Hükümet’in Kur Kararları

0
29

Her zaman böyle oluyor, karar alma aşamasındaki hükümetten karar kapsamı ile ilgili yüksek beklentiler oluşuyor, hükümet kararları sonrasında ise dağ fare doğurdu yorumları yapılıyor.

Hükümetin kur kararları üzerine yapılan yorumlar da benzeri oldu. Ekonomik etkinlik açısından ise kanımca yapılabileceklerin en iyisi yapıldı. Neden mi?

Önceki yazılarımda, kur artışından görünür şekilde en karlı çıkacak olanın hazine olduğunu yazmıştım. Nedeni ise gümrük ve tapu aşamasında alınan harç, vergi ve kdv’nin kur artıkça döviz karşılığının artacak olmasının getireceği ek vergi gelirleriydi. Hükümet, bu aşamadaki kurları, artış öncesi rakamlarla 3 ay boyunca sabit kur uygulaması ile kur artışı gelirinden feragat etmiş oldu.

Bu sayede, ithal ürünleri maliyetinin vergi bacağı artırılmamış olacak. Ayrıca, ithalatçılara dolaylı mesaj verilerek, ”ben kur artışının sağlayacağı ek gelirden feragat ettim, siz de fiyatları artırmamaya bakın” denilmiş oldu.

Beklenen ise kur artışlarının fiyatlar genel düzeyindeki etkisini sınırlandırmak, vatandaşın alım gücünü önemli oranda korumak.

Geçen hafta açıklanan Ağustos enflasyonuna göre yılbaşından Ağustos sonuna kadar fiyatlar genel düzeyi %2.72, kur artışları ise sepet düzeyinde %21 artmıştır. Yani, kur artışlarının sadece %10’u fiyatlara yansımıştır.

Bu durumda, vatandaşın alım gücü kur artışı kadar değil, sadece %2.72 azalmış oluyor. Geçen haftalarda asgari ücrete, ki bu artış özel sektör ücretlerine ayni oranda yansıyacaktır, %3.3 artış sağlanmıştır. Yani, özel sektör ücret düzeyi enflasyon oranından daha fazla zaten telafi edilmiştir. Kamu çalışanlarının ise yılsonuna kadar enflasyon farkı maaşlarına yansıyacaktır.

Elinde tedbir amaçlı sınırlı cephanesi olan hükümetten, kur artışı kadar maaşlara artış yapması talebi, yukarıda anlatıldığı gibi rasyonel değildir.

Alım gücü olumsuz etkilenen esas kesim, döviz karşılığı borç alan kesimdir ki, bu kesime yönelik alınması muhtemel tedbirler her yönüyle tartışmalıdır.

Dövizle borçlanan vatandaşlar, kendi tercih sonucu, kur artışı riskini bilerek bu borç ilişkisine girmişlerdir. Her birey kendi kararının maliyetini üstlenmek zorundadır. Ortaya çıkmış olan maliyetleri, başkalarının ödediği vergilerle hazine ya da alacaklılar üstlenmeye başlarsa, kur riski faktörüne rağmen, vatandaşlar rasyonel olmayan karar verme davranışlarına ileride de devam edecekler, her kur artışında ise devletten yardım bekleyeceklerdir. Bu ilişki beklentisi rasyonel olmadığı gibi ekonomik kaynak kullanımı yönüyle de sakıncalıdır.

Ancak, döviz borcu nedeniyle alım gücü azalan vatandaşın, ,tüketimi azalacak bu ise ekonomik aktiviteyi olumsuz etkileyecektir. Hükümetin yapması gereken, ileride benzer olumsuzlukların yaşanmaması için, borç alırken kur riski almış olan, kurların artması ile de azalan alım gücü nedeniyle tüketimi azalan bireylerin bu davranışının ekonomiye etkisini azaltmak için tüketicilerin döviz ile borçlanmalarına vade ve miktar sınırları getirmek olmalıdır.

Bu sayede, gelecek dönemlerde benzer kur artışları olması durumunda kur artışlarının böylesi olumsuz etkilerini azaltmış olacaktır. Hükümet kararları,  bu tedbirin alınmaması nedeniyle eksik kalmıştır.

Ancak, esas yapılması gereken, kur artışı gibi negatif şoklardan etkilenmeyecek güçlü, sağlam ve istikrarlı bir makro ekonomik yapı sağlanması olmalıdır. Böylesi güçlü ve dirençli yapının yolu ise yapısal reformların yapılmasından geçmektedir. Amaç, kısa vadede şokların etkisinin nasıl telafi edileceği değil, uzun vadede şoklara dayanıklı bir ekonomik yapı oluşturmak olmalıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here