Hem etkin, hem de fiili…

0
137

Kim ne derse desin; Kıbrıs Türk tarafı, görüşmelerde ne istediğini biliyor…

Bir “vizyon”u var ve “strateji”si de, planlaması da, öngörüsü de ortadadır…

Kim, neye inanırsa inansın, görüşmelerde ciddi bir “performans” sergileniyor…

Otuz kırk yıl öncesinden kalan “siyasal rekabet” hesapları ile biriktirilmiş öfkeler; bugün bazılarımıza “bir arpa boyu yol alınmadı” dedirtecek kadar yerinde duruyor olsa bile, “ilerleme”yi bütün dünya görüyor ve konuşuyor…

Peki, yeterli mi?

Yanıt, bizzat Cumhurbaşkanı Akıncı’dan geliyor: “Önce ben, öyle bir noktaya geleyim ki halkıma gönül huzuru içerisinde evet diyebileceğiniz bir plan ortaya çıktı deyip, tavsiye edebilelim. Daha o noktada değiliz.”

Bu; aslında bir “durum tesbiti”dir ve bir dizi “yoğunlaştırılmış görüşme”nin bittiği gün, CB Akıncı’nın toplumuna söylediklerinin özetidir…

Ama bitmedi…

Türk tarafının çizdiği ve sürekli yinelediği “yol haritası”na bir bakalım…

a) Türk tarafı, görüşmelerin 2017’ye sarkmasının tehlikesini çok önceden saptadı. Hatta Rum seçimlerinin ertelenmesi bile gündeme geldi. “Hadi hızlanalım” startejisi Anastasiades’i zorladı. Yarattığı “İstanbul krizi” ile bundan kurtulacağını sandı. Türk tarafı, çok akıllı bir strateji ile onu tekrar masaya oturttu ve “yoğunlaşma”yı da kabul ettirdi.

b) 14 eylüle kadar yürütülen “yoğunlaştırılmış” görüşmeler, Türk tarafının “zorlaması” ya da “iteklemesi” ile oldu. Geçmişte ayda iki kez liderler görüşmesine bile “işim gücüm var” diyerek itiraz eden Anastasiades, yazın kavurucu sıcağında, viskisinden, uykusundan ve yat tatilinden kısarak bu yorucu “maraton”a kartlanmak zorunda kaldı.

c) Türk tarafı, Eylül ortalarındaki New York buluşmasını çok önceden bir “kilometre taşı” olarak belirledi. Süreci iyi yönetti ve alınan sonuçları BM Genel Sekreteri’nin önüne koyacak bir “ortam”ın oluşmasını sağladı. Süreci yakından izleyenler aslında Anastasiades’in New York’ta “Üçlü toplantı”nın olmaması için bir süre “kıvırdığını” da görmüşlerdir. 

d) Türk tarafı; 14 Eylül ortak açıklamasında, Anastasiades’in “takvim, hakemlik yok” şeklindeki tavrında belirli bir yumuşamayı sağlamıştır. Şöyle ki; iki lider, hem 2016’ya vurgu yapmışlardır ki, bu Anastasiades’in Rum tarafında topa tutulmasına yol açmıştır, hem de BM Genel Sekreteri’nden “İlgi ve çabalarını yoğunlaştırması”nı talep etmişlerdir, ki bu da Rum tarafında siyasal fırtına yaratmıştır.

e) Türk tarafı, New York sonrasını da ciddi biçimde planlamıştır. Apaçık biçimde “Beşli toplantı”ya giden yolun taşları örülmektedir. CB Akıncı ve ekibi, “Garantiler ve güvenlik” konularının Bürgenstock türü bir seri toplantılar sistemi ile ele alınmasını ciddi bir “hedef” olarak belirlemişlerdir. Tabii; Anastasiades, henüz bunu kabul etmiş değildir. Ancak Türk tarafı “hedef”ini tüm muhataplara, uluslararası aktörlere anlatmakta ve “anlayış” görmektedir.

f) Türk tarafı, görüşmelerin 2017’ye sarkmasının “risk” taşıdığını da gerekçeleri ile anlatmaktadır. Nitekim, Anastasiades’in bu konuda “ikna” edildiği de görülmektedir. Türk tarafı; Rum seçimlerini, ABD seçimlerini, gaz arama gerginliğini ve BM Genel Sekreteri’nin görevden ayrılacak olmasını 2017’nin “riskleri” olarak sunmakta ve neden acele ettiği konusunda anlayış görmektedir.

g) Türk tarafı, “beşli görüşme”ye giden yolda, Türkiye’nin ve Yunanistan’ın da etkin katılımını sağlamayı planlamış, bunu Türkiye ile konuşmuş ve Türkiye de, bu konuda olumlu girişimler başlatmıştır. Türkiye-Yunanistan arasında bu konuda yürütülen görüşmeler yanında, New York’ta da bir dizi Türk-Yunan görüşmeleri yer alacaktır. Hatta TC Cumhurbaşkanı Erdoğan da, New York’ta devrede olacaktır.

h) Bu “yol haritası”nda Türk tarafının “uluslararası aktörler” ile kurduğu “network”ü de yabana atmayalım. CB Akıncı’nın “kredibilite”sini kullanarak, bu çevrelerde çözüm için hareketlilik sağladığı, özellikle New York’ta çözümün finansmanı”na yönelik girişimler planladığı biliniyor. Yani; hedef var, amaç var, strateji var, öngörü var, çaba var, niyet var, en önemlisi de çözüm için samimiyet var…

CB Akıncı’nın “İki evet için çalışıyoruz” demesi boşuna değildir…

Vizyonu, sadece Kıbrıslı Türkler’i kapsamıyor… Kıbrıslı Rumların da “evet” demesini öngörüyor…

Oysa “Etkin ve fiili” diyerek ortaya bomba fırlatan siyasetçiler, aslında utangaç biçimde “çözüm olmasın” demektedirler.

Bu kesim, yani UBP ve DP’nin geleneksel tabanlarının bir bölümü, Akıncı “ağzı ile kuş tutsa” zaten “Hayır” diyeceklerdir…

Onların “Hayır”larını “evet”e dönüştürmek zaten mümkün değildir.

Bu kesimin Rum tarafındaki DİKO’culardan, EDEK’çilerden hiçbir farkları yoktur.

CB Akıncı, geçmişteki tüm “kalıp”ları yıkmıştır. Ekibi ile doğru bir “Zemin”de ve yoğunlukta ciddi bir çaba sergilemektedir.

Eminim; toplumun büyük çoğunluğu bunu görmekte de desteklemektedir. Zaten kendisi de ne dedi BRT’deki programda:

“Şu kesinlikle benim yapabileceğim bir şey değil; bu iş varsın kalsın 2018’e. (Rumlar) bitirsinler seçimlerini.

Kim seçilirse seçilsin. Biz 2020’ye kadar buradayız zaten. Yine devam ederiz. Ben böyle bir düşünceye sahip değilim. O amaçla seçilmedim.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here