Emirnameniz batsın… 2 milyon kere…

0
224

Çatalköy’de, uzun yıllar önce, hafta sonlarında evimin balkonunda sabah kahvaltısı yapar, arkasından da deniz kıyısına inerdim…

Birkaç kilometrelik sakin ve bakir kıyıda kumlar üzerindeki yürüyüşüm, ta şimdiki belediye plajına kadar sürerdi…

Bir hafta sonu; aşağı yukarı dört kilometrelik bu sahil şeridinin ortalarında bir yerde, denizin içine kadar giren bir “beton yığını” önümü kesti…

Kıyıdaki yürüyüşlerim sona erdi… Hatta hafta sonları Çatalköy’e gitmekten vazgeçtim…

O günlerde, denize bu “müdahale”yi birçok kez yazmıştım… Belediye Başkanı’na durumu şikâyet etmiştim…

Hatta Cumhurbaşkanı’na Radyo Mayıs’ta günlerce “çağrılar” yaparak “Oradan her gün geçiyorsun, seni hiç mi rahatsız etmiyor bu manzara…” diye sormaktaydım…

Kimsenin kılı kıpırdamadı… Kimsenin umurunda olmadı… Şimdi orada görkemli bir beton yapı var ve denizin içine kadar, kıyıyı bölecek şekilde uzanıyor…

Yine 2004-2007 döneminde Girne’nin “betonlaşma” sürecinde özellikle TC’li yatırımcıların inşa ettikleri otellerde  “Kaçak kat” çıkmak alışkanlık halini almıştı…

Radyo programımda Girne Belediye Başkanı’na ısrarla soruyordum:

-Hiçbirşey yapmayacak mısınız?

Başkan’ın partisi hükümetteydi ve Başkan çok sıkıntılıydı…

-Ben o işi merkezi hükümete havale ettim, onlar çözüm bulacak, demekle yetinmişti…

Elbette “onlar” çözüm bulamadı…

Girne’de “kaçak kat” modası aldı yürüdü…

Bir gün, yerli bir turizm yatırımcısıyla konuşurken, bana şöyle dedi:

-Allah razı olsun bu TC’li yatırımcılardan… Biz yıllardır, dairlerin kapısını aşındırırız, bir ilâve kat yapalım diye öpmedik kıç bırakmayız, onlar bu işi öyle bir başardılar ki, bize de yaradı… Şimdi biz de onları göre göre idareyi takmamayı öğrendik. Zaten ne arayan var ne de soran…

Kısacası; Girne’de “kaçak kat” yapmak şimdinin sorunu değil… Yalnız, şimdilerdeki fark, sosyal medyanın daha “aktif” olarak kullanılması ile açıklanabilir… Bu işler, bir de “hükümette hangi partinin bulunduğu” ile de ilgilidir…

“Muhalefet”i iyi becerenler hükümet olduklarında bu tür “haber”ler duyulmaz…

Medyanın bir bölümü bunları görmez…

Sivil toplumun bile böyle dönemlerde nutku tutulur…

2004’lerde Lefkoşa’da inşa edilen çok katlı bir otel için “kaçak kat” tartışmaları bir daire müdürünün başını yemişti…

O günlerde TV’deki programıma canlı yayında katılan “Yenen müdür”ün kardeşi, hükümetteki CTP’ye ağza alınmayacak ağır küfürlerle yüklenmişti…

Adamcağız, yerden göğe kadar haklıydı…

CTP’de o günlerde bir “Prestij binaları” rezilliği yaşanıyordu…

Bazı kapitalist parti solcuları kaçak katlı otelleri “başkentin prestij binaları” olarak görüyordu…

Keşke, bugün bu “prestij binaları”ndan birinin, Kumsal bölgesinde yarattığı pisliği ve trafik keşmekeşini konuşabilen bir siyasetimiz olsaydı… Bir medyamız olsaydı…

Başkentin göbeğinde neredeyse bir mahalle tümü ile “bloke” edilmiş, park yeri ve çevresi pislikten, otlardan geçilmiyor, kaldırımlardaki müşteri araçları yollara taşmış bir “prestij binası…”

Üstüne üstlük, adamlar devletin yolunu boyayarak, kendilerine özel park alanı yarattılar, otelin ismini de yol içine yazarak, tam bir “kent işgali” uygulaması yapıyorlar…

Umurunda olan var mı?

Karayolları, belediye falan?

Hayır…

Bunlar kentimizin “prestij”leri… Girne’de de öyle, burada da…

***

Laik Topcan Mesutoğlu, bu ülkenin yetiştirdiği en kaliteli şehir plancılarından biri…

Şehir Planlama Dairesi’nde 36 yıllık hizmeti olan bir teknokrat…

Kendisi ile söyleşi yapan Ödül Aşık Ülker’e diyor ki;

“Emirnameler, zümresel ve bireysel çıkarların baskısıyla değişikliğe uğratıldı. Emirnameye ilk müdahale 95 yılında yapıldı. Sonra 2007’den 13’e kadar defalarca değiştirildi. 2010-11 döneminde 1-2 saat içinde 10 kat, 36 kat bina yapılmasına olanak tanıyan değişiklik yapıldı. Bazı otel inşaatları aldıkları izinlere aykırı olarak yapılıyordu. Hiçbir belediye ya da Kaymakamlık inşaatları mühürlemedi.”

Ve ekliyor:

“Keşke 2007’de “2. Bölge Emirnamesi” çıkarken de kamuoyunun sesi bu kadar güçlü çıksaydı. Keşke o zaman yapmamak için uğraştığımız değişiklikleri yaptırmak için baskı yapılırken şimdiki gibi bir hareket olsaydı…”

Ömrünü mesleğine adamış bir kent uzmanını dinleyince; hükümetlerde görev üstlenmiş, solcusu ile sağcısı ile tüm “siyasetçi”lerin “zümresel ve bireysel çıkarlar için” nasıl da özellikle iki kenti, Lefkoşa ve Girne’yi elbirliği ile mahvettiklerini kahrolarak fark ediyoruz…

Laik Topcan’ın şu “vurucu” sözleri ise; bence son zamanlarda, ülkesini seven her Kıbrıslı Türk’ün hassasiyetini yansıtıyor…

“Yapılması gereken, İmar Planlarını hayata geçirmektir. Makam araçları için ödenen 2 milyon TL. ile Girne ve Mağusa’nın imar planları hazırlanabilirdi.”

Ağzına sağlık Laik Topcan…

İnsanın bu basiretsiz, çevre kıyıcı, kent kasabı türünden politikacıları gördükçe “Emirnameniz batsın…” diyesi geliyor…

Geliyor da, bu çok yufka kalmıyor mu?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here