilir bir pazarlık sürecine iştirak edilmesi halinde şüphesiz ki bunlar sırf bir siyasi söylem olmaktan çıkıp fiile dönüşebilir.

Zirve sonrasında Kıbrıslı Türk gazetecilere röportaj veren BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Eide'nin söyledikleri son derece önemli;

Öncelikle bu mesajların doğrudan Kıbrıs Türk basınına verilmesi, Kıbrıs Türk tarafında oluşturulmaya çalışılan olumsuz tabloya dönük olarak da yorumlanabilir.

Söylediklerinden anladığımız Rum tarafı kendi siyasi kültürü dolayısıyla çok az şey söylemekten yana, Türk tarafı ise daha çok şey söylemekten. Bu yüzden BM ancak her iki tarafın uzlaşıyla hala çok az şey söyleyebiliyor. O yüzden de merakla beklenen Ban açıklaması günü sonunda yeni birşey çıkaramıyor.

Ama bunların ötesinde Eide'nin sıraladığı uzlaşılamayan konular dönüşümlü başkanlık hariç, garantiler, güvenlik, toprak hepsi özellikle 3üncü tarafların pozisyonlarıyla çözülebilecek konular.

Özellikle de Türkiye'nin adımlarıyla. Dönüşümlü başkanlık Rum tarafı için bir pazarlık kozu. Mülkiyetteki anlaşılamayan konular da doğrudan toprakla ilişkili.

Bundan sonra adada devam edecek pazarlık sürecine Cumhurbaşkanı Akıncı ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmesinin önemli etkisi olacaktır.

Sürecin başarıya ulaşıp ulaşmayacağı ise kısa sürede zaten gün yüzüne çıkacak.

Ama bir kez daha çözüm olmadan masanın askıya alınması halinde, kısa ve orta vadede olabilecekleri de hatırlamakta fayda var;

Türkiye'nin 26 bin 500 yeni vatandaş talebi biliniyor. Bu Cumhurbaşkanı dahil, bütün ilgili taraflara iletildi. Bu konuda acele edilmemesinin nedeni adadaki çözüm potansiyeli.

Mevcut hükümetin bu konuda bir muhalefeti olmadığı ortada. Cumhurbaşkanı'nın ortaya koyduğu "müzakere masası bertaraf edilir" gerekçesi de ortadan kalkınca, ilk olarak masaya gelecek olan yeni vatandaşlar konusu olacaktır.

Türkiye nüfusuyla, sermayesiyle, su başta olmak üzere stratejik gücüyle zaten adadaki varlığını her geçen gün artırıyor.

Kıbrıs Türk tarafının mevcut durumun devamında Türkiye dışında yatırımcı sermaye ya da işbirliği alternatifi yok. Tek kapısı Türkiye.

Nasıl bir siyaset izlerseniz izleyin, günün sonunda çözümsüzlük bölünmeyi kalıcılaştırdığı gibi, Kıbrıs Türk tarafıyla Türkiye'yi de kendi doğallığında birleştirecektir.

Türkiye'de ne varsa Kuzey Kıbrıs'ta da o olacak" söylemi artık sadece bir siyaset değil, on yıllardır yürütülen politikanın doğal işleyişini anlatıyor.

Çözümsüzlük koşullarında dar pazarda daha zor ekonomik koşullar, yönetenlerin daha kolay ben yaparım olur siyaseti ve karşılığında da daha az demokrasi ve daha büyük suskunluklar bekliyor bizi.

Suskunluk sarmalı, mevcut düzeni değiştirememe karşısında toplumdan dışlanmama güdüsüyle susmayı getirir. Sustukça adaleti, demokrasiyi ve her zaman daha iyiyi kaybedersiniz. Ama konuşanların radikalleştirilip dışlandığı ortamlarda da daha çok susarsınız.

O yüzden çözümsüzlüğün sadece ekonomik ve siyasi değil aynı zamanda sosyal olarak da yaraları derinleştireceği ortada.

Kıbrıs Rum tarafı gerçekten masada Kıbrıslı bir çözüm istiyorsa, bu açık şekilde son şansıdır.

Bundan sadece birkaç yıl sonra, toprakta, mülkiyette, nüfusta çok farklı ve değiştiremeyeceği gerçekliklerle bölünmüşlüğün kalıcılaştığı bir ortamda farklı çözümler aramak zorunda kalacaktır.

Anastasiadis, ya çözümü gerçekleştirerek Kıbrıs tarihine geçecek ya da Rum siyasi diliyle "işgali kalıcılaştırmış lider" olarak tarihte anılacak.

Kıbrıs Türk tarafının bir çözümsüzlük durumunda yaşayacaklarını doğru tahlil ettiğini düşünüyorum. Bu doğruluk cesareti artırdığı noktada başarıya ulaşma şansı yükselir.

Türkiye'nin ise uluslararası itibara en çok ihtiyaç duyduğu bu zamanlarda, en kolay elde edeceği çözüm Kıbrıstır.

Ama Kıbrıs Rum tarafının günübirlik siyasete daha yapışmış hali ne yazık ki gelecek projeksiyonlarını gölgeliyor.

Umarım Sayın Anastasiadis "işgali kalıcılaştıran lider olarak tarihe geçeceğinin farkına varıp at pazarlığıyla fırsat harcamaz.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here