Çöplük deryasında BRT ve futbol

0
91

Hafta sonu; çöplük deryası Cumhuriyet Parkı’nda yürürken, hayvanseverlerin köpeklerinin yürüyüş yolları içinde oraya buraya yaptıkları “kaka”lara basmamak için gözlerimi yerden ayıramıyorum…

Kulaklığımı takar takmaz, Bayrak radyosunun “spor” saatine denk gelince dinlemeye başlıyorum…

Yaşamında futbol maçına çok ender gitmiş, maç naklen yayınlarına hiç ilgi göstermemiş biri olduğum halde sunucu dikkatimi çekiyor…

Garip biçimde, dinlemeyi sürdürüyorum…

Osman adındaki sunucu, tatlı tatlı konuşurken; konusunu iyi bildiği hemencecik anlaşılıyor… Canlı telefon bağlantıları ile spor adamlarına maç sonrası duygularını soruyor…

Ne yalan söyleyeyim; “olay” bütünüyle beni sarıyor…

Hangi takım yendi, hangisi yenildi, kim nerede maç yaptı; bunların hiçbirisi ilgimi çekmiyor…

Tüm bunların ötesinde programın bambaşka capcanlı bir “ruhu” var…

Osman, arkadaşı Okan ile birlikte sunuyor programı…

Spor dünyasından kilometrelerce uzakta olan biri olarak; futbol maçlarından söz eden bir programı ilk kez dinlerken, ilk tatlı “şok”u, futbolcuların isimleri söylendikçe yaşıyorum…     

Kojo, takımına deplâsmanda puan kazandırmış…

Ammanuel sert bir vuruşla topu ağlara göndermiş…

Ceza alanı içinde topla buluşan Nduka golü atmış…

Allen’in sert vuruşu üst direğe vurup dışarıya çıkmış…

Nduka’nın soldan ortasına kafa ile çıkan David, golü atmış…

Josephin’in vuruşu direkten dönmüş…

Mike topu ağlara göndermiş…

Tabii, bu kadarla da kalmıyor…

Canlı yayına katılan konuklar “Urum kaleci”den söz ediyorlar…

“Bizim yabancı” diyorlar…

Stelios, Moise, Andreou, Allen, Armstrong, Peter, Emeka, Jalo ve daha nice Türkçe olmayan isimler…

Yahu, diyorum bu “Süper Lig” bizim değil miydi? Bu takımlar Kıbrıslı Türk takımları değil mi?

Şaşkınlığım zirve yaparken, bütün “gol”leri yabancılar attığına göre bizim Kıbrıslı’lar uzaktan mı bakıyor diye hayıflanıyorum…

Herhalde diyorum, biz sporda dünyaya açılamadık, dünya bize doğru açılmaya geldi buralara…

Zencisi ile, Rum’u ile, İngiliz’i ile…

Gerçekten sporumuzda böylesine renkli, ilginç bir tablo olduğunu bilmiyordum…

Aslında farklı kültürlerden gelen “yabancı”lardan çok şeyler öğrenebiliriz…

Ancak başka alanlarda kaptırdıklarımız o kadar çok ki; insan ilk anda tedirgin oluyor…    

Tabii; bu “spor” programında bu alanda bilmediğim başka şeyler de öğrendim…

Programa telefonla katılan futbol adamlarında, spordaki “efelenme” kültürünün yerine “özeleştiri”nin öne çıkması beni sevindirdi…

Kazanan da, kaybeden de karşıdakini suçlamıyor, önce kendini eleştiriyor…

-Negatif vücut dile ile oynadık, diyor…

-Beklenen performansı gösteremedik, diyor…

-İnişli, çıkışlı oynadık; kötü goller yedik, başaramadık, diyor…

Bir başkası, takımı maçı kazandığı halde:

-Çok iyi oynadığımızı düşünmüyorum, diyor…

-Oyundan memnun değilim, diyor…

Bir başkası:

-Panik içindeydik, maç boyunca sakinleşemedik, diyor…

Bir ötekisi:

-Kalite vasatın altındaydı, diyor…

Gerçekten; maç kritiği dinlemeyi beklerken; BRT’nin spor programında böylesine “gerçekçi” yaklaşımlarla bir “tartışma platformu” izler gibi oldum…

Yalnızca bu kadarla da kalmadı… Dahası da vardı programda…

Kulüplerdeki “sıkıntı”lar bol bol konuşuldu…

Bir yönetici; başarısızlıkları için “Saha içine odaklanamadık” dedi. “Saha dışı olaylar yaşadık” dedi. “Tek düşüncenin futbol olması konusunda sıkıntımız var” dedi.

İşte size bir kitaplık laf… Spor kulüplerinin “durumu”nu gösteren acı bir yakarış…

Bitmedi… Bu maç programında “futbol sahalarımızın” durumunu da öğrendim…

Bir spor adamı “Süper lig maçı yapan takımın futbol oynadığı sahada kale direkleri birbirini karşılamıyor” derken, bir spor muhabiri de “Engebeli bir saha… Kot farkı var… Ova koşullarında bir yer” ifadelerini kullanıyor…

Oysa batıda; beş on kilometre içinde Zümrütköy, Akçay, Serhatköy sahaları var…

Bölgede; Güzelyurt’ta, Bostancı’da, Lefke’de sahalar var… Yine de iyi sahalar boş dururken, köy sahalarında maç yaptırılıyormuş…

Spor adamları hem bunları dile getiriyor, hem de “maç saatleri”nin değiştirilmesinden şikâyet ediyorlar aynı programda…

Futbol Federasyonu’nun “icraatları” da eleştirilerden nasibini alıyor…

Tatlı tatlı, sertlikten uzak, yapıcı bir biçimde…

Yine bu spor programında maçı izleyen bir spor muhabiri şöyle konuşuyor:

-Basına ayrılan yer konusunda 22 yıl önceki koşullar değişmemiş… Allah etme bir olay çıksaydı, polis güvenliği sağlamada çok zorlanacaktı…

Ve ekliyor:

-Allah’a şükür, bir oturacak yer bulduk, hakem odasının önünden arakladığımız tabureciklere oturduk.

Bir park yürüyüşünde, bir radyo programı sayesinde hiç içinde bulunmadığım “spor”un acı gerçekleri ile yüzleştim…

Demek ki; sporda yaşananların, diğer alanlarda gözlemlediğimiz pejmürdelik, boş vermişlik ve umursamazlıkla hiçbir farkı yok…

Kazananlar mutlu olamıyor, kaybedenler nedenini bilemiyor…

Kalite “vasatın altında…”

Travmatik bir durum değil mi bu?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here