Hükümetin ömrü sanıldığından uzun olabilir

0
96

Siyasetin de toplumun da ani ve seri bir şekilde önünde bulduğu, geceden sabaha ne olduğu anlaşılamadan kurulan, gelenin de gidenin de kaygı ve teşhiste zorlandığı yeni koalisyon, içinde bulunulan şartlar nedeniyle sanıldığından da uzun olabilir. Tüm tahminleri, hükümeti kuranları da yanıltarak belki de 2 yıl sonraki seçime kadar gidebilir.

Uzunca bir süreden beri toplumla birlikte tükeniş yaşayan, kısır döngüde boğuşan Kıbrıs Türk siyaseti, hem var olandan rahatsız, hem dönüştürememenin, yeni ufuk açamamanın kısırlığında boğuşuyor. Sürekli eleştiren, neyi eleştirdiğini ve ne istediğini bilmeden, elindekileri de fark etmeden her gün biraz daha kaybeden toplumun önüne yeni bir şey koyamamanın kaçınılmaz sonu olarak…

2004 fırtınasının hemen ardından toplumda yaşanan hızlı değişim, ekonomiden sosyal yaşama kadar her alanda başkalaşmaya yol açan süreç, hızlı yükselişlerle birlikte hızlı düşüşler, toplumla birlikte siyaseti, siyasetçiyi de kemiriyor.

Kaynakların tükenmesiyle bir yandan dağıtıma dayalı ilişkiler dumura uğrarken, diğer yandan emeğe dayanmayan rant kaçınılmaz olarak bencilleşmeyi ve kalitesizliği de beraberinde getirdi. Toplum insan kaynakları bakımından hızla fakirleşirken, bu durum siyasete de bire bir yansıdı. Eğitime, sağlığa, medyaya, trafiğe olduğu gibi…

Bireysel çıkarların öne çıkmasıyla toplumsal çıkarlar gerilemeye başladı, sevgisizlik-çekememezlik-hazımsızlık bireysel ilişkilerden siyasi ilişkilere kadar taşındı. Kalitesizlik ve kültürsüzlük tavan yaptı. Çoğu zaman “nasıl olur” diye hayretler içinde karşılanan siyasi ilişkiler, bir birinin kuyusunu kazmalar, “yoldaşlar” arasındaki itiş-kakışların ardında büyük olaylar, kumpaslar arandı. Birey duruşunun, ruh halinin, üretememenin verdiği kısırlığın doğal sonucu olduğunu kabullenmekte güçlük çekti herkes. Ardında büyük olayları, birilerinin komplosunu aramak tercih edildi. Çünkü insanoğlunun savunma mekanizması her hal ve şartta güçlü…

2000’li yılların sonunda UBP iktidarında, İrsen Küçük döneminde tavan yapan siyasetteki kalitesizlik, bu dönemin ve aktörlerinin seçimlerde ağır bedel ödemesine karşın, ardından gelen dönemlerde de devam etti. O dönemi irdeleyen, kitabi yorumlarla değerlendiren yeni iktidarlar da benzer durumdan nasibini aldı. Bireyselleşme politikaların önüne geçti. Toplumsal dönüşüm ve iyileşme yolunda kolektif adımlara dair umutlar tükendikçe, bireysel “yatırımlar” ön plana çıktı. Herkes dilinin altında farklı gündemlerle kendine çalıştıkça, bir birini tetikledi. Üretememenin, dönüşememenin kısırlığında birbirini ve kendini tüketmeye başladı.

2013 seçimlerinin ardından kurulan CTP-DP koalisyonunun nasıl ve neden sona erdiği gibi, hemen ardından büyük umutlarla ve “ilk” söylemleriyle kurulan CTP-UBP koalisyonunun neden bitiğinin de adı konamadı. Kıbrıs sorunu, su anlaşması, Ekonomik Protokol gibi bir dizi gerekçeye rağmen aslında toplumla birlikte, siyasetteki tükeniş halinin esas olduğunu kimse kabullenmek istemedi.

Topluma kendini anlatmakta aciz kalan, didinmesine karşın sürekli dövülen, belki fazla entelektüel yapısı nedeniyle bir birini yiyen, konuştukları yaptıklarını veya yapmak istediklerini gölgede bırakan CTP, hükümetteki varlığını kaçınılmaz görürken, bir anda hükümetten atılmasını yorumlamakta zorlandı. İdealist yaklaşımlarla, takvim ve programla, müşavir yaratmama gibi toplumsal destek bulunacağı sanılan öngörülerle “idealist” görüntü çizmesine karşın, belki de realist olamamanın, pratik davranamamanın, topluma kendini anlatamamanın, çok ağızdan çok konuşmanın sonuçlarını yaşadı.

CTP ile ortaklık döneminde sessiz ve tavırsız kalan, refleks vermeyen UBP ise, belki de bu tavrıyla sürecin kazançlısı oldu. Toplumu, toplumsal ruh halini, geleni gideni dövme halini doğru okuyarak CTP gibi elini taşın altına koymadan, geleneksel parti tavrıyla konjonktürü okumada daha başarılı oldu. “Fikri yoktu, misyonu kalmadı” demek de günün sonunda savunmadan öteye gitmedi; çünkü fikri olanların kendine bile yararı olmadığı ortaya çıktı.

Yarınki güven oylamasıyla resmileşecek yeni UBP-DP koalisyonunun da bu anlamda, konjonktürü iyi okumada başarılı olacağı anlaşılıyor. Reflekssiz, büyük laflar etmeyen, idealist yaklaşımlar yerine pratik davranan, tamam deyip yapmayan bir model olacağına dair ipuçları güçlü.

Yeni koalisyon liderlerinin hükümet programının görüşüldüğü dünkü Meclis birleşimindeki tavır ve ifadeleri, bu konuda güçlü işaretler verir nitelikteydi. Alışılmış profillerin aksine tepki vermeyen, sakin, uzlaşıcı görünüm… Elektrikten suya, Kıbrıs konusundan Türkiye ile ekonomik protokole kadar her konuda muğlak ifadelerle dolu hükümet programı da keza, bu konuda güçlü veriler içeriyor.

İnsanoğlunun kaybetmeden elindekinin değerini anlamadığına inanlardanım. Ve çöküşün yeni ufuklar açtığına… O nedenle bu süreç hem toplumda, hem siyasette değişimin sinyalleri aslında. Biz ayak uyduramıyoruz, okuyamıyoruz ama iyi veya kötü, hızlı bir değişim süreci yaşanıyor. Kamudan sosyal hayata, eğitimden sağlığa her alanda hızlı bir başkalaşma. Tüm bunların sonuçları, bu karmaşa ve çöküş döneminin ardından bir yerlere varacak. Nerelere varacağını ise kestirmek zor. Ha keşke, bu süreci bilinçli yönetip toplumsal alışkanlık ve kültürümüzü de koruyabilsek. Bu da ancak güçlü dinamiklerle mümkün ki; bugün itibarıyla ufukta görünmüyor.

Akış değiştirilemeyeceğine göre sonuçta su akıp yolunu bulacak…

Ama bugünkü konjonktür, bu çalkalanma ve sürüklenme dönemi; iddialı olmayan, “muğlak”, büyük laflar etmeyen, az konuşarak kendi ayağına kurşun sıkmayan hükümetlerin dönemi. O nedenle UBP-DP koalisyonu, sanılanın aksine seçimlere kadar yaşam alanı bulabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here