Garanti Anlaşması Neyi Garanti Ediyor?

0
242

Başbakan Hüseyin Özgürgün BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Eide'nin garanti anlaşmasını "çağdışı" olarak nitelemesine sert tepki verdi.

Eide'nin yetkilerini aşıp provakasyn yaptığını söyleyen Özgürgün, çağdaş dünyada güvenliğe daha fazla ihtiyaç olduğunu ifade ediyor.

Doğru… Günümüz dünyası neredeyse yaşanılmaz bir halde. Ama bu tespiti yaparken, 56 yıl önce yazılmış bir anlaşmaya da olduğundan fazla anlam yüklememek gerekiyor.

1960 Garanti Anlaşması koşullarından bugüne hem dünya hem de Kıbrıs değişti. Artık teknoloji o kadar güçlü bir silah ki, devletler sahip oldukları asker ve silah gücüyle değil, bilgi gücüyle savaş kazanıyor.

Kıbrıs'ta daha kurmadan bozulma koşullarını düşündüğümüz anlaşmada da Garanti Anlaşması'nın orjinal şeklinin bir kazanım yaratacağına inanmıyorum

Aksi Kıbrıslı Rumlar açısından da düşünülebilir. Özellikle Türkiye'deki darbe girişimi sonrasında "adayı bu Türk askeri mi koruyacak" söylemi üzerinden ayrı bir siyaset üretiliyor ve Garanti Anlaşması'nın ortadan kaldırılmasının her zamankinden daha fazla önem taşıdığı vurgulanıyor.

Daha önce de yine bu köşede paylaşmıştım ama tekrarlamakta fayda görüyorum. 4 maddeden oluşan Garanti Anlaşması'nın bir tarafın talebi diğer tarafın ise kesin reddi haline gelen 2 maddesini birlikte okuyalım;

MADDE 2.
Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1’nci maddede belirtilen taahhütlerini kaydederek, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü, güvenliğini ve anayasanın temel maddeleri ile oluşan durumu (state of affairs) tanırlar ve garanti ederler.
Yunanistan, İngiltere ve Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer herhangi bir devlet ile gerek birleşmesini. gerekse Ada’nın taksimini doğrudan doğruya, veya dolaylı olarak gerçekleştirmeye yardım ve teşvik edici bir amacı olan tüm hareketleri kendi yetki ve ilgileri oranında önlemeyi üstlenirler. 

MADDE 3.
Bu Antlaşma hükümlerinin herhangi birinin ihlali (çiğnenmesi) halinde Yunanistan, Türkiye ve İngiltere bu hükümlere saygıyı sağlamak için gerekli girişimlerin yapılması ve önlemlerin alınması maksadıyla aralarında danışmalarda bulunmayı üstlenirler.
Üç garantör devletten biri, birlikte veya birbirlerine danışarak (işbirliği halinde) hareket etmek olanağı bulunmadığı taktirde, bu antlaşmanın oluşturduğu durumu (state of affairs) münhasıran yeniden oluşturmak gayesi ile hareket etmek hakkını korumaktadırlar.

Rum tarafı 3. maddenin Türkiye'ye tek taraflı müdahale hakkı tanıdığından yola çıkarak anlaşmaya karşı.

Türk tarafı ise bu anlaşmayı kendine güvence olarak görüyor.

Şunu hatırlatmakta fayda var;

Adaya müdahale 1974'de yapıldı. Ama o zamana gelene kadar adada yaşanan birçok kanlı olay hatta Kıbrıslı Türkler'in Türkiye'den defalarca tekrarlanan yardım talepleri var. Anlaşmanın imzalandığı 14 yılda Türkiye bu müdahaleyi gerçekleştirmedi.

Yine yazmış ve yayınlamıştım, yine özellikle tekrarlamak istiyorum;

Bugüne kadar çeşitli tarih kaynaklarında bahsedilmesine rağmen belgeleriyle çok öne çıkmayan bir tespite göre, Türkiye'nin müdahalesi ABD ve NATO desteğiyle oldu. Dahası bu müdahaleye zemin oluşturduğu söylenen Yunan cunta darbesi de yine aynı merkezlerin desteğiyle gerçekleşti. Ve dönemim ABD'si bunu adayı bölmeyi göze alarak yaptı.

ABD'nin Türkiye'nin adaya müdahale etmeyeceği konusunda güvence vererek, Yunan cuntasını Makarios'a darbe yapılması konusunda ikna ettiği dönem birbiriyle paralellik taşıyor.

Aşağıdaki belge Mayıs 1974'de bizzat dönemin ABD Başkanı Henry Kissinger imzasıyla "final cure" (nihai tedavi) başlığı ile Kıbrıs'taki ABD Elçiliği'ne gönderilen ve Makarios'un devrilmesini emreden çok gizli belgedir.

Bu belge aynı zamanda, kararın Milli Güvenlik Konseyi kararı olduğunu söyleyerek verilecek direktiflerin izlenmesini emrediyor.

Makarios'a düzenlenen darbenin şifresinin "Alexandros Hastaneye Kaldırıldı" olduğu zaten  kaynaklarda yazıyor. "Nihai tedavi" denilenin de aslında Yunan Genel Kurmay Başkanı'nın temel isteği olan ama başarısız kalınan Makarios'un öldürülmesi olduğu anlaşılıyor.

Bir başka belge de NATO'nun Temmuz 1974'de NATO Genel Sekreteri Joseph Luns imzasıyla Savunma Bakanlığı'na gönderilen yazı.

Burada, ABD Başkanı Henry Kissinger’in Siyasi İşler Müsteşar Yardımcılığı görevini yürüten Joseph J. Sisco'nun ziyaretinde Kıbrıs sorununu bitirmek konusunda karar üretildiğini ve Türk ordusunun adaya çıkarma yapmasıyla Makarios'un devrilmesini destekledikleri anlatılıyor.

Bu belgeler ABD ve NATO'nun Yunanistan ve Türkiye'nin aslında yapmak istediği ama çekindiği konularda birbirlerinden habersiz şekilde onları desteklemesini ve aslında adanın bölünmesini göze alarak bunu yaptığının kanıtı olarak ortaya çıkıyor.

Türkiye'nin 3. maddeye dayandırdığı müdahelesi, uluslararası hukukta yeterli bulunmadı ve yaşananlardan Türkiye sorumlu tutuldu.

Bunları toplumlar geniş farkındalıkla yaşayamayabilir. Ancak siyaset üretenler bunu çok iyi biliyor.

Şimdi koşullar değişti, Akdeniz'de bir barış adresi olabilecek konumda görülen adanın yeniden birleştirilmesi için her iki tarafın da hassasiyetlerini sağduyu temelinde değerlendirmesi gerekiyor.

Bu kapsamda Garanti Anlaşması da her iki tarafın hassasiyeleri gözönüne alınarak yeniden düzenlenebilir. Siyaset üretenlerin bu konuda yaratıcı olmaları şart.

Kıbrıs her zaman kendi dışındaki önemli güçler için farklı dönemlerde farklı anlamlar teşkil etmiştir. Bunlar ışığında dünya güçleriyle çıkar çatışmasına girmemesi, ancak kendi gücünü maksimize etmesiyle mümkün olur.

Bu da çözümle…

Bir çözümün adaya getireceği güç ve kazanç sadece duygusal bir gelecek kurgusundan öte, toplumların ortak çıkarlarıyla güçlenecek gelecek nesillerin güvenliğinin de garantisidir.