Çözüm yakın demek için vakit erken

0
133

Ortak metnin açıklanması ile beraber bu adada yeni döneme girilmiş oldu. Umut ederiz ki bu yeni dönem bu küçük adayı Soğuk Savaşı heyulasının kucağından kurtarır.

Bu adada utanç duvarları ile yaşamak istemeyen herkes Kıbrıs Sorunu adı verilen, Soğuk Savaş kalıntısı bir dogma ile yoluna devam etmek istemiyor. Bu bakımdan başlayan yeni dönem oldukça önemli.

Bir kırılma noktası ile karşı karşıya gelmiş durumdayız. Davutoğlu’nun vurguladığı üzere, artık bundan sonrası eskisi gibi olmayacak.

Kıbrıs’ta yeni bir süreç başlarken, önemli bir noktanın altını çizmek zorundayız. Ankara’nın, Rum tarafının yahut dış odakların iletişim stratejilerinin arkasına takılıp, sürecin başında büyük hülyalarla yolumuzu kaybetmek gibi bir lüksümüz yok.

Bu küçük adada tüm sosyal paydaşların bir arada, huzur ve barış içerisinde yaşayabileceği düşüncesine sahip olan herkesin ayaklarının yere sağlam basması lazım. Ütopyalar peşinde koşmamalıyız.

Basının ve siyasetçinin bize pompaladıkları ‘çözüm haşişi’ ile kendimizden geçmemeliyiz. Bu adada doğru dürüst bir Sol yok diye, milletçi Sağa söz yetiştirmek hevesiyle neoliberal açılımların cazibesine kapılmamalıyız.

Son bir haftanın tecrübesi göstermiştir ki, adada çözüm isteyenlerin ayağı yere basmıyor. Yeşil Hattın güneyinde ve kuzeyinde, barikatların (sınırların) aşılmasını isteyen adalılar Kıbrıs paradigmasıyla bir türlü yüzleşemiyor.

Solun tükenmişliği, beceriksizliği ve ataletsizliği yüzünden onlar kaderlerine terk edilmiş durumdalar. Bu yüzden, Kıbrıs Sorunu gibi hayati bir önem arz eden bir konuda doğru dürüst sesini çıkartamıyorlar.

Hal böyle olunca onların payesine Anastasiadis, ABD ve Davutoğlu şakşakçılığı yazılıyor. ‘Onlar emredecek biz onaylayacağız’ hesapları dönüyor gözümüzün önünde.

Adanın iki yakası arasında yaşanan iletişim kopukluğu son günlerin ‘tamam çözüm birkaç hafta uzakta’ kepazeliğine yeni boyutlar katıyor. Türk tarafı Rumların ne demek istediğini anlamıyor ya da anlamak istemiyor.

Aynı şey Rumlar için de geçerli. On günden beri, Yeşil Hattın kuzeyinde ‘Rumlar yeni dönemde ne istiyor, stratejileri nedir’ sorusunu soran (sorabilen) bir babayiğide rast gelmedim. Kardeşim, karşı taraf ne diyor?

Bir toprak, iki Maraş. Rumlar bunları talep ederken bir noktanın altını önemle çiziyorlar: Yeni dönemde hiçbir dış gücün iç meselelerine karışamayacağı, ABD sistemine atıfta bulunan bir federal yapı üzerinde yoğunlaşalım.

Müzakerelerin bu yeni safhasında Maraş konusu Rum tarafının olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Maraş’ta iş başı yapacak olan Rum inşaat şirketlerinin kar potansiyeli Rumların iştahını kabartmış durumda.

Toprak ve Maraş… Peki Rumların müzakerelere olan yeni ilgisini nasıl okumalı? Cevap basit, ekonomik çöküşün yarattığı koşullar altında, Rum toplumun çoğunluğu dikkatini Kıbrıs Sorunu’na çevirmiş durumda.

Rum tarafı müzakereler oportünist bir tavırla yaklaşıyor. Hesap basit: Kıbrıs Sorununun çözümü ile beraber adaya ABD ve yabancı sermaye gelir mi?

Gördünüz mü ne kadar basitmiş bu iki önemli sorunun cevabı? Bunlara cevap verebilmek için ileri seviyede Rumca bilmek, an be an Rum tarafını takip etmek gerekmiyor.

İnsanın ayağı biraz yere basabilmeli ve ona söylenenleri algılayabilmeli. Başka bir deyişle, kendi algıları ve bildikleri peşinden sürüklenmemeli.

Peki Türk tarafı Rumlardan ne talep ediyor? Özersay daha önce açık bir biçimde ifade etmişti: Yeni ortaklık şemsiyesi üzerinde ekonomik ve siyasi açısından ayakları üzerinde durabilecek (viable) bir kurucu devlet.

İşte Rumların anlamadıkları, anlamak istemedikleri esas nokta bu. Türk tarafı ısrarla ‘adanın bir bölümünün meselelerinden sadece ben mesulüm’ şartıyla masaya oturuyor.

Bu ön şart adanın bir bölümünün Türkleştirilmesi projesinin devamını teşkil ediyor. Fırtına esas burada kopuyor.

Şu an itibariyle, bu konuda iki tarafın istemlerini köprüleyebilecek bir teklif müzakere masasına gelmiş değil. Hal böyle olunca, bize düşen şu noktanın altını çizmek olacak: ‘Çözüm yakındır’ demek için vakit daha çok erken.

‘Canım, işin içerisinde emperyalist odakların çıkarları girmiş, ABD birebir müdahil olmuş. Bizimkiler nasıl kaçacak çözümden’ soranları şimdiden duyar gibiyim. Onlar için şunu vurgulayıp yazımıza son noktayı koyalım:

Sürprizlere (olumlu ya da olumsuz) hazır olmamız lazım. Güneyde son seçimlerde Lillikas cephesi tarihi bir başarı kaydetti. Oy oranı yüzde 27’leri zorladı. Yeni dönemde, ‘oxi’ cephesinin daha sağlam adımlarla yoluna devam etmesi oldukça olası gözüküyor.

Kilise şimdilik müzakerelerin devamından yana tavır almış olsa da, ileriki dönemde tavrını değiştirebilir. Yunanistan’da önümüzdeki aylarda yapılacak olan seçimlerin Rum tarafına etkisini de bekleyip görmek lazım. Kuzey’de ise 2003-2004 döneminde var olmayan bir durum var karşımızda duran.

Yakın dönemde, Derviş Eroğlu sağ cepheyi birleştirmek hedefi bağlamında çok başarılı hamleler gerçekleştirdi. Çözümün karşısında duran cephenin işi Türkiye’deki gelişmeler ışığında, ilerleyen haftalarda kolaylaşabilir. Türkiye’deki son seçim anketleri AKP’nin oylarında azalmaya işaret ediyor. Tüm bütün bu nedenlerden dolayı yeni gelişmeleri beklemek durumdayız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here