Gelin Kıbrıslı Rumlara Bir Soru Soralım

0
126

Perşembe gecesi itibariyle Türkiye’nin gündemine damga vuran gelişmeler -Can Dündar’ın ve Erdem Gül’ün tahliyeleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tepkisi ve Anayasa Mahkemesi çıkışı- Kıbrıs’ın her iki yakasında sınırlı da olsa akis uyandırmış durumda.

Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin Cumhuriyet Gazetesi ile ilgili son gelişmeler ve Artvin Meselesi karşısında sergilediği tavır Kıbrıs’ta da ilgiliyle takip ediliyor. Dündar ve Gül’ün özgürlüklerine şimdilik şerhiyle kavuşmalarının hemen akıbetinde İMC TV’nin karartılması Kıbrıs’ın güneyinde ilgi uyandıran gelişmeler arasında.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerek Anayasa Mahkemesi gerekse de iktidar-muhalefet ve Türkiye’nin demokratikleşmesinin seyrini ilgilendiren konularda takınmış olduğu tavır Yeşil Hattın her iki yakasında da ‘karamsar’ bir iklimin doğmasına neden olmuş durumda.

Birleşik, askerden arındırılmış, özgürlükçü ve çok kültürlü bir Kıbrıs tahayyülü ile hareket eden insanlarımızın şöyle bir çekincesi, şerhi söz konusu: Türkiye’nin otarşizme kaydığı, içte ve dışta maceralara soyunduğu, temel hak ve özgürlükler konusunda sıkıntıların tavana vurduğu, iktidarın muhalefeti ‘vatan hainliği’, muhalefetinse iktidarı ‘faşizm’ ile ‘yokladığı’ bir ortamda Kıbrıs’ta ne türlü bir çözümden bahsedilebilir? Sorunlar yumağı haline gelen bir Türkiye (iflas noktasında olan Yunanistan misali) Kıbrıs’ta bir çözümü nasıl destekleyebilir, önünü hangi şekilde açabilir?

Yukarıda altını çizdiğim soru işaretleri son saatler itibariyle özellikle Yeşil Hattın güneyinde dillendirilmekte.

Kıbrıs Rum tarafında iki görüş öne çıkmış durumda: Otoriterleşen Türkiye’ye Kıbrıs Meselesinde buraya kadarmış türünden karamsar bir mihenk noktasında olanlarla ve ‘Erdoğan’ parantezini boş verin, Ankara’da bizim dediğimize gelecek, AB’ye ve ABD’ye muhtaç iktidar çevreleri var’ diyen çevreler. Bu kısa yazımızda bu çekinceleri ve çıkışları seslendiren adalı insansımıza basit bir sual yöneltmeyi yeğledik.

Sorumuz oldukça basit ve Kıbrıs Meselesinin ‘bam telini’ teşkil eden bir mahiyet arz etmekte. ‘Otoriterleşen Türkiye ile bu iş olmaz’ ve ‘bize güvenin Ankara’da ‘entegre’ edilecek kesimler var’ diyenlere şunu sormak durumdayız: Kıbrıs açısından ‘yabancı bir unsur’ olan Türkiye’deki gelişmelere ve aktörlere kafa yorduğumuz kadar kendi ev ödevimize odaklanmakta mıyız? Başka bir deyişle, Kıbrıs Meselesinde diğer ilgili unsurların ‘gediklerine’ ilgi duyduğumuz kadar kendi ‘gediklerimizi’, siyasi çizgimizi, cevapsız suallerimizi gözden geçirebilecek konumda ve durumda mıyız?

Bu meseleyi biraz açıp berraklaştırsak mı? Mesela bu adada Helence konuşan, kendini Helen bilen insanlarımıza şunu sorsak: Çözümle beraber Kıbrıs Türk insanımızın üstünde ehemmiyetle durduğu otonom, sınırları tekrardan dizayn edilmiş, Kıbrıs Türk kültürel kimlikli, toprak ve nüfus bütünlüklü Kıbrıs Türk kurucu devletini ya da eyaletini (unsurları berraklıkla ve gönül rahatlığıyla tanzim edildikten sonra tanımlama zorlamalarının bir anlamı kalmasa gerek) kanıksamaya, içselleştirmeye ve bu paradigma ile yan yana özgürce yaşamaya hazır mısınız?

Bu maceraya var mısınız? Kıbrıs Türklerin büyük bir utkusu olan bu macerayı kanıksadığınız takdirde otoriterleşen, siyaseten ve ekonomik açıdan çöken ‘ana vatanlara’ rağmen bu çok kültürlü Kıbrıs’ın yaşama şansı sizce bir anda yok olabilir mi?

Kıbrıslı Rumlara soru sorduk diye Kıbrıslı Türkleri unuttuk diye birileri fazla heveslenmesin. Çok kültürlü Kıbrıs için, Türkiye’deki ve Yunanistan’daki gelişmelerden bağımsız olarak onların da kendilerine soracakları bazı önemli sorular var. Rumların acılarını, travmalarını görmezden gelmeye daha ne kadar devam edeceğiz? Toprak-Mülkiyet-Ganimet-Tabu dörtlüsü senfonisine ne zaman son vereceğiz? Bu coğrafyada esaslı barışın ordulara değil de, insanların yan yana, karşılıklı anlayış temelinde yaşama azmine dayandığı olgusunu ne zaman kanıksayacağız?

Aslına bakacak olursak bu adada kendi kendimize soracak o kadar sual var ki. Bu sualleri sormak, ‘ev ödevlerimizi’ gözden geçirmek, yanı başımızdaki Türkiye’de olup bitenlere riyakar kalma anlamını taşımamaktadır. Bu garip, ‘kafir’ nefsin bu gelişmelerle ilgili sayısız tespiti, mülahazası, sorusu ve korkusu bulunmaktadır. Türkiye’deki kutuplaşma ortamı, Kürt Sorunu’nu Sri Lanka tarzında çözeceğiz derken Vietnamlaşma sendromu, Suriye özelinde buram buram İttihat ve Terakki mirası izleri taşıyan gelişmeler, Tanzimat’tan bu yana ülkenin çok kültürlülük ve demokrasi ile bir türlü bir araya gelememiş olması bizleri endişelendirmektedir. Bahis konusu olan Ziya Gökalp’ın üstünde ehemmiyetle durduğu ortak has ve vatandaşlık olguları ve şuurudur. Ancak başta vurguladığımız üzere bu olgularla ilgili açılımlarımız Kıbrıs gerçeklikleri temelinde bizleri ‘körleştirmemelidir’.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here