Futbolun Tadı Kaçıyor !

0
86

Bu hafta herhangi bir ülkenin dış politikasını veya ülkeler arasındaki ilişkileri yazmıyorum… Milyonların izlediği futbolu diğer adıyla ayak topunu yazıyorum…

Yıllardır tüm dünyada en çok izlenen-en popüler spor dalı futbol !

4-5 yaşlarındaydım, taraftar duygusuna yeni yeni sahip oluyordum… Liverpool ve Fenerbahçe televizyon karşısında benim tutkulu bir şekilde izlediğim takımlardı… Kıbrıs’ta ise ilerleyen yıllarda yönetici olarak da görev aldığım, Yenicami…

Liverpool ve Fenerbahçe’nin 1970’li yılların sonunda ve 1980’li yılların başlarında efsane-sembol olmuş oyuncuları vardı…  Onların isimlerini ezberlemiştim… Her yıl çok az sayıda oyuncunun ilgili takımın kadrosunda ismi değişiyordu…  Büyük bir takımdan başka büyük bir takıma oyuncu transferi gerçekleştiğinde yer yerinden oynuyordu! Raşit Çetiner  ve rahmetlik Erdoğan Arıca’nın transferleri o dönemde aklımda kalanlardan…

Sembol-efsane oyunculara dönecek olursak, Liverpool denildiği zaman hemen aklıma Güney Afrikalı kaleci Grobelllar, Gallerli oyuncu Ian Rush, Graemme Sounnes v.s gelirdi… Fenerbahçe denildiği zaman ise Cemil, Alparslan, Cem Pamiroğlu aklıma gelirdi…  

Çocukluk yıllarımda takımların kadrolarını takip etmek daha kolaydı… Dediğim gibi büyük takımlar arasındaki transferler daha azdı… Bununla birlikte kimi futbolcular 10-15 sene bir takımın formasını giyerek o takımla özdeşleşiyordu… Oysa şimdilerde durum farklı…

Endüstriyel futbol anlayışı denen kavram ortaya çıktığından beri futbol sadece spor, sosyal bir ifade ve eğlence aracı olmaktan çıkmış ve  bacasız bir sanayi sektörü halini almıştır…

Düşünün ki artık bazı takımlar haftada 3 maç yapıyorlar, kimisi 8-9 gün içerisinde 4 maç dahi yapmak durumunda kalıyorlar… Uzakdoğuya para kazanmak-sponsor tatmin etmek ve ürün satmak amacıyla düzenlenen turlar ve maçlar…

Camialarında futbolculuk dönemlerinde sembol olmuş isimleri bir anda ezeli rekabbette bulunulan başka takımlarda teknik direktör olarak görev alma halleri !

Geçtiğimiz günlerde televizyon Şenol Güneş’i yakın çekimden gösteriyordu, zihnimde hemen Trabzonspor canlandı. Oysa ki, Güneş Beşiktaş’ın başında sahaya teknik direktör olarak çıkmıştı…

Kıbrıs’ın hem kuzeyinde hem de güneyinde de durum farklı değil… Yenicami’de yetişmiş oyuncuları ertesi yıl Gönyeli’de, bir sonraki yıl ise Çetinkaya’da görmek mümkün… Daha sonra ise Yenicami’ye dönüş…

Kıbrıs Rum futbolunda ise olamaz dediğimiz şeyler oluyor… Omonia kökenli Alenoftis’i bir anda Apoel formasıyla izliyorsunuz… Apoel’de yıldızı parlayan Makridis ise Omonia’ya gidiyor… Sol görüşlü  siyasi bir aile kültürüne ve yaşanmışlıklara  sahip Okkas ise Anorthosis’de forma giymişti çekinmeden !

Dünyanın diğer ülkelerinde de benzer örnekler çok… Barcelona formasından sonra Real Madrid formasını giyen Luis Figo…

Steven Gerrard liman işçilerinin duygularına tercüman olmuştu ve aristokratların takımı Chelsea’ye gitmemişti…

Ancak futbolunun son döneminde ABD’ye gitmeden de edemedi ! Ancak yine de Liverpool’un bir sembolü olarak kalacak, uluslararası alanda popüler bir lige ve takıma gitmediği için…

En son stadyumda izlediğim maç Barcelona-Eibar maçıydı…  Camp Noi ruhundan bir şey kaybetmemiş, Qatar Foundation’a rağmen! İniesta, Pique ve Messi gibi oyuncular Barcelona’nın sembolleri… Bakalım bu semboller ne kadar dünyadaki trende direnebilecekler…

Günümüz futbolu artık bir spordan öteye bir büyük sektör.

Bacasız sanayi,  futbolcu fabrikası, pilot takım, bahis şirketleri, futbol turları gibi terimler artık futbol literatürüne girdi…

Üstad demişti, futbol asla sadece futbol değildir diye… Doğru söylemişti, ancak onun kitabını yayımladığı günden bugüne yıllar geçti ve değişim de devam ediyor…

Ancak bana göre futbolun tadı kaçıyor gibi ! Siz ne dersiniz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here