Brüksel İzlenimlerim: Kıbrıs’ta Çözüm Yakın Mı?

0
73

14 Ekim, Çarşamba günü Gazete360’ta yayımladığım makaleye gelen aşırı ilgiyi hazmetmeye çalıştığım günlerin hemen ardından, hükümetin CTP kanadında “gençleştirme” operasyonu patlayıverince, tam anlamıyla derin bir nefes alıp neler olduğunu anlamaya çalışmam elzemdi. Ben de öyle yaptım.

Çıkardığım temel ders şu oldu: – KKTC politik zemini o kadar kaygan ve kaypak ki, yılların deneyimli ve öngörülü politikacıları Talât ve Kalyoncu’nun kurdukları iddialı geniş tabanlı koalisyon hükümetinin motivasyonu üç ayda kayboluvermiş, öngörü üç ayda eskimiş; yeni motivasyon ve “hava” sağlamak üzere, “gençleştirme” operasyonu şart olmuştur. Değerli yoldaşlarım, Akansoy, Şahali ve Özgür, bu görevlere memur edilmişlerdir. Genç yoldaşlarıma görevlerinde başarılar dilerken, statükonun kaygan ve kaypak zemininin daha bir çok siyasetçiyi oyun dışına göndereceğinin bilincinde olunmasında yarar görmekte olduğumu da ifade edeyim.

Benim gibi, CTP – UBP koalisyonuna hem teknik ve hem de politik olarak karşıtlığını bu sayfalarda defa defa ifade etmiş birisi için elbette yaşananlarda sürpriz birşey yoktur. Hele ki UBP kurultayından sonra yaşanacaklarla, çoğu politik figür içinse, “daha çok sürprizler” olacaktır. Üç ay içinde “teknokrat” bakan sevdasından vazgeçip, “politik bakan’a” çarkeden Sayın Talât, eminim ki UBP kurultayı sonrasında, UBP ile koalisyon sevdasından da hayda hayda vazgeçecektir. Ve böylece bir “macera” daha, pahalı bir deneyim olarak son bulacaktır.

Neyse, iç siyaset kehanetlerinden biraz da “Kıbrıs Sorunu” kehanetlerine geçelim artık…

Medyada da yeraldığı üzere, 20 – 22 Ekim tarihlerinde, Rum ve Türkler’den oluşan kalabalık bir kitleyle, Avrupa Parlamentosu Avrupa Birleşik Sol/Nordic Yeşil Sol (GUE/NGL) grubunun davetlisi olarak Brüksel’de bulunduk.

Avrupa Parlamentosunda düzenlenen etkinlikte, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talât ve AKEL Genel Sekreteri Andros Kyprianu konuşma yaptılar. Çok geniş bir izleyici kitlesine konuşan liderler, Kıbrıs müzakerelerinde gelinen noktayı, geçmiş deneyimleri ve geleceğe dair vizyonlarını paylaştılar. Kyprianu, Kıbrıs sorunu derken, faturayı Türkiye’ye keserek, Türkiye’nin emellerine ulaşmasına gerekçe oluşturan Yunan Cuntası ve EOKA-B’yi kınadı. Talât – Hristofiyas yakınlaşma belgelerini yücelterek, bunu zemin olarak kabul eden Akıncı ve Anastasiadis’e destek verdiklerini ifade etti. Sayın Talât ise, her şeyi Türkiye’ye bağlamayı abartılı bularak, Annan Plânını irdeledi. Annan Plânını uluslararası hukuka aykırı bulan Rumlara yönelik olarak, “biz bugün hangi noktalarda anlaşırsak, bu, yarın uluslararası hukuk olur” diyerek, uluslararası hukukun “Tanrı Kelâmı” olmadığını belirtip, üstelik Annan Plânını sunan BM örgütünün, uluslararası hukuku üreten esas kurum olduğunu ifade etti.

AİHM’nin son yıllarda mülkiyet konusunda aldığı kararların, uluslararası hukuku nasıl değiştirdiğine dair, Loizidu ve Demopulos kararlarından örnekler de verdi. Kıbrıs sorununu, 1974’te başlayan bir istila ve işgal sorunu olarak anlatan Kyprianu’ya karşı Talât, salonda bulunan, Kayıp Şahıslar Komisyonu üyesi Gülden Plümer Küçük’ü de şahit göstererek, 1963’ten itibaren Kıbrıs’ta olanların nasıl açıklanabileceğini sordu. Referandumda çözüme “evet” diyen Kıbrıslı Türklerin, AB dışında bırakılmalarının ise adaletsizlik olduğunu vurguladı.

Bu gezi esnasında dikkatimi çeken bir olgu vardı: Rum yurttaşlarımız, Türkiye’nin “KKTC’yi tanıtacağından” çok korkuyorlar. Ben bunu duyduğumda, yanımdaki diğer Kıbrıslı Türk arkadaşlarımın gözlerine bakarak “acınaklı bir gülüş” attım. Rumlara, TC’nin asla böyle bir niyeti olmadığını, esas niyetinin statükonun devamı olduğunu, Kıbrıslı Türklerin değil bağımsızlığına, en ufak özerkliğine bile tahammülü olmadığını söylediğimde, şaşkınlık sırası Rum arkadaşlara gelmişti. Türkiye’yi ötekileştirenlere, Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm istiyorsak vizyonu genişleterek, Kıbrıs – Yunanistan ve Türkiye’yi “konfederal bir yapı” gibi tahayyül etmemiz gerektiğini, bu coğrafyada işbirliği ruhunu ancak böyle yaratabileceğimizi söyledim. Mesaj yerini buldu mu, bilemem!

Brüksel gezisi benim için bilineni bir kez daha tescil etmiştir: Kıbrıs’ta çözüm hâlen çok uzaktadır! Çok üzgünüm ama gerçek budur. Ve bunun asıl sorumluları, Kıbrıs sorununu “müzakereler” ile çözebileceğini ve sorunun çözümünü “sosyal mühendislik” projesi zanneden barışçı politikacılardır ne yazık ki! Açıkçası, Talât ve Kyprianu’nun, birisinin Annan Plânı ve ötekinin Talât – Hristofiyas “yakınlaşma belgelerini” öne sürerlerken, 11 Şubat, 2014 Eroğlu – Anastasiadis Ortak Metni’nden tek söz bile etmemeleri benim için garipsediğim bir durumdu. Hele ki, Güven Yaratıcı Önlemler konusu bile, benim ısrarlı sorum üzerine, üstünkörü olarak dile gelmiştir.

Talat – Hristofiyas görüşmeleri 2008’de başladığından bu yana, her yıl, “Noelde çözüm, baharda referandum” teranesi okunmaktadır. Sağolsunlar, Anastasiadis ve Erhürman, yaptıkları açıklamalarla, bu yıl da bu teranaye son vermişlerdir.

Beklentimiz, çözüm müzakerelerini, iki toplumun düzeyine indirgeyerek, gerçek barışın halkların eliyle kurulmasına önderlik edecek, -geçen yazımda ifadesini bulan-, “Žižek’in Efendi’sinin” ortaya çıkmasıdır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here