Evimizin Önünü Temizlemek Zorundayız…

0
72

Yeni hükümetin daha siftah yapmadan önünde bulduğu İlahiyat Koleji ve TOMA odaklı bir dizi tartışmanın altında, “kendi  ayakları üzerinde durma” talepleri ve Türkiye ile ilişkiler var aslında. Adı konmasa da, detay veya ana konu ama toplumda gündem yaratan her konunun temeli genelde aynı. Bu, aynı zamanda “yumuşak karın”.

Yumuşak karın olmanın ötesinde, her halukarda geleceğe yönelik ciddi  riskler taşıyan Türkiye-KKTC ilişkilerindeki sağlıksız yapılanma, sanki herkes tarafından “etrafından dolaşılarak” irdelenmeye çalışılıyor. Ya kendine güvensizlik ve iradesizlikten, ya çaresizlikten ve korkulardan, ya kolayı tercih etmekten veya popülizm kaynağı olmasından… Gerekçe ne olursa olsun sonucu değiştirmiyor. TOMA, İlahiyat Koleji, Kıb-Tek, Ekonomik Program veya bir vesileyle “müdahale”ye isyan ediyoruz.

Ama bunu yaparken de müdahaleyi gerektirmeyecek, “hükmetme” meraklılarına mesafe koyacak kişilikli ve sorun çözücü politikaları tartışmak ve talep etmek yerine “slogan atmayı” tercih  ediyoruz.

Örneğin önümüzdeki günlerde muhtemel kriz kaynağı Ekonomik Program ve krizin ana unsurunu oluşturması beklenen Kıb-Tek ile ilgili programda yer alan düzenlemeler konusunda ne toplum kesimlerinin, ne siyasilerin, ne de hükümetin gündeme taşınmış uygulanabilir bir önerisi veya politikası var. “Özerkleşme hükümet programına girdi” denebilir ama altı doldurulmamış.Dolayısıyla güven yaratmıyor. Yakıt dahi alamayacak konumdaki Kıb-Tek’in nasıl ayakta tutulacağı konusunda ikna edici bir öneri/politika henüz yok.

Günü kurtarıp sorunu çözme yerine öteleme, artık kısa vadede bile motivasyon yaratmazken; Ekonomik Program’da 2014 Mart ayı gibi çok yakın bir tarihe takvimlendirilen “özelleştirme” talebine/dayatmasına dirençte zafiyet yaratması da kaçınılmaz.

Elektrik dahil özelleştirmeye karşı duruş toplum genelinde destek bulurken, UBP hükümeti döneminde Türkiye ile imzalanan ve halen yürürlükte olan Ekonomik Program’a yönelik rahatsızlıklar konusunda da aynı durum geçerli. Ancak tıpkı elektrik ve diğer konularda olduğu gibi Program konusunda da “revizyon” tartışmalarının sağlıklı bir sonuca bağlanabilmesi, çözüm üretici önerilerin sağlıklı zeminde tartışılması gerekir. Aksi halde hem “revizyon”un sözde kalması, hem de varolanın(Program’ın) uygulanmaması gibi daha da trajik sonuçlara yol açabilecek  ve Türkiye ile ilişkileri daha da dumura uğratacak bir süreç beslenmiş olur.

Türkiye ile ilişkileri “Ana-Yavru” veya  “ne paranı, ne askerini…” noktasına taşınmadan sağlıklı zemine oturtmak ancak akıllı ve “evin önünü temizleyen” yaklaşımlarla mümkün. Ve ancak o zaman toplumun yapısına aykırı dayatma ve müdahalelere karşı durulabilir, daha da önemlisi müdahalelere takoz konabilir.

Ülkenin insan potansiyelini kullanarak ve kültürel/sosyal dokuyu gözeterek atılacak akıllı adımlar, Türkiye ile ilişkilerde “saygınlık” yanında, bir diğer yumuşak karın olan Kıbrıs Türk toplumunun “aidiyet” sorununun aşılmasına da motivasyon oluşturacaktır. Kendiyle, ülkesiyle, yöneticileriyle gurur duyan “yurtsever” insanların, alınacak önlemlere desteği de daha mümkün olabilecektir.

Kıbrıs konusunda muhtemel 5’li veya uluslararası konferans, Türkiye ile Güney Kıbrıs arasında yıllardan sonra temsilci düzeyinde de olsa ilişkilerin başlaması için atılan ciddi adım, Maraş’la ilgili gelişmeler, ABD’nin artan ilgisi gibi Kıbrıs konusunda umut yaratan bir dizi gelişme yaşanırken;toplumun kültürel/sosyal dokusunu da koruyacak şekilde “kendi evimizi tertipleme” her durumda öncelikli olmalı…
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here