Bir Cuma Sabahı İstanbul Yolculuğunda

0
63

Günler kısa, uçuşumuzda erken olunca, Ercan’a doğru yola koyulduğumda halen sabah karanlığı yollara hakimdi. Karanlığın hakimiyeti, yalnızca sabah karanlığından değil, devreye girdiği günden beri yanmayan İskele-Mağusa çift şerit yol üzerindeki aydınlatma(ma) lambalarından kaynaklanıyordu.

Yol dört yıl önce yapılmış, araya jersey betonlar çekilmiş, Mağusa’dan İskele’ye kadar ışıklandırılmıştı. Ogün bu gündür, bu ışıklar bazen yanıyor bazen yanmıyor, bir kısmı yanıyor bir kısmı ise yanmıyor. Benim gibi konuya ilgili birkaç kişi ise sorumlu bulma çabası içinde Karayolları ve KIBTEK arasında gidip geliyor, belki bir akşam aydınlanmış yolda eve döneriz diye.

*****

Karanlığın olduğu kadar başıbozukluğunda hakim sürdüğü adamızın kuzey yarısında, yollar başıboş köpeklerden geçilmiyor. Sokak köpekleri üredikçe (kısırlaştırılmaları suretiyle ürememelerinin önüne geçilmediğinden), anayollarda köpek katliamları da aldı başını gidiyor.

Ercan’a doğru yol aldıkça gündoğumu etrafı aydınlatmaya başlıyor. Böylece, Lefkoşa yolundaki sağlı sollu köpek katliamları daha kolay görülebiliyor. Köpek ölülerinin trafiğe tehlike, çevreye pislik, bizlere ise hastalık yayıyor olması hiçbir yetkili makamın umurunda olmuyor.

Bu konuyu kısa süren bakanlığı döneminde Dr. İsmail Başarır önemsemiş, Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde ALO 115 ihbar hattı kurmuş. Aradığınızda oldukça ilgili genç bir kız ihbarınızı alıyor, bakanlığın anlaşması gereği bölgedeki en yakın belediyeye bildiriyor. Beklediğiniz, belediyenin bu ihbarı alınca gidip köpek ölülerini toplaması, trafiğe, çevreye ve sağlığımıza katkı sağlaması. Ama nerde öyle duyarlı belediye? Görevli kız birkaç kez ilgili belediyeleri aramasına ve uyarmasına rağmen, köpek leşleri yollarda çürümeye devam ediyor.

Yolculuk günümden iki gün önce Lefkoşa’ya giderken toplanması için bildirdiğim, İnönü-Turunçlu kavşakları arası iki köpek ölüsü ile Aslanköy yolundaki bir köpek ölüsü şişmiş halde duruyor. Oysa, ALO 115’e bakan görevli kız(hakkını teslim etmem lazım, görevini laiki ile yapıyor), ihbarımdan sonra beni aramış, belediyelere bildirdiğini, köpek leşlerinin toplanacağını söylemişti.

Bünyelerindeki aşırı personel nedeniyle mali iflasa yakın belediyeler, o kadar personel ile iki köpek leşini dahi toplayamazken, tutturmuş suyu ben satacağım diyor. Hani suyu satın da, birazda asli işiniz olan temizliği yapsanız!

*****

Ercan’a vardığımda hafta sonu olmasına rağmen park yerinde boşluklar, ama beleş sokakta yol boyu park etmiş araçlar buldum. Yetkili her kim, hangi makamsa, hesap sormadığından millet üç gün park ücreti ödemek yerine önce beleş sokağa park ediyor. Beleş sokak dolunca, resmi veya özel  park yerlerine yöneliyor. Ne yetkili belediye, ne görevli polis şubesi ne de Ercan yönetimi bu başıbozukluğa müdahale ediyor.

Beleş sokak nedir ki diyenlere; öğrencilik yıllarımda İnönü standının Gümüşsuyu tarafında, o dönem sahanın yarısını görebileceğiniz bir tepe mevcut. Stada bilet ödeyerek girmeyen futbolseverler o tepeye gider, maçın bir kısmını olsun izlerdi. Stadyumdaki seyirciler de oraya “Beleş Tepe” derlerdi. “Beleş Sokak” da işte böyle bir şey!

*****

Ercan’a girince önce güvenlik kontrolünden geçiyorsunuz. Bavullar, çantalar yatay, yolcular ise dikey X-Ray’den geçiyor. Geçerken ceketim üstümde, telefonum cebimde kalmış, alet de uyarmış, ama dikey kapıda kontrol eden bir görevli polis yok. Başımı ekran başındaki polise çeviriyorum, hani geri dön ceketi çıkar der mi diye. Görevli polisin değil bana bavulların geçtiği XRAY ekranına dahi baktığı yok, başını ekrana dönmüş, arkasındaki bir turist ile konuşuyor. O konuşurken ise benim ki dahil birkaç bavul XRAY’den geçiyor. Arkamdaki kız da şaşırmış, pek bakan yok galiba diyor. Bir bildikleri vardır herhalde diye cevap veriyor, check –  in masalarına yöneliyorum.

Passport kontrolünden sonra esas güvenlik noktasına gelince, ceket, saat ve kemerimi çıkarıyor, ipad ve telefonu ayrı kutuya koyarak XRAY’e yöneliyorum. Önümdeki yolcular ellerinde su şişeleri, kemerler pantolonlarında, çizmeler ayaklarında geçiyorlar. XRay ötüyor, ekran başındaki görevli oralı değil, elinde cep telefonu görüşme yapıyor, telefonda görüşürken ise esas işi olan ekrana dahi bakmıyor.

Ben de geçince görevli başka bir bayan polis görev yerine geliyor. Arkamdaki yaşlı İngiliz turistler geçerken XRAY de uyarmaya devam ediyor. Görevli bayan polise neden müdahale etmiyorsunuz diye soruyorum, ilginç bir cevap veriyor. Yaşlı turistler, genelde ayaklarında da platin var, ne olacak ki diyor. Homurdanmam üzerine ise ne yapalım personel az, ancak bu kadar diyor.

Evet yanlış duymadınız, Ercan’daki en önemli güvenlik noktasında kontrol ancak bu kadar. Ve biz bu yolculuktan iki gün sonra, evden uçağa kadar yol aydınlatması, anayol temizliği, havaalanı park düzeni ve havaalanı güvenlik kontrolü ancak bu kadar olan devletimizin 32. Yılını coşku ve hamasetle kutluyor olacağız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here