Göç: Geçmiş-Kimlik ve Travma…

0
91

Yıllar önce bir makale okumuştum, ilgili makaleyi yanılmıyorsam sosyolog Prof.Dr. Vergin yazmıştı… Vergin, “insan köklerinin nereden geldiğini öğrendiği zaman oraya doğru koşar ve arayışa girer” mealinden bir ifadeyi makalesinde kullanmıştı…

Suriye, Irak ve Libya bölgemizdeki kargaşanın ve iç savaşların merkezleri… Bu üç ülkede yaşanan iç savaşların neticesinde ise bir göç akımı…  Kendilerinin ve çocuklarının daha iyi ve güvenli bir mekanda yaşamaları için yollara düşüyorlar…

Yıllar önce göç yollarına düşen Çerkesleri, Ermenileri, Yahudileri v.b. anımsatıyor yaşananlar…
Suriye’den zorunlu olarak göç etmek zorunda kalan bir ailenin üçüncü veya dördüncü kuşaklarını bir düşünün nasıl bir kimlik ve ruh haliyle yaşayacaklarını… Diyeceksiniz ki niye düşünelim, ne gerek var, kimlik ve ruh haline dair !

Evet, düşünmek zorundayız çünkü göç gönüllülük veya bir plan esasına dayanmadıkça yıpratıcıdır ve de acı içerir…  Özlemden öteye derin bir acı içerir!

Ailelerin parçalanması, farklı coğrafyalara göç etmeleri, göç yollarında ölen insanlar ve ardından farklı bir coğrafyada var olma mücadelesi… Hem sosyal-kültürel bir entegrasyon veya zorunlu asimilasyon sürecine girme endişesi !

Geçtiğimiz aylarda Fatih Akın’ın “Kesik” filmini izlemiştim… Filmde, bir Ermeni ailesinin bireylerinin Antep’te başlayan yaşamlarının sırasıyla Suriye’ye Lübnan’a,  Küba’ya ve oradan da ABD’ye kadar uzanışı ele alınıyor…

2010 yılında vizyona giren yönetmenliğini ve yapımcılığını Muhiddin Quandar’ın yaptığı Çerkes filmi de büyük Kafkas sürgünü sonrası Çerkeslerin Ortadoğu coğrafyasında yaşadıklarını anlatıyordu…

Filmlerde anlatılanlar elbette ki bir kurguya dayanmaktadır. Ancak yukarıdaki filmlerin  kurguları-senaryoları yaşanmış gerçekliklerden esinlenerek hazırlanmıştırlar…
Ulusal kimlik-ulusçuluk akımları batı merkezli bir anlayışın ürünü… Diğer bir deyişle bu akımlar batıdan dünyanın farklı coğrafyalarına yayılmıştır…  Çok kültürlülük politikaları son dönemde ortaya çıkmasıyla birlikte göç yoluyla farklı toplumlara katılanların nefes alma şansları olmuştur…
Düşünün ki, zorunlu göçten dolayı, bir aile veya halkın bireylerinin farklı bir sosyalleşme sürecinden dolayı farklı kimliklere sahip olma durumunda kalmaktadırlar…

Arjantin’de yaşamak zorunda kalan bir Ermeni ile Fransa veya ABD’deki Ermeni’nin kimlik ve ruh hallerini anlamak veya benzeştirmek-yakınlaştırmak ne kadar mümkün? Yada Ermenistan’da sosyalleşen ve Sovyet kültür politikasından etkilenen bir Ermeni!

Çerkesleri düşünün, Türkiye’de sosyalleşen ve yaşamlarını sürdüren dördüncü-beşinci kuşak Çerkeslerin Türkçe konuşma durumları, Ürdün’de yaşayan ve sosyalleşenlerin dil aracılığıyla Arap dünyasına yakınlıkları, ABD’de yaşayanların Anglo-Amerikan kültürüne olan yakınlıkları ve yine dil olayı… Kafkasya’da  kalmayı bir şekilde başarmış ve anavatan Kafkasya’ya tutunmuş olan Çerkesler! Onlar hem kendi anadillerini hem de Rusçayı konuşabilmektedirler… Sovyet deneyimine tanıklık ve Ruslarla yüzyıllardır birlikte yaşanmışlıkları ve karşılıklı etkileşimleri!

Ataları vakti zamanında zorunlu göç yoluyla farklı coğrafyalara dağılmış olan insanlar farklı dilleri ve kültürleri kendi bünyelerinde barındırmaktadırlar, ancak belleklerinde geçmişe dair izleri takip ve bir arayış hep sürer gider… Kökleri bulma girişimi vs. Diğer bir deyişle,  travmatik hal ve acı hep olur…

Suriye’den veya Irak’tan zorunlu olarak göç eden insanların ve onların gelecek kuşaklarının bir kimlik krizi ve travma yaşamamaları  için hızlı bir şekilde bölgede istikrarın ve güvenliğin yeniden sağlanması gerekmektedir. Böylece insanlar doğdukları ve büyüdükleri yerlere hızlı bir şekilde dönebilirler… Geri dönüşü yüzlerce yıl sonrasına bırakmamalı, şimdi düşünmek gerçekleştirmek gerek, yoksa ilerde çok geç olabilir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here