Biz Statükoyu Çok Sevdik !

0
91

Ülkemizin kuzey yakasında 2003-2004 yıllarında popüler oldu statüko kelimesi… Latince kökenli bir kelime, Türk Dil Kurumu tarafından şu şekilde tanımlanıyor ; “Süregelen düzenin korunması durumu, sürer durum”…
2003-2004 yıllarında ekran karşısında veya yazılı basın organlarında sürekli statüko kelimesiyle yüz yüze geldik…
Statüko kelimesinin ülkemize dair anlamını veya bir diğer deyişle muhtevasının çok çabuk unuttuk sanırım…

Halbuki statüko dediğimiz şuydu : 1974 sonrası kurulan ganimet düzeni,  Türkiye hükümetlerinin aktardığı kaynaklar ve bu kaynaklar neticesinde kamuda yaratılan şişkin-hantal bir yapı ve şişkin maaşlar… Erken emeklilikleri de unutmuyoruz v.s.!
Türkiye hükümetleri aktardıkları paranın hesabını sormuyorlardı !  2000’li yılların başından itibaren aktarılan paranın hesabı sorulmaya başlandı !
Ancak statüko pekişmişti… Üretimden koparılan insanlar (bu süreç 1950’li yıllardan itibaren başlamıştı 1974 sonrası zirveye çıktı), yapay bir refah seviyesi, diğer bir deyişle üretilen değerin çok üzerinde tüketen bir toplum… Yani “tüketim toplumu”…
Türkiye’deki iktidarların buraya “gözü kapalı” para aktarması doğru muydu? Elbette yanlıştı, ancak siyasal ve ekonomik anlamda buna evet diyenlerin hiç hatası yok mu?
Yapay refahın oluşması toplumsal ahlaki ve kültürel değerlerin de erozyona uğramasına neden oldu…
Çevremizde “Ekonomik arsızlık” kol gezmeye başladı…
Toplumun özellikle belli bir kesimi bazı değerleri hiçe sayarak hareket etmeye başladı…
Son günlerde gündemimizi meşgul eden ve tüm toplumu derinden sarsan “kürtaj” olayı da aslında  bir değer konusu… Konu artık yargıya intikal ettiği için bu konuda fazla yorum yapmak doğru değil… Ancak zanlıların  “Orjinal Kıbrıslı” olmaları, kolay kodlamaların-tasvirlerin de artık yapılamayacağını bizlere göstermekte… Her negatifliği Türkiye yönetimine ve Türkiye kökenlilere indirgemeciliğin bizim yanlış bir kolaycılığımız olduğunu gösteriyor…  (Bunu bugüne kadar görmek istemeyenler için yazıyorum)
Aynı indirgemeciliği Kıbrıslı Rumlara karşı da yapıyoruz… “Enosis” istemeselerdi bunlar olmazdı diyoruz… Doğrudur, ülkemizin bölünmesinde milliyetçi Rumların “Enosis” ülküsü baş rol oynamıştır, ancak böylesi bir durum insani değerlerimize sahip çıkmamızı engellemez… Savaş hukuku ve travmasını atlatmak gerek insani değerlerle birlikte…
Son 3 aydır  Türkiye hükümetiyle bir “Su Krizi”, nihayetinde çözüldü, kriz müddetince bazı sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin çok samimi davranmadıkları bir kez daha ortaya çıktı… “bazı” diyorum… Çünkü tüm sendikaları aynı kefeye koymak doğru olmaz..  Türkiye’den ekonomik katkı gelmediğinde maaşların tamamının ödenmesi pek mümkün değildi !
Bazı Sendikalar : “Hem maaşlar eksiksiz olmalı, hem de kendi evimizin efendisi olmalıyız” mealinden bir hava yaratmışlardı… Bu bir bakıma statükonun devamı anlamına geliyordu…
Yıllardır gerek siyasal anlamda, gerekse toplumsal anlamda büyük bir krizin içerisindeyiz…  Yada diğer bir deyişle yanılsamanın merkezindeyiz…
Anomalinin resmi şudur; Lüks havuzlu villalar, lüks arabalar, ancak alt yapısı olmayan bir yaşam… Sağlık sisteminde yaşanan maddi zorluklarla birlikte organizasyon sorunu, bununla birlikte lüks arabalarımızı sürdüğümüz yol diye tanımlamakta zorlandığımız bir ulaşım ağı…
28 bin aracın seyrüsefer ruhsatının olmadığı bir ülkeden bahsediyoruz… Denetim bir sorun bunu kabul ediyorum… Ancak vatandaş olarak kendimize de bakmamız gerekmez mi? Sorumluluk duygusu yok mu?
50 bin sterlin civarı para vererek alınan bir arabayı LTB’ye 2 TL vermemek için kaldırımlara veya yol kenarlarına park etmek nasıl bir rasyonalite ve duygu hali?
Sanırım biz bedava yaşamayı, bedel ödememeyi, vergi vermemeyi ve  birbirimize saygı göstermemeyi, kısacası statükoyu çok sevdik !

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here