Cumhurbaşkanlığı İçin Münhal Var!

0
141

Nisan 2015’te cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Herhâlde Eylül’den itibaren seçimin tansiyonu yükselmeye başlar.

Son yıllarda gerek seçimlerde gerekse parti kurultaylarında program ve vizyon yerine adayları, kişileri tartışmayı alışkanlık hâline getirdiğimiz görülmektedir.

Öncelikle belirtmem gerekir ki yukarıdaki tespitte, siyasette kişinin rolünün önemsizleştirilmesi anlayışı yoktur; çünkü siyasette liderin rolü elbette sanılandan çok çok daha önemlidir. Ancak ortaya siyasi vizyon ve program koymadan siyasi kadroların muallakta bir pozisyondaymışlar gibi ortaya çıkmaları, içinde bulunduğumuz toplumsal açmazdan çıkmamıza hizmet etmez.

Umarım ki siyasetin içinin boşaltılmasını ve tüm politik vizyonların tektipleşmesi algısını yaratan, kişi tapınmasına dayalı bu yanlış anlayıştan kurtulabiliriz.

  Bu amaçla neler yapabiliriz? Neyi ön plana çıkarabiliriz?

Kıbrıs’ta toplumlararası çözüm, barış ve demokrasiden yana olmayanların bizim açımızdan bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Önemli olan, çözüm, barış, demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük yolunda mücadele edenlerin, çözüm ve barış yolunda önemli misyonu olan cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tutum ve davranışları olmalıdır.

Kıbrıs’ta 1963’teki toplumlararası çatışmalardan sonra ve 1968’lerden beri milliyetçi statükocular tarafından kurgulanan bir müzakere süreci süregelmektedir. Bu statükocu müzakere süreci, iki toplumun birbirlerinden uzaklaşmasından, güvensizliğin derinleşmesinden başka hiçbir pratik sonuç üretmemiştir.

Daha da kötüsü, barış ve çözüm yanlısı olan AKEL ve CTP de bu statükocu müzakere sürecinin kavram ve metodolojisini aşan bir vizyon ve pratik ortaya koyamadıkları için de toplumlararası çözüme henüz ulaşamadık. Elbette çözüm karşıtı Rum ve Türk statükocular bundan rahatsız değillerdir. Çünkü süreç zımnen de olsa onların tezlerine su taşımaktadır.

2004 sürecinden alınacak en anlamlı ders bence, Kıbrıs’ta çözüme ulaşılabilmesi için, süregelen statükocu müzakere sürecinin işe yaramayan kavram ve metodolojisini terk etmekle işe başlamak gerekliliğidir. Yeni seçilecek cumhurbaşkanı ve aynı zamanda toplum liderimiz, işe buradan başlayacak biri olmalıdır.

Kıbrıs ve dünyanın reel gerçekleri çerçevesinde hangi aday bize sonuç alıcı ne gibi bir vizyon ve eylem süreci önerecektir? Ya da tersten soralım, çözüm yanlısı güçlerin vizyonu, söylemi ve eylemi nasıl tasarlanacak, üretilecek ve hangi liderin dilinden halka sunulacaktır?

Biz süreci bu şekilde kurgulayabilecek miyiz? Tartışmayı ve seçim sürecini barış güçlerinin yeni bir vizyon ve lider üretme sürecine çevirebilecek miyiz? Yoksa bunlar geri plana itilip, isimler üzerinden ego yarıştırmasına devam mı edeceğiz? Ya da ezberlenmiş “bütünlüklü çözüm” edebiyatı ile toplumlararası ayrılığı ve güvensizliği inşa etmeye, tahkim etmeye devam mı edeceğiz?

Örneğin cumhurbaşkanı adaylarımız, müzakerelerde, “herşeyde anlaşmadıkça hiçbirşeyde anlaşmış sayılmayız” prensibini terk edeceklerini ve yerine “anlaştığımız herşey anında uygulamaya girer, anlaşamadıklarımızda görüşmeye devam ederiz” prensibini hayata geçirecekler mi? Ve buna benzer ezber bozan bir vizyonun birçok öncüllerini söyleme getirecekler mi?

Bekleyip göreceğiz… Ama seçim süreci, çözüm yanlıları arasında isim ve ego tartışmasına döndürülürse bir dönem daha statükocu bir cumhurbaşkanına sahip olmak mukadderdir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here