İnsanlar ve köpekler…

0
214

Karşı komşumun bir köpeği vardı…

Bir süre önce bir tane daha aldı…

Geçenlerde bir de baktım ki, üç tane olmuşlar…

Üçü de; demirden yapılmış, daracık, havasız, “hapishane” hücresi gibi bir barınağın içinde yaşıyor…

Bu sevimli ama tutsak köpekler, gün yirmi dört saat, üçü birden koro halinde havlıyor…

Uzmanlara göre; aşırı derecede ve sürekli olarak bir köpeğin havlamasının mutlaka bir nedeni vardır.

Yine uzmanlara göre; en büyük neden de “bir yere kapatılmaları”dır…

Özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarıdır…

Sosyalleşmemiş olmalarıdır…

Bizim karşı komşunun; köpeklerini eğitmesini, susmalarını beklerken, bir de baktım ki, geçenlerde arka komşu da, demir parmaklıklarla bir metre kareden büyük olmayan bir “hapishane hücresi” yaptırdı ve kocaman bir köpeği, o da öteki komşu gibi oraya hapsetti…

Artık; yaşam alanımızın hem karşısından, hem de arkasından “havlama” sesleri hiç eksilmiyor… Biri bitirince, öteki başlıyor…

Evimizin avlusunda artık oturup bir kahve içmek mümkün değil…

Müthiş bir pis koku ortalığa yayılıyor ve ses kirliliğine eşlik ediyor…

İçeride ise; birşeyler okumak hele birşeyler yazmak adeta “eziyet” halini almış bulunuyor…

Bu durum, nasıl oldu da, bu aşamaya geldi?

Neden biz, aile olarak bunca zaman Polis’e, ya da Belediye’ye başvurarak şikâyetçi olmadık?

Nasıl bir kentli anlayışı bizimkisi?

Söyleyeyim:

Bunun bir tek nedeni var: Hayvan sevgisi…

Hayvan hakları konusunda yazılar yazan, bir hayvan koruma derneğinde aktif üye olan biri için, hayvanlardan “şikâyetçi” olmak çok zor bir durum…

Ama, ne yazıktır ki, ülkemizde ve kentimizde, “hayvan sevgisi” giderek hayvanlara eziyet etmeye, onlara yaşamı dar etmeye kadar vardırılıyor ve bizim bilinçsiz yurttaşımız hayvanına eziyet ederken, ona çektirdiği acıları anlayamıyor…

Cumhuriyet Parkı’nda yürüyüş yaparken, köpeğini aşkla değil, eziyetle seven gençlere rastladığımda kahroluyorum…

Parka bitişik evlerden birinde hem zincirle bağlı, hem de bir metre kareden küçük barınakta bulunan köpeklerin haykırmaları yüreğimi dağlıyor…

Köpeğinin kakasını oraya buraya yaptıranlara kızarken, hayvan görünce korkan kocaman insanlara şaşıyorum…

Köpek görünce, sevinçle ve yüzü gülerek ona yaklaşan, okşamaya çalışan küçücük çocuklara bayılırım…

Elimde olsa, bu tür çocukların öğretmenini gidip alnından öpeceğim; “hayvan sevgisi”ni onlara aşıladığı için…

Peki; bu “alaturka” hayvan sevgimizin bu biçimde her geçen gün “hoyratlaşması”nı nasıl izah edeceğiz?

Bu konuda kim, ne kadar suçlu ya da sorumlu?

Kanım odur ki; Gönyeli Belediyesi gibi, “Bu Parka Köpeklerin Girmesi Yasaktır” levhası asmakla sorun çözülmüyor…

Atina’da, ünlü Sindagma Meydanı’nda, onlarca kocaman köpek açıkta yaşıyor…

Kimseyi rahatsız etmiyorlar… Kimse de onlardan rahatsız olmuyor… Havlama nedir de bilmiyorlar…

Belediye onları “sosyalleştirmeyi” başarabilmiş…

Pek çok ülkede parkların girişinde, hatta ana caddelerde üzerinde “kaka torbası” ve eldiven asılı olan levhalarla karşılaşırsınız… Köpeğiniz kaka yaptı mı, eldiveni giyer, küçük süpürge ile kakaları torbaya doldurur, çöpe atarsınız…

Bazı ülkelerde ise, sizi “kaka torbası” ve küçük bir süpürge taşımıyorsanız, köpeğinizle parka sokmuyorlar…

Yukarıda anlattığım, mahallemdeki “aşırı havlama” örnekleri, hem hayvan hakları bakımından, hem de yurttaş ve komşu hakları bakımından ciddi dersler içeriyor…

Burada; hayvan sevgisinin değerini anlamayan bir yurttaş türü ile karşı karşıyayız…

Bu “aşırı havlama” olayında suçlu, eğitilmemiş köpekler değil, eğitilmemiş kentlilerdir…

Belediye; kentteki tüm hayvan popülasyonunu tespit etmeli, bir tek izinsiz hayvan barındırmak bile mümkün olmamalıdır…

Belediyeler, muhtarlıklarla işbirliği içinde, tüm sokakları taramalı, bu tür izinsiz ve kirlilik yaratan durumları saptayarak kendiliğinden harekete geçmelidirler…

Hatta yurttaşın şikâyetini beklemeden…

Bir hayvana sahip olmak şimdiki gibi, kolay olmamalıdır… Belirli bir “yeterlik” aranmalıdır… Hayvanın barınağı sağlıklı mıdır, komşular bundan rahatsızlık duyacak mıdır, bunlar ölçütler olmalıdır…

Örneğin, İsveç’te, komşuların onayı olmadan böyle bir barınak yapıp, evinizin arkasına koymanız mümkün değildir…

Ben, bu ülkede yarım asır önce İngiliz döneminde köpeklerini bağlamadıkları için, tavukları taşırken ters tuttukları için mahkemede “hayvanlara eziyet etmekten” yargılanan insanlardan ilginç öyküler dinledim…

Hayvan barındırmaya talip olan bir kentli, belirli bir “eğitim” almayı kabul etmeli, ondan sonra evinde hayvan beslemesine izin verilmelidir…

Geçenlerde Avrupa Parlamentosu’nda bu konuda geçen bir yasa vardır. Belediyelerimiz daha şimdiden bu yasayı incelemeli ve prensiplerini uygulamaya koymalıdırlar…

Unutmayalım; ülkemizde, insanlar kadar hayvanların da “refah” içinde yaşamaya hakları vardır…

Bu konuda görev yapan derneklere de büyük işler düşmektedir…