Benden “televizyoncu” olur mu?

0
234

Gazetede yazı yazmakla, televizyonda program yapmak birbirinden çok farklı…

Yolda, birileri “Yazınızı okudum” dediğinde gerçekten keyif alıyorum… Ama “Sizi akşam televizyonda izledim” dediklerinde aynı duyguyu tadamıyorum…

Televizyon sanki bilgiyi, çabayı, tecrübeyi öğütüyor, hemen tüketiyor gibi…

Benim ilk TV deneyimim çeyrek yüzyıldan öncelere dayanır… Siyah-beyaz BRT televizyonu yeni kurulmuştu.

Yenişehir’de ambar gibi bir stüdyoları vardı. Orada ilkokul öğrencileri ile birlikte çocuklar için programlar yapmıştım…

Ama, küçük yaşlardan itibaren “yazılı basın”dan hiç kopmadım…

Halkın Sesi’nde, Bozkurt’ta, Yarın’da, Söz’de yazılar yazdım…

Kurucusu ve ilk sahibi olduğum Ortam gazetesinde uzun yıllar hem “haberci” hem yönetici, hem de köşe yazarı olarak çalıştım.  

1990’lı yılların ortalarında BRT Müdürü değerli hocam rahmetli Muammer Yağcıoğlu’nun daveti üzerine BRT’de “Güncel” adlı bir tartışma programı başlatmıştık…

Sabahlara kadar süren; çok konuklu, capcanlı, tartışmalı bir programdı. Yönetmen Kemal Darbaz ve genç ekibi yoktan harikalar yaratıyorlardı…

Kıbrıslı’nın ağzından laf almak marifetti o zamanlar… Sözcükleri adeta kerpetenle çekip çıkarıp konuşturuyorduk insanımızı…

Müdür Muammer Yağcıoğlu öldükten sonra BRT’de yönetici değişti. Bağnaz, korkak ve pısırık bir müdür geldi. İlk işi Kemal Darbaz ve ekibine siyasi gerekçeler ileri sürerek soruşturma açtırmak oldu.

Devletin televizyonunda, program için akşam gelen konukların çay paralarını bile bize ödettirmek istedi.

Genç ekibi taciz etti… Programı yasakladı… Böylece ben de kovulmuş oldum…

Bu nedenle “devlet yayıncılığı”na hep soğuk baktım… Hele özel televizyonlar yaşamımıza girdikten sonra “devletin yayın organları” sahibi olmasını hep yadırgadım.

BRT bugün özel medya ile bir “haksız rekabet” düzeni içindedir. Oysa piyasadan reklam alması bile yanlıştır.   

Neyse… BRT macerasından sonra “Genç TV”de televizyon programı yapmaya başladım. Televizyonun sahibi Ertan Birinci’nin heyecanlı ve demokrat tavırları sayesinde burada uzun yıllar çok popüler programlar yaptım.

Cumhurbaşkanı Denktaş’ın “devlet gazetecisi” olmayan muhalif biriyle program yapması bir “ilk”ti… Bunu Ertan sağlamıştı…

İlk programımıza Rauf Bey, doktoru ile birlikte gelmişti. Kendisinden önce stüdyoya giren doktoru “Sayın Başkanı zorlamayacaksınız” diye beni uyarmış ve programa bu “motivasyon”la başlamıştık…

Daha programa başladığımızın ilk saniyelerinde Cumhurbaşkanı’na “Viagra kullanıyor musunuz efendim?” diye sorduğumda verdiği esprili ve korkusuz yanıtlar harikaydı…

Onunla birçok programlar yaptık… Yakın tarihimizi didik didik ettik… “Doktoru, Nejat Konuk’u, Osman Örek’i nasıl yediniz?” diye soruyordum, o da teker teker anlatıyordu…

Sokağa çıkma yasağının uygulandığı bir “sayım” gününde, Rauf Bey kamerasını almış, boş Lefkoşa sokaklarında fotoğraf çekiyordu… Kendisi ile stüdyodan canlı bağlantı gerçekleştirmiştik…

Sohbetimiz sırasında “Mutluluğun resmini çizebilir misiniz?” diye sormuştum…

“O da nereden çıktı? Zaten siz solcular hep böylesiniz, her şeyi topluma karanlık gösterirsiniz” demeye başlamış ve adeta beni, espri ile karışık haşlamıştı…

Ona, bunun Nazım Hikmet’in bir şiirinden bir dize olduğunu anlatmış, Nazım’ın, ressam Abidin Dino’ya hitaben “Mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin” diye yazdığını söylemiştim.

Televizyon programcılığında birçok “ilk”i gerçekleştirmiştik…

Tartışmalı, laf sokuşturmalı ama keyifli birçok programlar yapmıştık Rauf Bey’le…

Şeyh Nazım’ı onlarca müridi eşliğinde ilk kez stüdyoda ağırlamış ve canlı yayın yapmıştık…

“Tabu” sayılan birçok konuyu tartışmaya açmıştık…

Örneğin askerdeki intiharları o günlerde TV ekranına taşımak hiç de kolay değildi. Yayıncıların çekingenliği, tereddütü, hatta korkusu medyada varlığını sürdürüyordu…

Daha sonraki yıllarda “Kanal T”de programlar yaptım. Toplumun birçok sorununu ekranlara taşıdık. İnsanımız, özel medya sayesinde giderek özgürleşen tartışma ortamları içinde eleştirilerini seslendirme olanağı buldu.
Kanal T’de, tartışma programına telefonla katılan bir izleyici, adadaki “Türk askeri”nden söz ederken, kullandığı sözcükler rahatsızlık yaratınca, ertesi sabah program yayından kaldırıldı.

Bunun üzerine, uzun süre televizyon programı yapmadım.

Birkaç yıl önce, Genç TV’de bir dönem yeniden “Doğruya Doğru” programını hazırlayıp sundum. Özellikle medyamızı ele alan, eleştirel bir bakış açısı ile konulara yaklaşan bir programdı…

Bu yıl; birkaç TV’den program yapmak için teklif aldım. Sonunda Genç TV’de karar kıldım.

“Doğruya Doğru” bu yıl haftada üç gün, ekranlarda olacak… 3 Ekim’de başlayan yeni yayın döneminde; Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri saat 18.00’de TV izleyicisi ile buluşacağız.

Sizleri de bekleriz…