BİR MAKAM UĞRUNA DEĞER Mİ?

0
172

Bazen düşünüyorum da, bir makam uğruna bu durumlara düşmeye değer mi?

Lütfen birisi çıksın ve bana, “Bu düzen savunulmaya değer” desin…

İşte düzen ve sistem Barış Burcu’ya bunu söyletiyor…

Ve tabii ki müzakere masasında kabul edilen 220 bin rakamı!..

Ne yapacaktı yani Barış Abi?

Biz azınlıkta olanlara mı hitap edecekti?

O da diğerleri gibi çoğunluğun sesine kulak veriyor ve onların sözcülüğünü yapıyor…

Ne demiş Rahmetli Demirel, “Dün dündür, bugün bugündür”…

Sanırım Demirel’e de bunu söyleten düzen ve sistemdi!..

***

Sevgili Barış Abi ve diğerleri belki geçmişte değil ama göreve başladıktan sonra, yani şimdiler de, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nden dışlandık” diyorlar…

Yine “Onu yaşatmak için uğraşmıyoruz” diye de gereken yerlere mesaj yolluyorlar…

Ancak ceplerinde bu devletin kimliğini taşımaktan ve bu devletin vatandaşı olmaktan dolayı en ufak bir rahatsızlık dahi duymuyorlar…

Şimdi ben buradan Sayın Barış Burcu’ya açıkça soruyorum;

Sevgili Barış Abi;

Kıbrıs Cumhuriyeti devletine inanıyor musun, inanmıyor musun?

Daha doğrusu cebinde taşıdığın iki kimlikten dolayı vatandaşı olduğun iki devlet olan KKTC ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hangisi sana göre yasal bir devlettir?

1963’te Kıbrıs Cumhuriyeti’nden dışlandık mı, kaçtık mı, yoksa her ikisi mi yaşandı?

4 Mart 1964 günü imzalanan BM Güvenlik Konseyi’nin 186’ncı kararı hakkındaki görüşlerin nelerdir?

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek başına AB’ye girmesine kimler neden olmuştu?

Sana göre “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüş” adil bir çözüm modeli midir, değil midir?

Ve lütfen bana Türkiye’nin adanın kuzeyindeki konumunu isimlendirir misin?

Daha sorulacak çok soru var Barış Abi ama yalnız bunlara bile Barış Burcu olarak cevap verirsen beni çok sevindirirsin…

Eğer cevapların benim tahmin ettiğim yönde ise ve bana “Makamım gereği bunları söylemem” diyeceksen, hiç cevap verme daha iyi…

Çünkü bir makam uğruna eğer ben düşüncelerimi savunamayacaksam, yani gerçekleri değil de yalanları savunmak zorunda kalacaksam, öyle makam eksik olsun…

Evet, kusura bakmayınız ama öyle makam yerin dibine batsın…

Açıkçası yaşanılan bu durumu hazmedemiyorum…

Burcu, “Ancak bu durum yıllardır dışlandığımız ve sadece Rum toplumunu temsil eden mevcut ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bizim de kabul ettiğimiz ve onu tadil etmekle uğraştığımız anlamına gelmemektedir” dedi…

Ve “Ama bu yeni yapı gidip de yeniden BM’ye üyelik ve tekrardan AB’ye üyelik için başvurmayacaktır” diye ekledi…

Ne şiş yansın ne kebap…

Aslında reddedermiş gibi görünüp istemeden de itirafta bulunuyorlar…

Yasal devlet bu topraklarda haya bulmaya devam edecektir…

Bir de, “Yıllar önce çözüm için yollara dökülen ama karşılık bulmayan Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğunun çözüme kazandırılması zorunluluğudur.

Cumhurbaşkanlığımız olaya bu çerçevede bakmaktadır” bölümü var…

Beni benden alan ve başka dünyalara götüren sözler…

Sevgili Barış Burcu, Sayın Akıncı bu çerçeveden olaya baksaydı ve “Yıllar önce yollara dökülenler” dediklerine senin açıklamanın içerisinde ifade ettiğin kadar vefalı olsaydı, inan bugün çok daha farklı şeyler yazıyor olacaktık…

Ne yazık ki şimdilerde o yollara dökülenler ve çözüm için mücadele edenler süreçten soğutuldu, dışlandı ve “Marjinal” bir kesim olarak görülmeye başlandı…

Bahsettiğimiz kesime, resmen tıpkı Denktaş’ın, Talat’ın ve Eroğlu’nun baktığı gözlerle bakar oldunuz…

“Bunların hepsi arıza”…

Gelinen nokta bu…

Artık “Evet” kampanyasını yapmak ve yürütmek de sizlere kalıyor…

Ne de olsa bugüne kadar yardımına ihtiyaç duymadığınız kesimlerin bugünden sonra da yardımına ihtiyaç duymazsınız…

Sizlere gönülden başarılar…