Dünyayı Ve Bizi Kim Yönetiyor?

0
158

 

Günümüzde yaşayan yazarlar arasında eserlerine en çok atıfta bulunulan, Amerikalı düşünür ve siyasal aktivist Noam Chomsky’nin, kitaplarını okumadan geçen her gün, dünya ve ülke algımız eksik kalacaktır.

Bu aralar, Chomsky’nin, “Dünyayı Kim Yönetiyor?” (İnkılâp Yayınları, İstanbul, 2015, 3. Baskı) adlı kitabını okuyorum. Hernekadar dünya sistemi dışında konumlanmış olsak da dünyayı yöneten güçlerin etkisinden kaçmamız olası değildir. Ayrıca ülkemizi yöneten güçler de dünyayı yöneten güçlerle aynı mayadan yapılma ve işleyiş mekanizmaları da çok benzerdir. Kıbrıslı Türk solcular olarak ulusal ölçekte vereceğimiz siyasal ve toplumsal mücadelenin başarısı bakımından, mücadelemizi evrensel hedeflerden ve evrensel deneyimlerden soyutlama hatasına düşemeyiz. Böylesi deneyimlerle donanmayanların ne memlekete ne sola ne de kendilerine faydaları olabilir! Bunu her gün yaşayarak görmekte ve acı çekmekteyiz.

Son aylarda yaşadıklarımızı bir hatırlayın lütfen! Su meselesi, mali protokol meselesi, güvenlik yasaları meselesi, TC Yardım Heyeti mevzuu, özgür ve bağımsız medyaya karşı uygulanan eziyetler, hükümet darbesi vs.

Chomsky diyor ki: Öğretisel sistemin bu sektörleri (medya, okullar, üniversiteler vb. CM) avam kitlelerini oyalamaya yarayarak temel toplumsal değerleri pekiştirir. Bunlar edilginlik, otoriteye boyun eğme, açgözlülük ve kişisel kazancın baskın meziyeti, gerçek veya hayali düşmanlardan korku vs. olarak sıralanabilir. Amaç şaşkın sürünün şaşkın kalmasını sağlamaktır. Dünyada olup bitenlerle canlarını sıkmalarına hiç gerek yoktur.

Doğrusu, bu arzu edilmeyen bir şeydir. Eğer gerçeği haddinden fazla görürlerse onu değiştirmeye koyulabilirler. (s.98)

Demokrasiyi ele alalım. Sağduyuya uygun anlamıyla, bir toplum, insanların kendi meselelerinin idaresine anlamlı bir şekilde ortak olabildikleri ölçüde demokratiktir. Fakat demokrasinin öğretisel anlamı başkadır.

Kararları iş camiası sektörlerinin ve onlarla bağlantılı seçkinlerin verdiği bir sistemi ifade eder. Önde gelen demokrasi kuramcılarının (…) açıkladığı üzere halk yalnızca “eylemin izleyicileri”ni oluşturacaktır, “katılımcılarını” değil. Büyüklerinin kararlarını onaylamaya, onlardan birine ya da diğerine destek vermeye izinlidir, ancak – kamu politikası gibi – üstüne vazife olmayan işlere karışamaz.

Eğer halkın bazı kesimleri kayıtsızlıktan sıyrılarak örgütlenir ve kamusal alana girerse, buna demokrasi denmez. Daha ziyade, uygun teknik kullanımla demokrasi krizi denir ki bu da üstesinden gelinmesi gereken bir tehdittir. (s.91)

Her ülkede gerçek iktidarı elinde tutan bir grup vardır. ABD’de iktidarın nerede olduğu büyük bir sır değil.

Esasen yatırım kararlarını – neyin üretilip dağıtılacağını – belirleyen kişilerin ellerinde bulunuyor. Hükümet kadrosu genelde onlardan oluşuyor, planlamacıları onlar seçiyor ve öğretisel sistemin genel koşullarını onlar ortaya koyuyor.

İstedikleri şeylerden biri de edilgin ve uyuşuk bir halk. Yani hayatı onlar için rahatsız kılmanın yollarından biri edilgin ve uyuşuk olmamak. Bunu yapmanın bir sürü yolu var. Sadece soru sormanın bile önemli bir etkisi olabilir.

Gösteriler yapmak, mektup yazmak ve oy kullanmak yerine göre hep anlamlı olabilir. Fakat asıl mesele, bunların devamlı ve örgütlü olarak yapılmasıdır.

Gösteriye katılıp sonra eve döndüğünüzde yine birşeyler yapmış olursunuz, ama iktidardakiler buna dayanabilir. Dayanamayacakları şey ise artarak devam eden baskı, devamlı bir şeyler yapan örgütler, son yaşananlardan hep ders alıp gelecek sefer daha iyisini yapan insanlardan oluşur.

Her türlü iktidar sistemi, faşist bir diktatörlük bile halk muhalefetine duyarlıdır. Devletin insanlar üzerinde zor kullanacak fazla bir güce – iyi ki – sahip olmadığı böyle bir ülkede bu kesinlikle geçerlidir. (…)

Eğer seçimler nüfüsun bir bölümünün birkaç yılda bir gidip bazı düğmelere basmasından ibaretse, hiçbir önem taşımaz. Ama vatandaşlar belli bir tutumda ısrar etmek için örgütlenir ve bu konuda kendi temsilcilerine baskı yaparlarsa, seçimlerin bir önemi olabilir. (…)

Ama temsilcilere nüfuz edecek bir ölçüde örgütlenebilirsiniz. Onları evlerinize getirtip bir grup komşunuzun bağrışlarına maruz bırakabilir veya makamlarına gidip oturma eylemi yapabilirsiniz, artık koşullara göre hangisi işe yararsa. Bunlar fark yaratabilir, hem de önemli bir fark.

Kendi araştırmanızı da yapabilirsiniz. Sadece geleneksel tarih kitaplarına ve siyaset bilimi metinlerine güvenmeyin. Uzman işi monografilere ve orijinal kaynaklara, örneğin ulusal güvenlik muhtıralarına ve benzer belgelere dönüp bakın. (…)

Ortada öyle büyük bir gizem veya düşünsel bakımdan zorlayıcı bir şey yok. Biraz çalışma gerekiyor, ama bunu herkes bir boş zaman işi olarak yapabilir. Yapılan araştırmanın sonucu ise, insanların fikirlerini değiştirebilir.

Gerçek araştırma daima kolektif bir etkinliktir. Sonuçları ise içgörü ile anlayışı artırarak ve yapıcı eyleme geçilmesini sağlayarak bilincin değiştirilmesine büyük katkı sağlayabilir. (s. 101, 102, 103)
İşte Chomsky’nin dediği üzere mesele bilincin değişmesi, eylemlilik ve ülkeyi değiştirmekse, Chomsky’nin söyledikleri çok önem kazanır. Yazarın, “ABD’de iktidarın nerede olduğu büyük bir sır değil” önermesi yerine, “KKTC’de iktidarın nerede olduğu büyük bir sır değil” diyerek yola çıkarsak, solun değiştirmesi gereken en önemli olgu da açığa çıkacaktır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here