Hukuk Ve Sol

0
117

Toplumsal olaylarda altyapıyı, yani “ekonomik üretim tarzını” abartarak, üst yapıyı, yani “din, kültür, hukuk, ideoloji, psikoloji ve siyaseti” küçümsemekle, ne kadar büyük bir hata yaptığını, dünya solu, çok büyük hezimetler yaşayarak öğrenmiştir.

Kıbrıslı solcular olarak, ne altyapıya ne de üstyapıya gereken değeri vermemekle, katmerli hata yaptığımızı iddia etmekten çekinmeyeceğim.

Kıbrıslı solculardan Sayın Alpay Durduran ve akademisyen Tufan Erhürman, beni etkilemeleri bakımından, “Hukuk Devleti” ve “Hukukun Üstünlüğü” ilkelerini tutarlı olarak savunan ender politikacılardandırlar. Tanıma olanağı bulamadığım merhum Nâci Talât için de aynı şey söylenebilir.

1974 sonrasında yıllarca, Denktaş – UBP – Türkiye üçlüsünün yarattığı toplumsal yozlaşmaya panzehir gibi görülen araç, “örgütlü sol muhalefet” olmuştu. Ne yazık ki yozlaşmanın panzehiri olarak görülen “örgütlü sol muhalefet” aracı da, “statüko koşullarında” iktidara ortak edilerek, -en hafif deyimiyle- etkisizleştirilmiştir.

Meşhur bir deyiş vardır: “Düşündüğün gibi yaşamıyorsan, yaşadığın gibi düşünmeye başlarsın!”

Örneğin son haftalarda ard arda yaşanan olaylarla sağlıkta kaos had safhaya çıktı. TIP-İŞ, bir kamu görevlisi hekimin, Kamu Hizmeti Komisyonu (KHK) tarafından, ikinci iş yaptığı gerekçesiyle (gerekçelerden biri olarak) memuriyetine son verilmesinin de tetiklemesiyle, bir dizi eylemler ve grev başlatmıştı.

Sağlık Bakanı İzbul ve Başbakan Kalyoncu ise, yaptıkları ortak açıklamada, kamu hekimlerini rahatlatma bâbında, “sağlıkta reform yasaları geçirilene kadar, kamu hekimlerine ikinci iş konusunda soruşturma açmayacağız, ‘frene bastık’, müsterih olun” demişlerdi. Anayasayı, yasaları ve Mahkeme kararlarını, yani, “hukuk devletini” ve “hukukun üstünlüğünü”, ihlâl etmekte bir beis görmemişlerdi. Hiç olmazsa eskiden, devlet yöneticileri sessiz kalarak, suçu itiraf etmiyorlardı. Sayın İzbul, daha da ileri giderek, Yenidüzen’e verdiği mülâkatta, “çamları devirmeye” pervasızca devam etmiştir. Demek ki “realite” o kadar güçlendi ve “idealleri” yerle bir etti ki; “suç”, o kadar yaygınlaştı ki; “büyüklerimiz”, suçu itirâf etmekten de, masumlaştırmaktan da, meşrûlaştırmaktan da, hiç çekinmiyorlar, artık…

Bereket versin ki memlekette hâlen yargıçlar vardır. Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Şafak Öneri: “Anayasa mahkemesi kararlarının uygulanmaması kuvvetler ayrımı ve hukuk devleti ilkelerine aykırıdır. Anayasa Mahkemesi kararları devletin tüm organlarını bağlar. Sağlık Bakanının ikinci iş yapma yasağı ile ilgili beyanları çok talihsiz. Yürütmenin suç işleyenleri koruma yetkisi yoktur.”, diyerek, “idealleri”, solcu siyasetçilerimize hatırlatma gereğini duymuştur.

Ardından, Yüksek Yönetim Denetçisi Yargıç Emine Dizdarlı da, yaptığı yazılı açıklamada  "yerel basında ve televizyon yayınlarında Devlet organlarını yöneten üst düzey yöneticilerin yasaları ve anayasa hükümlerini göz ardı ederek yaptıkları talihsiz beyanlarla hukuk ilkesine ters, devlet düzenine aykırı ve yönetilenlere hukuk güvenliği sağlamayan beyanlar olup suç teşkil edebilecek durumda olduklarını" ifade ederek, "yasalara uyunuz" çağrısı yaptı. Dizdarlı ayrıca, “Özellikle hukukun üstünlüğü ilkesi, Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ile birlikte değerlendirilmelidir. Bu ilkelere göre devlet organları, Anayasa ve yasalar çerçevesinde hareket etmek, yasalarda Anayasa’ya uygunluğu sağlamak ve temel hak ve özgürlükleri güvence altına almakla yükümlüdür.  Hukuk devletinde, devletin tüm kurum, kuruluş ve organları üzerinde (yasa koyucu dahil)  hukukun egemen olması gerekmektedir. Dolayısıyla, hukuk devletinin bir gereği olarak hiç bir organ, makam veya mercii Anayasa’dan almadığı bir yetkiyi kullanamaz. Bu devlet düzeni sayesinde yönetilenlere hukuk güvenliği sağlanmaktadır. Başka bir deyişle, Devlet görevlerini belli hukuk kuralları içerisinde yürütmelidir.” demiştir.

Bu ülkede sağlıkta ve sosyal ve ekonomik yaşamın her alanında yaşanan yozlaşmanın artık durdurulması ve ters çevrilmesi gerekmektedir. Bunu da ancak, “hukukun üstünlüğü” ilkesi ve “hukuk devletine” sahip çıkarak başarabiliriz. Hukuğu, siyasetin belirlediğini unutmadan, siyasetteki “yozlaşmayı” da akılda tutarak yol almaktan başka çare yoktur. Toplumu ve siyasal yaşamı  bu yozlaşmadan kurtaracak bir yol var mıdır? Evet:

– Sol felsefenin ışığını rehber edinen “eleştirel düşünce” ve “radikal eylem”. 
Bizim de yapmaya çalıştığımız, bundan başka birşey değildir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here