Aysu BASRİ AKTER Yazdı: İşte Acı Gerçeklerimiz

0
820

 

 

 

Crans Montana’da Kıbrıs Konferansı’nın başarısızlıkla sonuçlanması tam anlamıyla ezberimizi bozdu.

 

Kısa vadede herhangi bir müzakere süreci ya da çözüm planı ufukta görünmezken, siyaset önemli bir argümanını kaybetti. Hem solda hem sağda ciddi bir kafa karışıklığı var.

 

Yaşanan hayal kırklığının ardından BM Genel Sekreteri Guterres BM Güvenlik Konseyi’ne taslak raporunu sundu.

 

Liderlere bundan sonraki yolla ilgili karar vermeleri çağrısında bulunan Genel Sekreter, BM’nin çözüme destek vermeye devam edeceğini söyledi. Barış Gücü’nün görev süresinin 6 ay daha uzatılmasını önerdi.

 

Buna bakarak, BM çözüm için orada durmaya devam edecek bu son değildi diyebiliriz. Ancak kısa süre içinde üstelik taraflar birbirinden bu kadar uzaktayken bir plan ya da yeni bir sürecin masaya geleceğini düşünmek fazla hayalcilik olur.

 

İlk 6 aylık süre içinde barış gücü askerinin de olduğu yerde durmaya devam edeceği rahatlığında da kalabiliriz, ancak bu durumun devamı halinde, BM’nin buraya güç ve kaynak aktarmak istemeyeceği sadece malumun ilanıdır.

 

Barış gücünün adadan ayrılacağı çoktan kulislerde konuşulmaya başlandı bile!

 

Avrupa Komisyonu himayesinde devam edem uyum çalışmaları için kurulmuş ad-hoc komitenin de Rum tarafının ağır baskısına uzun süre dayanması beklenmiyor.

 

Zaten teknik olarak çok kolay gitmeyen işlerin, bundan sonra tamamen ortadan kalkabileceği, 2018 yılı için muhtemelen yeni projelerin çıkmayacağı konuşuluyor.

 

Genelkurmay Başkanlığı, internet sitesinden yaptığı duyuruda, TCG Gökçeada’nın, Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi adına sondaj faaliyetinde bulunacağını düşündüğü West Capella’yı izleme görevi aldığını açıkladı.

 

Türkiye Dışişleri Rum tarafının tek taraflı arama çalışmalarına gereken karşılığı vereceğini duyurdu.

 

Ve bu kötü tabloyla kimse nasıl başa çıkabileceğini bilmiyor.

 

Şüphesiz, BM parametreleri ve AB vizyonunun korunması önemlidir. Ancak bunun bir temenniden öte, bir sonuç haline getirilmesi için siyasetlere ihtiyaç var.

 

Bu süreçte de bu siyaseti canlı tutacak, ileriye taşıyacak fazla aktör yok. Özellikle CTP ve TDP’ye önemli bir misyon düşüyor.

 

Süreci iyi yönetemediği söylenerek istifaya çağrılan Cumhurbaşkanı’nın da bu dönemde önemli bir şans olduğunu, alternatifinin bugünkü siyasette muhtemel bir muhafazakar lider olduğunu söylemek gerek.

 

Yani aslında bu çok da gönüllü olmadığımız yeni dönemi yönetecek çok fazla bir enstrümana sahip değiliz.

 

Elimizdekileri motive etmek, eleştirmek, itelemek ve denetlemek görevi de bu dönemin sivil hareketinin misyonudur.

 

İç çekişmelerden arınıp, geleceğe yönelik vizyon geliştirme zamanıdır şimdi.

 

 

**

 

Crans Montana’da hemen bütün gazetecilerin yaşadığı durum, iki tarafın medyasının birbirinden uzaklığıydı. Karşılıklı işbirliği yapabilen az sayıda gazeteci dışında genel hava, az sonra çözülmesi beklenen Kıbrıs sorununu çok farklı gören iki ayrı tarafın olduğuydu.

 

Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias genellikle Yunanca konuşmayı tercih etti.

 

Rum Lider Anastasiadis Kıbrıs Türk basınına yönelik çok az açıklama yaptı.

 

Her iki lider de adanın iki ayrı yerinde görev yapan medya mensuplarını birlikte bilgilendirme ya da ortak bir basın toplantısı düzenleme fikrinden uzak durdu.

 

Kıbrıs sorununda gelinen son duraktaki gerçekliklerimiz, her noktasından acı verici ve mutlaka üzerinde çalışılması gereken gerçekliklerdir.

 

Bundan sonra bu sorunu çözme çabasını sürdürüp sürdürmemeye karar verirken, bunu nasıl yapacağımızı da hesaplayabilmeliyiz…

 

Siyah takım elbiseli adamların yarım asırdır yürüttüğü ciddi müzakerelerin, iki toplumu yakınlaştırma noktasında arpa boyu yol katetmediği gerçeğini de hatırlayarak, bunun için ne yapılması gerektiğine kafa yormalıyız…

 

Başta BM ve AB olmak üzere bu adada yıllardır çözüm ortaklığı aradığımız tarafların adanın Kuzey’ine, Kıbrıslı Türkler’in gelecek vizyon ve ihtiyaçlarına yönelik ilgisini canlı tutma görevi yine siyasetindir.

 

Toplumlararası ilişkiyi, “düşman taraf” ya da “bizi istemeyen taraf” şiarından çıkarıp, çıkar ortaklığı ve çözüm paydaşlığı zeminine yerleştirebilmeliyiz…

 

Ve Akdeniz’de yaşananları ego savaşından uzak, sağduyu ile yönetebilmeyi ve yıllardır gerilmeyen bu coğrafyayı bitmez çatışmalara sürüklemeyi önleyebilmeliyiz…

 

Yani aslında açıktır ki, sadece çözüm için değil, çözümsüzlük durumunun devamında da yapılması gereken çok şey var…