Erdoğan böyle ise… Bu ikiliye ne oluyor?

0
269

Bundan tam altı yıl önceydi…

2010 yılının Temmuz ayı…

Zamanın Başbakanı İrsen küçük, Ankara’da TC Başbakanı Tayip Erdoğan ile görüşmeden çıkmış, ortak basın toplantısında açıklamalar yapıyorlar…

Erdoğan, Kıbrıs’taki “maaş” düzeninden şikâyet ediyor:

-Bir Başbakan’ın 8 milyar aldığı bir yerde, diye söze giriyor… Ama rakamı doğru anlayıp anlamadığından emin değil… Dönüp yanındaki İrsen Küçük’e soruyor:

-Sayın Başbakan, bu kadardı değil mi?

İrsen Bey hemen yanıtlıyor:

-Yedi buçuk, sekiz Sayın Başbakan…

Erdoğan, bir soru daha soruyor:

-Ama bir müdür, ne kadar maaş alıyor?

İrsen Bey onu da yanıtlıyor:

-14’e kadar çıkıyor…

Ve Erdoğan sözlerini sürdürüyor:

-Belki Sayın Başbakan, Kıbrıs’ta bunu konuşamıyor ama ben buradan konuşurum…

Basın önünde o gün gerçekleşen bu “diyalog” insanımızı rahatsız ediciydi… “Gammazcılık” ve “dedikodu” aşkımızla bayağı biçimde dalga geçilmişti…

Aradan tam altı kocaman yıl geçti… Erdoğan artık 2010’ların Erdoğan’ı değil…

Ülkenin neredeyse tek hakimi… Otoriterliğin doruğunda… Meydanlarda “idam” diye bağıranlarla birlikte Türkiye’ye yeni korkular salıyor…

Ülkesindeki sıkıyönetim; gazeteciyi, yargıcı, savcıyı hapse atıyor, gazeteleri kapatıyor, şirketlerin mallarına el koyuyor…

Aslında tam bir “astığı astık, kestiği kestik” süreci yaşanıyor…

İşte tam da bu ortamda; Cumhurbaşkanı Akıncı “ekibi” ile birlikte Ankara’da “istişare” toplantısında böylesine bir “güçlü lider”le biraraya geliyor…

Beklenenin aksine görüşmeleri saatlerce sürüyor…

Medyanın karşısına geçtiklerinde, Cumhurbaşkanı Akıncı en az üç kere üzerine basa basa “Demokratik hukuk devleti” vurgusu yapıyor…

Daha da önemlisi; tutuklamaları kastederek “geçerli bilgi, belge ve doğru kaynaklardan beslenen istihbarat”tan söz ediyor…

Orada da durmuyor… “Hiç yoktan bazı insanların adının bu işlere karıştırılmaması gerekir” diyor…  “Kurunun yanında yaşların da yanmamasından” söz ediyor…

Neden? Çünkü Ankara, kendisinin yaptığı gibi burada da bir “cadı avı”nı gündeme getiriyor. Kendisine bizden ulaşan “dedikodu”lar ve “gammazlamalar” o kadar çok ki Sayın Akıncı “sağlam bilgi, belge ve istihbarat”tan söz etmek zorunda kalıyor. Kurunun yanında yaşlar da yanmasın demek zorunda kalıyor… 

Nerelerden, nereye…

Altı yıl önce; TC Başbakan’ı, adeta “fırça atar gibi” Kıbrıslı politikacının “itibarı”na dokunuyordu…

Altı yıl sonra, Kıbrıslı Türk lider, TC’nin Cumhurbaşkanı’na; hukuktan, demokrasiden, kurunun yanında yananlardan, suçlananlar için geçerli bilgi ve belgeden, doğru istihbarattan apaçık biçimde söz ediyor…

Akıncı’nın, TC Cumhurbaşkanı karşısında sergilediği bu “açıklık” ve “demokrasi anlayışı” sanırım Ankara ziyaretinin üzerinde en çok durulması gereken yanıydı…

Türkiye’de ahmakça bir darbenin arkasından devlette ve demokraside yaşanan “tahribat” karşısında Akıncı’nın dikkat çektiği hususlar, TC’de muhalefetin ve medyanın bile “korkarak” uzak durduğu ciddi uyarılardır…

Tabii anlayana…

Gelelim, Ankara temaslarının diğer cephelerine…

Görüşme masasında henüz ortada “fol yok, yumurta yok”ken, Başbakan Özgürgün’ün, Cumhurbaşkanı Akıncı’ya “düzeysiz” biçimde saldırması, “hayırlara vesile olabilecek”
bir gelişme değildi…

Görüşme tutanaklarını bile okumayan, eski Cumhurbaşkanı Talat’ın dediği gibi “Hasbelkader Başbakan”

Özgürgün’ün “mahalle ağzı” ile yaptığı açıklamaların kendi “aklı” ile söylenmesi pek mümkün görünmüyordu…

Arkasından ortağı Serdar Denktaş’ın “Bizim duygularımızı ifade etti” diyerek destek vermesi de bir “gariplik” içeriyordu…

Hem Özgürgün, hem de partisinin “şahin”lerinden Ertuğruloğlu’nun Sayın Erdoğan ile yakın geçmişte yaptıkları görüşmeler “şüpheler” uyandırıyordu…

Acaba bu işte Erdoğan’ın parmağı var mıydı?

“Anavatan”ın sözünden dışarı çıkmayan bizdeki sağ ve çözüm karşıtları “kendi başları”na gelin güvey olamazlardı…

Bu; sağ siyasetçilerimizin geleneklerine ters bir durumdu…

Toplumlararası görüşmelerde tam da bir “dönüm noktası”na gelindiği, yeni bir sürecin başlamasına günler kala, Türk tarafının “ayağına kurşun sıkma”nın alemi neydi?

İşte Ankara’daki görüşmeler; Sayın Akıncı ve ekibi tarafından bu nedenle “yaşamsal” önem taşıyordu…

Bu iki “eski bacanak” acaba ne işler çeviriyordu? Ankara bu işin ne kadar arkasındaydı? Eğer öyleyse, görüşmeler bu biçimde “torpillenecekse” bu bilinmeliydi…

Bu apaçık biçimde ortaya çıkmadan; 23 günde 7 yeni görüşme yapmak, konuları derinlemesine ele almak, ilerleme sağlamak “boşuna çaba” riski taşıyordu…

İşte bu açıdan bizzat Erdoğan ile konunun apaçık biçimde tartışılması gerekiyordu ve Sayın Akıncı ile ekibinin ziyareti bu bağlamda amacına ulaştı…

Hem Özgürgün ile Denktaş’ın efelenmeleri havada kaldı, hem de Sayın Erdoğan, her zamankinden daha anlamlı ve kesin bir üslupla olumlu mesajlar verdi.

Bu kadarını bekliyor muydum? Elbette hayır… Sayın Erdoğan, Akıncı ile birlikte medya önünde görüşmelere ilişkin olarak tam bir “uyum” sergiledi. Erdoğan’ın ağzından adeta “bal” akıyordu…

Sıkıntı yaratması muhtemel ifadeler kullanmadı. Tam tersine “esneklikten” ve “makul olmaktan” söz etti. Eskiden yaptığı gibi Rum tarafını suçlamadı… 
 
Kısacası; Ankara temaslarında hem Akıncı’nın hem de Erdoğan’ın kafalarındaki sorular “şimdilik” kaydı ile yanıtlarını buldu…

Bu da az şey mi?