Gaz, Çözüm ve Karalar

0
161

 

Türkiye, enerji fakiri bir ülke.  Doğalgazın tamamı ithal desek yanlış olmaz.  En büyük doğalgaz tedarikçisi Rusya.  Türkiye’ye gelen doğalgazın yüzde ellisinden fazlası Rusya’dan Mavi Akım Boru Hattı ile geliyor.  İkinci en büyük tedarikçi ise İran.  Üçüncüsü Azerbaycan.  Rusya, İran ve Türkiye’nin Suriye’de ortak hareket ettiklerini söylemek, bunun ispatı olarak liderler arasında yapılan toplantıları, yemekleri göstermek son derece manipulatif yaklaşımlar.  Ne yazık ki güç alan ülkede değil, veren ülkede oluyor.  Anlaşmalara göre bu ithalat seviyeleri en az on yıl korunmak zorunda.  Mavi Akım dışında bir diğer proje de Türk Akımı ama o proje şimdilik askıda.  Rusya, Türkiye’yi kendine bağımlılıkta avucunun içinde tutmak istiyor.  Akkuyu Nükleer Santralini de kim yapacak belli değil, Türk şirketler projeden çıkmış, yani müteahhit kim belli değil. Onun da ne zaman yapılacağı belli değil.

 

Kıbrıs sularında olması potansiyel doğal kaynakların kullanımı hem bölge ülkeleri için hem de Avrupa için çok kıymetli.  İtalya’nın gemilerini savuşturan Türkiye, Amerika’nın Exxon Mobil gemilerine ses çıkarmadı, çıkaramadı.  Öyle ya da böyle Türkiye, Amerika’ya da bağımlı bir ülke.  En başta ekonomik, ticari ve askeri alanda tabi.

 

ABD eski Dışişleri Bakanı RexTillerson’ın eski CEO’su olduğu ExxonMobil şirketi ve onu korumakla görevlendirildiği söylenen Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin 6. Filo’su beraber hareket ediyorlar.  Sonbaharda sondaj çalışmaları başlayacak.

 

Bütün bu verileri koyduktan sonra Türkiye için KKTC’nin önemi ortaya çıkıyor.  Halen daha 30.000 askeri adada bulunan ve de facto Kuzey Kıbrıs’ı yöneten Türkiye, Kıbrıs sorununun çözümü halinde gözünün önünde pırlanta gibi parlayan yegane doğalgaz kaynaklarını kaybedecek.  ‘Aramızda ayrı-gayri yoktur’ sözü ile ‘gelen Türk giden Türk’ sözü ile ‘siz üretmeyin, biz size veriririz’ mantığı ile pasifize edilen Kıbrıs Türk Toplumu uyandı mı? Verilen sözlerin, yapılan anlaşmaların ne kadarı Kıbrıs Türk Toplumu için ne kadar Türkiye’nin jeostratejikve ekonomik çıkarları için (ve şimdi de doğal kaynaklar için) olduğu üzerine yıllarca tartışılabilir.

 

Tartışma götürmeyecek husus Kuzey Kıbrıs’da yarım asırlık sürede ekonomik, sanayi, ticari hiçbir hususta yol katedilemediğidir.  Yalnız ve hukuken geçersiz ortamda kurulan KKTC, her sene daha da çöktü.  Gazinolar, kumarhaneler, ‘butik’ üniversiteler ve Kıbrıslılara adeta denizleri men eden oteller KKTC’nin yegane ilerlediği alanlar.  Eğer buna tabi ilerleme denebiliyorsa….Tartışılan, konuşulan her bir toplumsal sorun, Kıbrıs meselesinin çözümüne bağlı.  İnsanlar evlerinde sofraya et koyabilmek Güney’e gidiyorlar.  Sadece et değil, başka insani gereksinimler için de gidiliyor.  Bitmiş tükenmiş KKTC esnafının kepenklerini tek tek indirmek zorunda kalması, bunun yüzünden olacak.

 

Kıbrıs Cumhuriyeti açısından bakarsak, bulunacak olan doğalgaz Kıbrıs’ı uçurabilir.  Kıbrıs ile iyi ilişkilerde olan ülkelerin, son zamanlarda Kıbrıs’a gelip giden Arapların, Mısırlıların ilk ve yegane rüyası bu projelerden faydalanmak.

 

Sayın Mustafa Akıncı da Başbakanda ve diğerleri de bunu gayet iyi biliyorlar.  Gayri-resmi yemek masasına giderken, bunun bilincinde olacak Sayın Akıncı.  Cumhurbaşkanı olarak ‘piştikten’ sonra kendi, Türkiye’yi de Kıbrıs Cumhuriyeti’ni de doğrusuyla yanlışıyla değerlendirmektedir.  Kıbrıs Sorununun çözümü Amerika’nın istekleri dahilinde ansızın beklenmedik bir yön alabilir.  Liderlik kademesininKıbrıs’a dair olan her bir fiziki ve manevi değeri korumak, görevidir.  Evet, hiç kolay değil. Kıbrıs sorunu çözülse bile, federal bir Kıbrıs için imzalar atılsa bile; pek çok bireysel ve toplu olaylar, gösteriler olacaktır.  Belki bir elli sene de bunlarla uğraşılacak.

 

Ancak, Kıbrıs’ın ve hatta Kıbrıslı Türklerin bilmeleri gereken her kararın avantaj ve dezavantajları var.  Türkler, Türkiye’den ‘kaçıyor’.   İlk tercihler Amerika ve Avrupa olurken Kıbrıs da bir tercih.  Eğer Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıs Türk Cemaati yerini almazsa, ben diyeyim 1 milyon, siz deyin 5 milyon Türkiyeli, KKTC topraklarına önümüzdeki senelerde akın edecek.  Sonra yavaş yavaş muhtarlıkları, belediyeleri ve meclisi de ele geçirecekler.  Bunu hiçbir şekilde Türkiyelileri kötülemek için söylemiyorum.  Sosyolojik bir gerçek bu.  Dışarıdan gelen kendine yaşam alanı açacaktır ve açmak zorundadır.  İstanbul’daki çirkin kontrolsüz inşaatlar Kıbrıs’da da olacak. Öyle ya insan çokluğuna göre ev lazım.  Apartmanlar, sefertası gibi rezidanslar tarım arazileri ve ormanların üzerine ihtiyaç ve rant dolayısıyla dikilecek.

 

Açık konuşalım, KKTC’nin bunu durdurabilecek bir gücü yok.  Ucuz iş gücü gelecek.  İhaleler ve sınavlar peşkeş çekilecek.  Her karar, kendi avantaj ve dezavantajıyla gelecek.  KKTC, uluslararası ortamda tanınmayacaktır.  Dost, acı söyler demişler.  Self-determinasyon ilkesi, KKTC gibi askeri bir güçle oluşturulmuş bölgeye uygulanmıyor.  Ben yaratmadım bunu; realite uluslararası antlaşmalarda böyledir.  Ayrıca KKTC, o kadar önemli stratejik bir noktada ki ve aynı zamanda o kadar da zayıf ki asla rahat bırakılmayacaktır.  Tercihleri, uzun vadedeki getiri ve götürüler üzerine yapmak gerek.  Tek gerçek budur.