Bu bir uyarı yazısıdır

0
99

Son günlerde Kıbrıs Müzakerelerinde ilginç gelişmeler yaşanıyor. Kıbrıs Türk liderliğinin Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu imzasıyla yayımladığı bilgilendirme notları Yeşil Hattın güneyinde geniş yankı buluyor. Ne yazık ki, kuzeyin medyasındaki Rum toplumundaki gelişmelere dair ilgisizlik ve deneyimli muhabir azlığı nedeniyle bu yankı yeterince ele alınıp analize tabi tutulmuyor.

Kıbrıs Müzakereleri yeni serüven geçtiğimiz hafta, Kıbrıs Rum liderliğinin vermiş olduğu yeni mesajlara Kıbrıs Türk tarafından gelen yeni tepkilerle gündeme geldi. Mayıs’taki milletvekili seçimlerine sayılı aylar kala, Kıbrıs Rum liderliği kamuoyu nezdinde Kıbrıs Müzakerelerindeki son durumu değerlendirme gereksinimi duyuyor. Anlaşılan odur ki bu ‘değerlendirmeler’ Mustafa Akıncı liderliğinin tepkisini çekmiş durumda.

İki taraf arasındaki uçurum

Barış Burcu imzalı son iki bildiri aslında Kıbrıs Sorununu yakından takip eden, meşhur momentum laflarına, yaratılan suni olumlu havaya ve iki liderin gülücük dağıttığı görüntülere takılmayanlar için enteresan bir gelişme değil. İki liderliğinin mesajlarını ve duruşunu dikkatle irdeleyen herkes iki taraf arasındaki uçurumun belli başlı noktalarda Derviş Eroğlu döneminden pek fazla değişmiş olmadığı çıkarımına ulaşmaktadır. Başka bir deyişle ‘can yakıcı’ meselelerde iki taraf çok farklı noktalarda durmaya devam etmektedirler. Özetleyecek olursak:

1. Kurulacak olan yeni federasyonun özü noktasında sıkıntılar gündemdeki yerini korumaktadır. Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs Sorununun çözümünü Kıbrıs Devletinin anayasal dönüşümüne bağlarken Kıbrıs Türk ‘yeni bir devlet doğuyor’ edasıyla hareket etmektedir. Kıbrıslı Türk okuyucuya Kıbrıs Rum tarafının vizyonunu daha doğru aktarabilmek için bugün Türkiye’de gündemde olan yeni anayasa görüşmelerini örnek verebiliriz. Ak Parti iktidarı başkanlık sistemi temelinde, esasında 21.yüzyıl Türkiyesi için yeni bir rejim temelinde hareket etmektedir. Bu Türkiye’de 4. cumhuriyete gidildiği anlamına gelmektedir. Türkiye Devleti varlığını korurken ülkede yeni bir anayasal düzen oluşturulmaktadır ve Kürt Sorunu gibi ayrılıkçı bir konuda bu yeni rejim bir çeşit altın formül olarak lanse edilmektedir. Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki esas duruşu da hemen hemen aynıdır. Kıbrıslı Rumların perspektifinden 1963 yılında baş gösteren ayrılıkçı hareketin ve 1974 yılında yitirilen adanın yüzde 37’lik bölümünün tekrardan kontrolü rejim değişikliğine, yani üniter yapıdan federal yapıya geçişte saklıdır.

2. Kıbrıs Türk tarafı adanın kuzeyinde 1983 yılında tesis edilen siyasi ve anayasal çerçevenin kurucu devlet temelinde yeniden yapılandırılması noktasında dururken Kıbrıs Rum tarafı bu yapıyı tamamıyla ‘yasa dışı’ ve ‘işgal hareketinin bir ürünü’ olarak görmeye devam etmektedir. Hal böyleyken, Kıbrıs Rum tarafı çözüm sonrasında ‘KKTC’nin herhangi bir tezahürü ile karşı karşıya kalmak istememektedir. Kıbrıs Rum tarafının perspektifinden çözümle beraber adanın kuzeyinde Avrupa ve batı standartlarında bir eyalet oluşturulacak ve bu eyaletin coğrafi bütünlüğü olmadığı gibi mülkiyet ve nüfus açısından ‘baskın bir Türk’ karakteri olmayacak. Başka bir deyişle, çözümle beraber oluşturulacak olan Kıbrıs Türk oluşturucu eyaleti ya da devletçiği adanın kuzeyinin Türk karakterini garanti altına almayacaktır. Bu eyaletin esas fonksiyonu Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitlik temelinde federasyona dönüşecek olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne katılımını garanti altına almak olacaktır. Bu tez karşısında Kıbrıs Türk tarafı haklı çekincelere sahiptir. Nüfus ve mülkiyet açısından kuzeyin ‘Kıbrıs Türk’ hüviyeti garanti altına alınmaz ise, çözüm sonrasında ne türlü bir Kıbrıs Türk kurucu devletten ya da eyaletten bahsedilebilir? Dahası 1974’ten sonra adanın kuzeyinde idame ettirilen yaşantılar söz konusudur. Binlerce insanın evleri, barkları, işleri, ‘yasa dışı’ tabir edilen ‘KKTC’den aldıkları maaşları, emeklilikleri ne olacak? ‘KKTC’nin şimdiye dek uyguladığı yasalar, cezalar v.s. ne olacak?

3. Garantiler meselesinde iki taraf içinden zor çıkılacak bir durumla karşı karşıyadır. Kıbrıs Türk liderliği güvenlik gibi çok hassas bir noktada Kıbrıs Rum tarafı ile Ankara arasında köprü rolü üstleneceğine topu ‘taca’, daha doğrusu Ankara’ya atmaktadır. Kıbrıs Rum tarafı konuya ‘kırmızı çizgi’ olarak yaklaşmaktadır. Halbuki bu meselede çıkış yolu, her tarafı tatmin edecek olan bir çeşit ara formülde saklıdır.

Çözüm için ev ödevleri

Yukarıda kısaca izah etmeye çalıştığımız noktalar Kıbrıs açısından sıkıntılı bir noktaya işaret etmektedir. İki liderliğin yetersizliği, diyalog kopukluğu ve toplumların alakasızlığı yüzünden Kıbrıs Meselesinde işler yolunda gitmemektedir. Bu nedenle bu kısa yazımıza bir uyarı mahiyeti vermeyi doğru bulduk. Birleşik, askersiz, silahsız, çok kültürlü ve demokratik kıstaslarla yönetilen bir ada hasretiyle yanıp tutuşan her adalı Kıbrıs Sorununun çözümü için siyasetçileri beklemeksizin harekete geçmek durumdadır. Sivil toplumun bu süreçte çeşitli baskı araçlarıyla üstleneceği roller söz konusudur. Sorunu doğru tanımlama, iki taraf arasındaki uçurumu doğru tahlil etme temelinde ve sonrasındaysa Yeşil Hattı sivil diyalog kanalıyla ‘tarumar’ etme şu an Kıbrıs’ın oksijen kadar gereksinim duyduğu bir gerçekliktir.

Tabii ki, ne yazık ki sırf liderlikler kanalıyla yürütülen bu süreçte iki toplum liderliğinin, siyasetçilerin, karar alma mekanizmalarında rol alanların bir an önce kendilerine aynı süreçte çeki düzen vermeleri elzemdir. Bu düşüncemizi birkaç örnekle açalım:

1. Kıbrıs’ta çözüm için ‘özde’ (sözde değil) yanıp tutuşan iki liderlik çözümün siyasi maliyetinden ve milliyetçi kesimlerin tepkisinden çekinmemelidir. Anastasiadis çözüm sürecini partisi DİSİ’nin oy oranlarına heba etmemelidir. Rum toplumundaki milliyetçi ve çözüm karşıtı karşında ‘uysal’ tavır sergilenmemelidir. Akıncıysa milliyetçi çevreler ve gerektiğinde Ankara’ya karşı duruş sergilemenin zamanın gelip hatta geçtiğinin farkına varmak durumdadır.

2. İki liderlik bir an evvel iletişim konusundaki basiretsizlerini gözden geçirilmelidir. Onlarca İletişim Fakültesi olan küçük bir adada Kıbrıs Meselesi gibi hayati önem arz eden bir meselede nasıl olur da genç iletişimciler, Türkçe ve Rumca konuşabilen adalı insanlar bu sürece dahil edilmez?

Farkındayım, lafı fazla uzattık. Dostlar af buyursun. Ama görüldüğü üzere Kıbrıs Meselesinde aciliyet arz eden, kaygı verici bir görüntü ile karşı karşıya kalmış durumdayız. Durumun ciddiyetini ‘aman canım kaygıya ne gerek var daha müzakere safhasındayız’ edasıyla geçiştirecek olanlara bir nasihatte bulunalım: Türkiye’de Kürt Meselesindeki diyalog ve çözüm süreci iki tarafın yetersizliği, hazırsızlılığı, Kürt ve Türk milliyetçiliklerinin, küçük oy hesaplarının baskın gelmesi ve en önemlisi süreç karşısında toplumun pasif rolde kalmasıyla heba edildi. Gelin biz Kıbrıs’ta yol yakınken hatalarımızdan dönelim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here