ELAM ve Polisin Tavrı

0
103

ELAM'ın Kıbrıslı Türkler'e karşı yaptığı saldırılara bir yenisi daha eklendi.

Dünyanın her yerinde faşist saldırıları ve kin içerikli milliyetçi faaliyetleri kınamak gerekiyor. Ama sadece kınamak yeterli değil. ELAM Kıbrıs Rum toplumu içinde küçük, toplumu temsil etmeyen bir grup olarak algılansa da son derece güçlü, devletin elinin nedense uzanamadığı bir yapılanma.

Daha önce defalarca Kıbrıslı Türkler'e, sırf Kıbrıslı Türk oldukları için saldıran bu grup üyeleri, bugüne kadar hiç ceza almadı.

Ama yaşanan bu olayda, ELAM ya da benzer zihniyetteki tavırlardan daha ürkütücü olan, daha önce de çeşitli şekillerde ortaya çıkan, Rum polisinin tavrıdır.

Bu olayda da saldırıya maruz kalanlar, Rum polisinden yeteri ilgili görmediklerini anlatıyorlar. "Burası bizim sorumluluk alanımızda değil" diyerek, başka karakola gönderilenlerin oraya gidene kadar bir kez daha saldırıya uğradıkları anlatılıyor!

"Sizin için 15-20 Kasım tarihleri arasında burası güvenli değil" denildiği söyleniyor!

Yaşananların polis karakolundan 100 metre ilerde olduğu belirtiliyor!

Başka zamanlarda saldırıya uğrayıp karakola giden başka Kıbrıslı Türkler de benzer şikayetleri dile getiriyor.

Bu tavır tweet atıp, kınama mesajı yayınlamakla ortadan kalkmaz. Dahası buna seyirci kalmak tehlikeyi daha da büyütür.

Çünkü tehlike, belki de her dönem varolacak aşırıcılar değil, tehlike, kurumsal devlet yapısına benzer anlayışların bulaşmış olmasıdır.

Bir ülkede insanların güvenliği polis güçlerince sağlanır. Saldırıya uğramış, saldırılan insanları korumak ya da kollamak önceliği yoksa polisin, bu yapı ELAM'dan daha tehlikeli ve daha suçlu demektir.

Bu eylemle ilgili günler öncesinden duyuru yapıldığı, hatta okullarda bildiri dağıtıldığı söyleniyor. Bu eylemler zaten her yıl küçük ya da büyük çaplı olarak yaşanıyor.

Peki polis neden önlem almıyor?

Saldırıya uğrayanlara neden ilgi göstermiyor?

Polis neden ELAM ya da benzeri zihniyetle yapılan saldırıları destekler pozisyona düşüyor?

Kıbrıslı Türkler'e yapıldığı için mi?

Anastasiadis'in ilgilenmesi gereken konu budur. Bir ülkenin güvenlik güçleri, vatandaş olsun olmasın, aynı dini, dili,  milliyeti paylaşsın paylaşmasın, o ülkede yaşasın yaşamasın, o toprak parçasında bulunan insanların güvenliğinden sorumludur.

Bir insanın başı bir şekilde derde girdiğinde, kaza geçirdiğinde hele saldırıya uğradığında başvurabileceği ilk adres polis karakoludur. Böyle bir adresin olmadığını düşünmek, sadece güvensizliği ve korkuyu besler.

Toplumları birbirinden ve çözümden, barıştan uzaklaştırır.

Bu olaylarla toplumlar arasında artan güvensizlik bir anlaşmanın katili olabilir. Cumhurbaşkanı Akıncı sorumluların yargılanması çağrısında bulundu. Son derece yerinde bir çıkış.

Bu kez sorumlular gerçekten yargılanmalı ve cezalandırılmalı.

Ama sorumlular, sadece taşla sopayla saldıranlar değil, buna zemin hazırlayan okul yönetimleri, Eğitim Bakanlığı, polis güçleridir de aynı zamanda.

Kıbrıs Rum tarafında nefret söylemlerini, düşmanlığı ortadan kaldıracak tarih öğretisi, ne yazık ki okullara giremedi.

Genç beyinler düşmanlıkla serpiliyor. Nefret ve intikam duygularıyla büyüyor.

Bu hastalıklı anlayış, çocukluktan eğitim sistemi içinde yayıldıkça, yeni nesil düşmanlar yaratıyor.

Ne yazık ki, yarım asrı aşan süredir devam eden müzakerelerde toplumların empati duygularını geliştirmek, birbirlerini anlamak ve tarihi yeniden yazmak, düşmanlıktan arındırmak için çok şey yapılamadı. Bunlar hep çözüm sonrasına bırakıldı.

Oysa düşmanlık, nefret ve kin bir anlaşma metnine bağlı değil, bu coğrafyada birlikte yaşayan toplumların geleceğine bakılarak yokedilmeliydi.

Bu başarılamadı.

Belki bu kez ezberi Anastasiadis bozar.

Çekinmeden, yetkilerinin gücünü kullanır ve bu konunun da hasır altı edilmesine müsade etmez.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here