En Üst 1200×90

17 Ağustos 2017

“İki Toplumlu, İki Bölgeli Federasyon, Adayı Sonsuza Kadar Bölmek Demektir…”

“İki Toplumlu, İki Bölgeli Federasyon, Adayı Sonsuza Kadar Bölmek Demektir…”
Haber İçi Üst 745×140

HASAN KAHVECİOĞLU

*** Ben, hâlâ Enosis’i seviyorum… Ama realistim de… Enosis ile Taksim bitti… Bunlarla ilgili konuşmamız gereksizdir. Bunlar, şiirde, edebiyatta, tarihte, anılarda yaşamalıdır…
 

*** Ben; Türklerle Rumların aynı köylerde, bir arada yaşamalarını, karışmalarını, birbirlerinin lisanlarını konuşmalarını, aynı okullara gitmelerini, birbirleri ile evlenmelerini, aralarında sevgi bağları olmasını savunuyorum…
 

***“Başkanlıkta rotasyon” demek de, eşitlik değildir. “Taksim” demektir. Irkçılıktır.

Önümüzdeki Mayıs ayında, Rum tarafında yapılacak parlamento seçimlerine, geçen Kasım ayında kurduğu “Dayanışma Hareketi” ile katılacak olan, Avrupa Parlamentosu üyesi Dr. Eleni Theoharus, Strazburg’ta, AFRİKA’nın sorularını yanıtladı.

Eskiden beri Enosis’i sevdiğini ancak gerçekçi olmak gerektiğini, Enosis ile Taksim’in bitttiğini belirten Dr. Eleni, iki bölgeli ve iki toplumlu federasyona tamamen karşı olduğunu, bunun adayı sonsuza kadar bölmek olacağını söyledi.

Anastasiades’in partisi DİSİ’den iki dönem milletvekili seçilen Dr. Theoharus, Anastasiades ile yalnızca Kıbrıs sorununda değil, aynı zamanda yolsuzluk, şeffaflık ve kirlilik konularında da ters düştüğünü belirterek, DİSİ’yi bir süpermarkete benzetti. Dr. Theoharus, federasyona, dönüşümlü başkanlığa ve garantilere de şiddetle karşı çıkıyor.

Kendisini “İnsan Hakları Aktivisti” olarak tanımlayan Dr. Eleni, iç politikadaki ilginç karşı çıkışları yanında Filistin’de, Gazze’de, Afrika’da “Sınır Tanımayan Doktorlar” örgütünün üyesi olarak birçok hayatlar kurtardığını, hastaneler kurduğunu, savaşta yaralanan çocuklara hizmet götürdüğünü anlattı.

30 yıldan beri, Çocuk Cerrahı olarak çoğu Afrika’da 33,000 ameliyat yaptığını, bunun için bir tek sent bile almadığını söyleyen Dr. Eleni, 40 kez Gazze’ye gittiğini, eylemlere katıldığını, İsrail tarafından “Persona nan Gata” ilan edildiğini açıkladı.

Dr. Eleni Theoharus ile Strazburg’ta, Avrupa Parlamentosu’ndaki ofisinde yaptığımız söyleşide, sorduğumuz sorular ve yanıtları şöyle:

SORU: Dr. Eleni, isterseniz, son günlerdeki “Enosis” tartışmalarından başlayalım. Bir söyleşide “Enosis için kendimi Atina’da Sindagma meydanında yakmaya hazırım” demişsiniz… Gerçekten kendinizi, Enosis uğruna yakar mısınız?

Dr. ELENİ: Bana sorulan soru şuydu: Kıbrıs sorununa adil bir çözüm ne olmalıdır? İki saatlik ağır, realist bir tartışmadan ve görüşmelerdeki durumdan, anlaşılan, anlaşılmayan hususları tartıştıktan sonra şöyle dedim: “Herşey benim elimde ve kontrolümde olsaydı, Enosis’i gerçekleştirmeyi tercih ederdim. Eğer bunun gerçekleşmesi için birinin kendini kurban etmesi gerekirse, bunu yapmaya hazırım.”

Tabii bu, şiirsel ve tarihi bir yanıttı. Gerçek bir yanıt değildi. Kristal, temiz bir yanıttı. Kimsenin bunu yanlış anlamaya hakkı yoktur. Ancak, birçok yerden çıkarı olan bazı kesimler bana saldırmaya başladı. Bu, tabii ki adaletli değil…  

SORU: Böylesine bir Enosis sevgisi nereden geliyor? Eskiye mi dayanıyor?

DR: ELENİ: Ailem, Enosis’i destekliyordu. Çocukluğumda beni hep Enosis mitinglerine götürürlerdi. Başlangıçta, Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasından yanaydım…
Geçmişte; Kıbrıs’ın nüfusunun yüzde sekseni yani Kıbrıslı Rumlar “Enosis” istiyordu. Yüzde 18’i de yani Kıbrıslı Türkler Taksim’den yanaydı.
Enosis, son olarak 1963’te Acheson Planı’nda yer almıştı. Kıbrıslı Türkler Rumlar gibi eşit haklara sahip olacak, adada serbestçe ve her tarafta yaşayacaktı. Karpaz’da da Türkiye’nin bir üssü olacaktı.

Ama, Enosis’i unutalım… Artık önümüzde değil. 1960’larda gündemden çıktı.

Ben, hâlâ Enosis’i seviyorum… Ama realistim de… İdealizm başka, realizm başka şeylerdir.  İyi politikacı, realist olandır. Realiteyi görmezsen, duvara toslarsın…

SORU: Peki Kıbrıs’ta Türklerle Rumlar nasıl bir ilişki içinde olmalı sizce?

DR: ELENİ: Tarihi, anıları, beyni olan herkes barış içinde birada yaşamalı, birbirine saygı duymalıdır…

Ben; Türklerle Rumların aynı köylerde, bir arada yaşamalarını, karışmalarını, birbirlerinin lisanlarını konuşmalarını, aynı okullara gitmelerini, birbirleri ile evlenmelerini, aralarında sevgi bağları olmasını savunuyorum…

Ancak, insanlar öncelikle kendi tarihlerine ve diğerlerinin de tarihsel gerçeklerine saygı duymalıdırlar.

Birbirlerinin tarihine saygı duymaları şarttır.  Enosis ile Taksim bitti… Bunlarla ilgili konuşmamız gereksizdir. Bunlar, şiirde, edebiyatta, tarihte, anılarda yaşamalıdır…

Bence, bir Rum; Rum olduğu için gurur duymalı… Gururlu Rum, iyi Rum demektir.  Bir Türk de Türk olduğu için gurur duymalıdır. Kendi tarihi ve uygarlığı nedeniyle…
Bizim, kendi gerçeğimiz, kendi tarihimiz, sizin kendi gerçeğiniz, kendi tarihiniz var. Karşılıklı olarak bunlara saygı duymalıyız.

SORU: Politikaya girişiniz nasıl oldu?

DR: ELENİ: Her zaman politikaya yakın oldum, ilk çocukluk yıllarımdan itibaren…

Yüksek öğrenim için Yunanistan’a gittiğimde orada diktatörlük vardı. Orada özgürlüğün, demokrasinin anlamını öğrendim.

Daha sonra Kıbrıs’a döndüm ve Çocuk Cerrahı olarak çalışmaya başladım. Popüler bir kişi idim. 10 yıl kadar devletin sağlık kurumlarında çalıştım. Özellikle 1985’ten sonra insan haklarına ilişkin çok yoğun çalışmalarım oldu. DİKO’dan davet alarak aday olmuştum ama kazanamamıştım. Aynı daveti daha sonra DİSİ yaptı. DİSİ üyesi değildim. Onların daveti ile bu partiden aday oldum ve DİSİ’de politikaya başladım. İki dönem milletvekilliği yaptım. Parlamentoya girdiğimde, Kıbrıs sorununa çözümü savunuyordum. Enosis’i değil…

SORU: Peki, Kıbrıs sorununa nasıl bakıyorsunuz?

DR: ELENİ: Kıbrıs sorunu konusunda ısrarlı tutumum şudur: Tüm Kıbrıslıların insan haklarına ve AB’ye (AKİ) uyumlu ve saygılı bir çözümü savunuyorum.
İki toplumlu, iki bölgeli federasyona tamamen karşıyım… Eğer “iki toplumlu, iki bölgeli federasyon” tezinde ısrar edilirse, araya öyle bir duvar örecekler ki, -belki bu görünmez olacak ama- adayı sonsuza kadar bölmüş olacaklar…
Bizim yapmamız gereken şey; Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı modernize etmektir.  60 Anlaşması, halkın taksimiydi, bölünmesiydi. Kenya’nın devrimci lideri ne demişti?

“Kıbrıs Anayasası olmasa, Kenya Anayasası dünyanın en kötü anayasası olacaktı.” Neden? Çünkü halkı bölüyordu. Ben; halkın bölünmesini kabul etmiyorum. Halkın, karışık, eşit ve işbirliği içinde yaşamasını savunuyorum.” Tıpkı Amerika’da olduğu gibi…

SORU: Türkler’in toplum olarak bir bölgede yaşaması sizi rahatsız mı eder?

DR: ELENİ: Belki, bazı küçük bölgeler, Kıbrıslı Türkler’in kontrolünde olabilir. Ama, tüm halk, adanın her yanında serbest dolaşım, mülk edinme ve yaşama hakkına sahip olmalıdır. Böyle bir düzende Türk de, Rum da Cumhurbaşkanı olabilmelidir… Belki bu, 20 yılda olacak, ama Kennedy ne demişti? Amerikalılar, Beyaz Saray’da bir gün bir siyah Amerikalı görecekler… Geç oldu ama, Amerikalılar bir siyahı Başkan seçtiler. Bizde de bir Kıbrıslı Türk’ü Cumhurbaşkanı olarak görmek beni rahatsız etmez. 

SORU: Cumhurbaşkanlığı’nda rotasyona ne diyorsunuz?

DR: ELENİ: “Başkanlıkta rotasyon” eşitlik demek değildir. “Taksim” demektir. Irkçılıktır. Rotasyon sistemi kabul edilebilir değildir. Rotasyon, diskriminasyon demektir…
Ama eğer “Her Kıbrıslı Cumhurbaşkanı olabilir” dersek, uzun zaman alabilir, ama bir gün mutlaka gerçekleşecektir. Amerika’daki gibi… 

SORU: Bütün bunları dinleyince, şunu sormalıyım… Size göre bu durumda Kıbrıs’ta bir sorun var mı?”

DR: ELENİ: Tabii ki var… Köyüme gidemiyorum…

SORU: Kıbrıs sorunu bu mu?

DR: ELENİ: Problemlerden biri bu…

SORU: Peki Kıbrıslı Türkleri bir toplum olarak görüyor musunuz? Kıbrıs sorununun çözümü, onların Rumlarla birlikte adayı yönetmeleri değil mi?

DR: ELENİ: Tabii ki sorun, Kıbrıslı Türkler’in yönetime ortak olması değil… Dilerim ki geri gelirler, hükümette temsil edilirler…

SORU: 1960’taki gibi mi?

DR. ELENİ: Tabii… Ama 1960’taki sakıncalı Anayasa ile değil… Modern bir anayasa ile…

SORU: Peki Kıbrıslı Türkler bir toplum mu sizce?

DR. ELENİ: Tabii ki… Toplum oradadır… Otonom hakları olmalıdır… Günlük hayatın her alanında çalışmaktır toplumun işi. Eğitim, din konuları, kültür gibi konularda bağımsız olmalıdır…

Ama, ülkenin hükümeti olmak başka bir şeydir… Ülkenin yönetimi başka bir şeydir. Bakanların Türk ya da Rum olması umurumda değil… Cumhurbaşkanı Türk de, Rum da olabilir… Orada, benim ülkemin yararı için çalışacak biri olmalıdır… Böyle bir Kıbrıslı Türk Başkan adayına oy verebilirim.

SORU: DİSİ’den istifanıza gelelim… Akıncı ile Anastasiades’in çözüm çabaları bunun nedeni mi?
Benim parti içindeki uyuşmazlığım çok öncelere dayanır.  Görüş ayrılığım, yalnız Kıbrıs sorunu ile ilgili de değil… Yolsuzluklar, politik kirlenmeler, partizanlık, bazı çevrelere özel çıkar sağlanması konularında da parti içinde muhalefet yaptım. Partiye, rejime, Cumhurbaşkanı’na yönelik birçok suçlamalar vardı. Bunlar basında yer alıyordu. Örneğin, batan Kıbrıs Havayolları’nın yerini alan Ryanair’ın Hukuk Bürosu Anastasiades’in hukuk ofisi idi.  Bu konu, basında yer aldı ama ertesi gün yayınlar durdu. Herkes unuttu. Konunun üzerine gidilmedi.

Ben, yönetimde şeffaflığı savundum. Her şey, toplumun önünde cereyan etmelidir. Tüm bunlar DİSİ’de yoktu.

Bu partiye yeni girdiğimde DİSİ, herkesin kendi görüşlerini seslendirebileceği bir parti gibi görünüyordu. Bunu, yıllarca yaptım. Ama bir “Mikifare oyunu” oynar gibiydik.

Beni görmezden geldiler, görüşlerime gülüp geçtiler. Ben konuştukça, onlara “bakınız, demokratik bir partiyiz, dileyen istediğini savunuyor ” diyebilme fırsatı yaratıyordum. Sistem, bir filin karıncayı ezmesi gibi üzerime basıyordu.

Sonunda, gitmemim daha doğru olacağına karar verdim ve geçen yılın Kasım ayında “Dayanışma” adında bir hareket örgütledim. Parti olarak önümüzdeki Mayıs ayındaki seçimlere bir başımıza katılıyoruz.

SORU: Parti içinde yeterli desteğiniz var mıydı? Siz gidince partiden kopmalar oldu mu?

DR. ELENİ: Tabii ki beni destekleyenler vardı. Sinayermos (DİSİ) bir büyük süpermarket gibidir… Ama insanlar süpermarketi terk edip benim peşimden bir büfeye gelir mi? Orada dostlarım var. Bana oy vermelerini bekliyorum.

SORU: Anastasiades’in “federasyonu desteklemesi” sizi rahatsız mı etti?

DR. ELENİ: Anastasiades, Kıbrıs sorununda gerçekçi davranmadı. Temel ayrılık noktalarımızdan biri güçlü biçimde iki toplumlu, iki bölgeli federasyonu desteklemesi, bir diğeri ise Türkiye’nin pozisyonu konusunda esneklik göstermesi oldu…

Bana göre, iki toplumlu, iki kesimli federasyon ile insan haklarını koruyamazsınız. Bu, ihlaldir. Gerçekçi politika, bütün Kıbrıslılar için insan haklarını uygulamaktır. Diskriminasyon yapmadan, AKİ’yi adanın her yanında etkin biçimde uygulamaktır. Halkın, nerede yaşayacağına kendisi karar verecek, hiçbir sınırlama olmayacak…

Herkese evleri geri verilecek.

Ben federasyonu değil, “üniter devlet”i tercih ederim. Anastasiades’in “federasyon” modeli uygulanırsa, ülkenin sonsuza kadar, kalıcı biçimde bölüneceğini düşünüyorum. Bu şekilde birleşme olamaz. İki toplum arasına kocaman bir kalıcı duvar örecekler ve siz orada, biz burada yaşayacağız. Hatta bu, zamanla çatışmaya bile neden olacak. Çetinkaya ile Apoel’in birlikte futbol oynaması ama çatışması gibi…

SORU: Bu seçimde partinizin barajı aşabileceğini düşünüyor musunuz?

DR. ELENİ: Kamuoyu araştırmalarına göre, dördüncü parti olacağız. 3.6 olan barajı geçeceğiz.

SORU: Barajı AKEL ile DİSİ mi koydu?

DR. ELENİ: Barajı Averof koydu, AKEL ile birlikte… DİSİ, aslında yüzde 5 baraj istiyordu. AKEL bunu aşağıya çekti. Çok akıllıca yaptılar. Çünkü yüzde 5 olsaydı, küçük partileri ittifak yapmak için teşvik etmiş olacaklardı. Böyle olunca, herkes barajı aşabileceğini hesap ederek kendi başına seçimlere girecek. Böylece kurnazca küçük partilerin ittifak kurmalarını önlediler. Biz de 57 aday ile tek başımıza seçimlere katılacağız.

SORU: Gelelim Avrupa Parlamentosu’na… Burada hangi siyasal gruba bağlısınız?

DR. ELENİ: EPP (Avrupa Halk Partisi) üyesiydim. Bu gruba Hristiyan Demokratlar da denir. ECR’ye (Avrupa Muhafazakâr ve Reformistler)  geçiyorum. Parlamentoda üçüncü büyüklükteki gruptur. Daha çok David Cameron’un İngiliz Muhafazakâr Partisi üyeleri buradadır.

SORU: Yani siz bir muhafazakârsınız?

DR. ELENİ: Hayır, muhafazakâr değilim…

SORU: Peki; solcu mu, sağcı mısınız?

DR. ELENİ: Devletin, yurttaşlara yönelik yükümlülükleri söz konusu olduğunda, “solcu”yum… Yurttaşın, devlete karşı yükümlülükleri bakımından ise “sağcı”yım…
Yurttaşların da devlete karşı sorumlulukları olmasını istiyorum. Avantaj peşinde koşmayı, ağzını açıp yemeğin gelmesini beklemeyi reddediyorum.

SORU: Garantiler konusunda ne düşünüyorsunuz?

DR. ELENİ: Türkiye’nin, bir müdahale için garantiye mi ihtiyacı var? Şimdiki Türkiye, demokratik bir ülke değil… Irak’ı, Suriye’yi istediğinde bombalamıyor mu? Ermeni ambargosu, Yunanistan ile sorunlar, kendi halkına yönelik yaptıkları, tüm bunlarda garanti anlaşması mı var? Türkiye’nin, uluslararası hukuğa saygı duyması yeterlidir, garantiler olması gerekmez.

SORU: Kıbrıs’ta askersizleştirmeye nasıl bakıyorsunuz?

DR. ELENİ: Kıbrıs’ın tabii ki orduya ihtiyacı vardır… Ülkeyi koruması için, sahiller için, insanları denizden kurtarmak için ordu şarttır. İsviçre’ye bakınız… AB’nin en güçlü ordusuna sahiptirler. En güçlü donanmaya, hava kuvvetlerine sahiptirler. Kim koruyacak Kıbrıs’ı?   Elbette ordu olmalıdır.

SORU: Dr. Eleni, bu kadar yıl doktorluk yaptınız… Politikada bulundunuz… Zengin misiniz?

DR. ELENİ: Tam tersine çok fakir biriyim. Bir evim var ama 250 bin Euro da borcum var.

SORU: Ama operasyonlar yaptınız?

DR. ELENİ: 33 bin operasyon gerçekleştirdim. Kıbrıs’ta benden fazla ameliyat yapan kişi yalnızca ünlü doktor Marankoz oldu. Yaptığım ameliyatlardan bir sent bile almadım. Hayatımda her şeyi gönüllü olarak yaptım. Belki birkaç tane hellim verdi hastalarım, o kadar… 

SORU: Gelelim, bu söyleşide duyduklarımdan en çok etkilendiğim bölüme… Sizin inatçı bir insan hakları aktivisti olduğunuzu gerçekten bilmiyordum. Bana gösterdiğiniz yüzlerce fotoğraftan çok etkilendim.  Neler anlatacaksınız?

DR. ELENİ: Daha önce de söylediğim gibi tıp okudum. Çocuk Cerrahıyım.
Akademik olarak Profösörüm. Uzun yıllar İnsan hakları aktivisti olarak tüm dünyada görev yaptım. “Sınır Tanımayan Doktorlar” Médecins Sans Frontières örgütünde aktif olarak çalıştım. Bu örgütün uzun yıllar başkanlığını yürüttüm.

Ünlü Marmara gemisinden altı ay önce Gazze ablukasını delmek amacıyla Gazze’ye giden Ve İsrail savaş gemilerinin saldırısına uğrayan gemide ben de vardım.
Afganistan, Irak, Lübnan, Bosna, Karabağ, Yunanistan, İran, Sri Lanka, Vietnam, Batı Şeria, Gazze ve daha birçok ülkede gönüllü bir doktor olarak görev yaptım. Gazze’ye tam 40 kez gittim. İsrail beni “Personna Nan Grata” ilan etti.

Türkiye’de Yalova depreminde çalıştım. Yaşamım boyunca sadece sağlıkla ilgili değil, insan hakları, kadın hakları için de çalıştım. Afrika’da okula gitmeyen çocuklara yardım ettim. Haiti’de AIDS olan çocuklar için çalıştım.

Burada bir şey açıklayayım. Her zaman bu çabalarımda yanımda Türk doktorların da olmasını istedim. Denktaş zamanında bazı girişimlerim oldu. Ama davet ettiklerim benimle hiçbir zaman gelmedi.

Bir yıl önce, Mısır’dan Gazze’ye gitmek için davet yaptım ama Türk doktor bulamadım. 

Şu anda, artık mesleğimi icra etmiyorum. Sadece Afrika’da doktorluk yapıyorum. Zimbabve’ye yılda iki kez gidiyorum. Kenya’da, Namibya’da ameliyatlar yaparım. Sri Lanka’da haiti’de hastane kurduk ve yerel halka hizmet götürdük.

Kosova’da ağaç dikmekten, okul yapmaya kadar birçok aktivitede görev aldım. Esir Azeri kadınlara, hamilelere, içme suyu bulamayan çocuklara yardım götürdüm.
Kazakistan’da ilaçsız kalan insanların yardımına koştum… Arafat’la dost idim. Orada çocukların savaş yaralarının sarılmasında etkin görev aldım. Onlardan aldığım ve analiz için Kıbrıs’a getirmeye çalıştığım kanları İsrail askerleri elimden aldı.

Irak’ta Amerikalılar tarafından tutuklandım.

Kimyasal silahlar kullanan İsrail’in yaraladığı çocukların üzerindeki lekelerle uğraşırken, avucumun içinde yaralar oluştu.

Kazakistan’da nükleer bombalardan 60 yıl sonra arızalı doğan bebeklerle uğraştım.

Zimbabve’de açlıktan kırılmış insanlara Kıbrıs’tan zeytin ağacı götürüp ektik. Onlara hellim yapmayı öğrettik. Yine Afrika’da Haiti’de küçük barajlar yapıp suları topladık ve insanlara sunduk.

Facebook Yorumları
0
BeğenBeğen
0
MuhteşemMuhteşem
0
HahahaHahaha
0
İnanılmazİnanılmaz
0
ÜzgünÜzgün
0
KızgınKızgın
Teşekkürler!

Benzer yazılar

Haber İçi Alt 745×140