İlişkisizlik hali veya yeniden şekillenmenin sinyalleri

0
107

Kıbrıs Türkü’nün en büyük zafiyetlerinden aidiyet ve yönetene güven konusundaki sorunlara yeni bir zemin yaratan su yönetimine ilişkin sıkıcı süreç, aynı zamanda Türkiye ile ilişkilerde yeni bir dönemin de habercisi oldu.

Veya kamusal alana da yansıyan bir ilk örnek. Belki ikincisi de Türkiye’nin Rum siyasilerle doğrudan temas girişimleri…

Tarih boyunca, hatta 1974 öncesinde de  bir yandan ana-yavru söylemi, diğer yandan bazen yüksek bazen düşük tonla birbirini hazımda sorun yaşayan iki “ülke”, iki toplum, her şeye rağmen “sıcak ilişki”, “işbirliği”, “destek”, “saygı” boyutunu aşmamaya çalıştı. Kapalı kapılar ardında fırtınalar kopsa da, her durumda onay hali olmasa da, bir çok kez “sehven” olsa da, kamusal alanda “düzey” hep korundu.

Ancak son zamanlarda belki ilişki tarihinde bir ilk “ilişkisizlik” hali yaşanıyor. Devlet ve hükümet yetkilileri arasında neredeyse  resmi temas bile yok. Görüşmeler,  Büyükelçilik, hatta bürokratlarla yapılıyor. Yeni Büyükelçi Sayın Derya Kanbay’ın mesafeli duruşu da bu sürece çok denk düşüyor.

Türkiye’den gelen açıklamalarda da eleştiriden öte “iğneleme” ifadeleri baskın. Kiminde daha diplomatik, kiminde daha sivri ifadelerle; ama bu lisan da belki ilişki tarihinde bir ilk.

Suyun yönetimiyle ilgili süreç yanında, Rum siyasilerin Türkiye’ye daveti de bu sürecin bir parçası gibi. AKEL Genel Sekreteri Kiprianu’nun Türkiye’ye resmen davet edilmesini müzakere sürecine ilişkin değerlendirme diye nitelemek, konuyu basite indirgemek olur. Ve benzer ilişkilerin karşılıklı devamı da şu veya bu neden veya gerekçeyle sürpriz olmayacaktır. Hatta daha üst düzeydekiler bile…

Türkiye ile KKTC arasında sağlıklı, düzeyli, onurlu ilişki her daim, her vesileyle gündem oldu, hatta sloganlaştı. Ancak bir taraf “yavrudur, korunmaya muhtaçtır ve korundukça biat etmek, bize  benzemek durumundadır” yaklaşımından öteye gidemedi. Diğer taraf da “ne onunla, ne onsuz” halinden…  “Para gelmezse yaşayamayız” ve “ne paranı ne memurunu” çelişkisinden  kurtulamadı.

Değil karşılıklı, toplumun/toplumların kendi içinde de konuyla ilgili sağlıklı iletişim ve irdeleme hep duygusal zafiyetlere mağlup oldu.

Şimdilerde bu ilişkisizlik veya mesafe hali, belki sağlıklı bir sürecin habercisi olur. Sağlıklı politikalarla sürecin iyi yönetilmesi, yeniden şekillenmede iki taraf için de daha anlamlı ilişkilere  zemin olabilir. Aksi, herkes için, ama özellikle de Kıbrıs Türkü için sonucu belirsiz maceralara yol açabilir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1930’larda, bugünkü Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 2000’li yıllarda, “Kıbrıs Türkü olmasa da adayı Türkiye’nin kalbi” diye nitelediklerini bu vesileyle de hatırlamakta fayda var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here