Elçi’nin Söyledikleri ve Biz

0
79

 

Geçen haftanın önemsediğim bir gündem konusu, TC Yardım Heyeti’nin yayımlamış olduğu “2013 Ekonomi Durum Raporu” idi. Bu rapor elbette derinliğine incelenebilir, değerlendirilebilir ve eleştirilebilir. Bunu umarım ki ekonomistler yapacaktır. Ben olayın biraz ekonomi politiğine değinmek isterim.

Sayın Büyükelçi Akça, raporun sunuş yazısında diğer şeyler yanında şu çarpıcı ifadeyi de kullanmıştır: “Siyasi vizyon ve tercihler ekonomide belirleyici olamayınca, siyaset kısa vadeli bireysel çıkarlara dayalı bölüşüm eksenine kaymakta, bunun KKTC’deki günlük hayata somut yansımaları ise, bireylerin kamu üzerinden çeşitli kaynaklara ulaşma gayreti içerisine girmeleri şeklinde tezahür etmektedir. Ülke kaynaklarının sınırına gelindiğinde, yeni kaynak yaratarak pastayı büyütme yaklaşımı benimsenmediği için Türkiye’den ilâve nakit kaynak sağlama arayışlarına yönelinmekte; bu durum hem iç siyasetin hem de Türkiye ile ilişkilerin sağlıksız bir zemine kaymasına neden olmaktadır. Halkın, bu durumdan şikayetçi olmakla beraber, dönüşümün dinamiğinin bizzat kendisi olduğu hususunda henüz yeterince farkındalığa sahip olmadığı gözlemlenmektedir.”

Bense 2010 yılında yayımlanan kitabımda, “İşte, 2000’li yıllardan sonra, dünyadaki gelişmelerin de etkisiyle sürdürülmesi mümkün olmayan bu rejimi, Türkiye de finanse etmekten vazgeçmek durumumda kalmıştır. Bu statükonun yaratıcısı UBP ve finansörü Türkiye, statükoyu değiştirme kararı aldığı zaman ise, onu korumak solcuların işi değildir.”  dediğimde, solculukta meydanı kimseye bırakmayan bazı dostlarımız paparayı kopartmış, o dönemde “Türkiye versin biz dağıtalım” statükosunun savunucularının da destek verdiği mitingleri “solculuk” olarak bizlere takdim etmişlerdi. Bu anlayışa karşılık olarak, bildik “Kasımpaşalı kabadayı” edasıyla Kıbrıslıları “besleme” olarak niteleyen Erdoğan’ın tepkisiyle yüzleşince de ağırımıza gitmişti.

Aradan dört yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen olumlu yönde bir mesafe alamadığımızın resmi, Sayın Elçi’nin son ifadeleriyle bir kez daha önümüze sunulmuştur.

Aynı tarihlerde, “Kuzey Kıbrıs’ta, doğa ile barışık, ucuz, kaliteli ve yaygın mal, hizmet ve bilgi üretimini önemsemeden; buna uygun toplumsal seferberlik  ve uygun mekanizmalar oluşturmadan; -yıllardan beri olduğu gibi- üretim karşılığı olmayan ekonomik servetlerin, adaletsiz paylaşım/üleşim talebi üzerine popülist politikalar güden kasaba politikacılarının ya da siyasal programla desteklenmeden, sendikal ekonomizm yapan sendikaların peşinden sürüklenerek de sol politika yapılamaz.”  demişliğimize karşınsa, bu ifadelerimiz bu süre zarfında kitap sayfalarından siyasi eylem programlarına dönüştürülememiştir.

Öyle anlaşılmaktadır ki, 2015-2018 TC – KKTC Ekonomik Protokolu gündeme gelinceye kadar da kendi şartlarımıza uygun bir sosyo-ekonomik program hazırlama çabası da ortada görülmeyecektir.

TC Yardım Heyeti, kendince saptamış olduğu halktaki değişim arzusunu değerlendirmek ve fakat halktaki farkındalık eksikliğini kendi açısından doldurmak üzere gerekli hazırlıkları bir tamam yapmaktadır. Bu gidişle, Sayın Elçi’nin tüm şikâyetlerine karşın, tabii ki ortaya çıkacak olan, neo-liberal özentili, ayakları yere basmayan, halkın ihtiyaçlarını önemsemeyen, ekonomiyi büyütmeye değil bütçe disiplini sağlama anlayışı ile sınırlı bir programdan başka birşey olmayacaktır. Böyle olursa da o noktada sızlanmak, şikâyet etmek bir işe yaramayacaktır.

Sendikalarımızın yakında başlatacağı “Göç Yasası kaldırılsın” ve Eylül’den sonra kızışacak olan cumhurbaşkanlığı seçim kampanyaları da gündemimizi o kadar meşgul edecektir ki, -gökyüzünden bir vahiy gelmediği sürece- hükümetimizin, Ekonomik ve Sosyal  Konseyi toplayıp, kendimize özgü ve kendimizin eserimizdir diyeceğimiz bir programı ortaya çıkarması da olası olmayacaktır.

Yanılıyor muyum?

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here