Döviz Artışı Fiyatları Isırmaya Başladı

0
30

Cumartesi günü meydana gelen terör olayı sonucu kaybedilen hayatlar, haftaya keyifsiz girmemize neden oldu. Vahim terör olayının yol açtığı acıları paylaşır, Türkiye halkına sabırlar dilerim.
****
Türkiye’nin içinde bulunduğu ortamın da etkisiyle, iktisadi faaliyetler dalgalı seyir izlemeye devam ediyor. Döviz kurları mehteran takımı gibi iki ileri bir geri gidiyor. Belirsizliği besleyen siyasi gelişmeler, piyasadaki kararları sürekli etkiliyor. Etkilenme olumsuz olunca da iktisadi faaliyetlerin hacmi düşüyor. Bu duruma bir de KKTC hükümetin edilgenliği eklendiğinde, 2015’in son çeyreğine girdiğimiz bu günlerde, umutlanmamızı gerektirecek bir neden kalmıyor.

Yılbaşından beri artmakta olan döviz kurlarına rağmen, enflasyonun yani fiyatlar genel düzeyinin seyri olumlu giderken, Eylül ayında meydana gelen kur artışı sonrasında, döviz kuru artışının fiyatlar üzerindeki etkisi görülmeye başlandı.

Eylül ayına kadar %3,5 civarı olan yıllık enflasyon %6,44’e fırladı. Yılbaşından beri sekiz aylık fiyat artışı %2,72 iken, Eylül ayındaki genel fiyat artışları %2,98 ile sekiz aylık enflasyonun üzerinde artış gösterdi.

Eylül ayında fiyatlardaki artışın liderleri eğitim ve ulaşım. Her iki grup da dövize bağlı, bu nedenle döviz artışından yüksek oranda etkilenmeleri normal olarak görülebilir. Ancak, gıda ve alkolsüz içki grubundaki %4,13’lük artış ürkütücü. Döviz kurların yüksek düzeyde seyretmesi halinde, diğer gruplardaki fiyatların da artacağı öngörülebilir. Bu durumda, yılsonu enflasyonu geçen senenin üzerine çıkabilir.

Enflasyon, alım gücü erozyonu demek. Ekonomik büyüme ile bu etki azaltılamazsa, vatandaşın fakirleşmesi sonucu ortaya çıkar. Tüketim düşer, çarşı sıkıntıya girer.

Enflasyonda belirleyici olan KKTC’nin değil Türkiye’nin ekonomik politikaları gerçeği dikkate alındığında, Türkiye ile ekonomik program ve mali protokol görüşmelerine başlayacak olan hükümetin, artmakta olan enflasyon etkisini görüşmelere dahil etmesi gerekiyor.

****

Su havuza akmaya başlayınca, yönetimi de gündeme düştü. Türkiye ile yapılacak olan mali protokol görüşmelerinde suyun etkisi mutlaka olacaktır. Bu nedenle, görüşmelere geçilmeden yönetimi tüm unsurları ile netlik kazanmalıdır.

Kamuoyunda su yönetim şeklinin tartışılmasındaki iki temel nedeni malum; Türkiye hükümeti kendi modelini uygulatmak istiyor. Türkiye’nin de modeli, Türkiye’den bir şirketin yönetiminde olması. Havaalanında olduğu ya da elektrik ve deniz limanlarında olması düşünüldüğü gibi. Suyun özel sektör tarafından işletilmesi yaklaşımına en temel itiraz buradan geliyor.

Hükümetin büyük ortağının (hükümetin demekte zorlanıyorum, çünkü UBP’de farklı yaklaşımlar basına yansıyor) çalışmaları ise kamu yönetiminde bir su dağıtımını işaret ediyor. Bugüne kadar (hatta bugün bile) kamu, ticari bir faaliyeti yürütmekte sınıfta kaldığından, kamuoyunda belli kesimler su yönetiminde kamu etkisine mesafeli duruyor. Bu durumda, ne özel ne de kamu sektörü tercihi üstünlük sağlıyor.

Su yönetiminde özel sektörün yarattığı kuşkuyu ve kamunun sağladığı güvensizliği ortadan kaldıracak bir başka yaklaşıma olan ihtiyaç hasıl oluyor. Dünyadaki farklı uygulamaları rehber alarak, her türlü endişeyi ortadan kaldıracak, ancak herkesin de elini taşın altında koymasına yol açacak birkaç alternatif model çalışarak , “en iyi ikinci” model ortaya konulabilir. Yeter ki taraflar pozisyonlarına takılı kalmasın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here