Aysu BASRİ AKTER Yazdı: Guterres Çerçevesi ve Türkçe Meali

Aysu BASRİ AKTER Yazdı: Guterres Çerçevesi ve Türkçe Meali
Haber İçi Üst 745×140

 

Aysu BASRİ AKTER

 

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Guterres Çerçevesi açıklamasının ardından uzun süredir sabırla yaşananları, yazılan ve söylenenleri izliyorum.

 

Akıncı, “Anastasiadis çerçeveyi sulandırmadan kabul ederse, bunun stratejik bir çerçeve anlaşması olarak imzalanabileceğini” açıkladı.

 

Ve bu birdenbire büyük bir şok dalgası yarattı.

 

Bu büyük dezenfermasyon, bilinçli çarpıtma ve kafatasçılık içinde, İsviçre’deki son zirveyi izlemiş bir gazeteci olarak bazı konuların altını çizmenin ciddi bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum.

 

Öncelikle, BM Genel Sekreteri’nin adıyla anılan Guterres Çerçevesi, 30 Haziran’da bizzat Genel Sekreter tarafından masaya getirilen yazılı olarak taraflara iletilen önemli bir zemindir.

 

Bu çerçeve tabii ki, nihai bir anlaşma metni değil ama bugüne kadar yürütülen müzakerelerde tarafların en hassas konularda pozisyonları arasında köprü kurmaya yardımcı olacak önemli bir çalışmadır.

 

İsviçre’de Crans Montana’daki Kıbrıs Konferansı’nın bir anlaşmayla sonuçlanmaması, ne bu çerçeveyi, ne de o çerçeveye zemin olan ilerlemeleri ortadan kaldırır.

 

Bunu ortadan kaldırmak hiçbir tarafın işine gelmez ama bu zemin ve BM’nin daha etkin katılımını talep eden Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının hiç işine gelmez.

 

Taraflara temel 5 başlıkta yazılı olarak 1 sayfa halinde sunulan bu metin Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının açılım ve çabalarıyla şekillenmiş bir zemindir.

 

Şimdi madde madde bu zeminin üzerinden geçerek, anlatalım;

 

 

1.Toprak…

 

Kıbrıs Türk tarafının masaya getirdiği haritayı temel alan çerçevede, bu haritanın Kıbrıslı Rumların da hassasiyet belirttiği yerleri dikkate alarak düzenlenmesi gerektiğini söylüyor.

Burada kesinlikle bir yer ismi ya da oran belirtilmiyor. Ancak Güzelyurt’un yarım asırlık müzakerelerde toprak düzenlemesine tabi olacak yerlerden biri olduğu biliniyor. Taraflar karşılıklı al-ver ile şekillendirecekleri pazarlıklarda, bunu göz önünde bulundurarak bir sonuca varacaklar. Görüşmelerde Kıbrıs Rum tarafının 1974’de bıraktıkları sınırlarla olan Güzelyurt’un düzenlemeye dahil olmasını önceden kabul ettiği, ancak daha sonra pazarlık çıtasını yükselterek güncel sınırlara genişlediği belirtiliyor. Türk tarafı 74 sınırına onay verirken, bu sınırın genişlemesinden rahatsız ve buna karşı çıkıyor. İşte şimdi bunun üzerinden taraflar, birbiriyle ilişkili olarak bütün konuları değerlendirirken bunu bir karara bağlayacak.

 

Ama Guterres Çerçevesi, Kıbrıslı Türkler şu kadar toprak versin, buraları iade etsin gibi bir zemini asla işaret etmiyor. Ne böyle bir ifadesi ne de böyle bir iması yok!!!

 

 

2.Mülkiyet…

 

Guterres’in çizdiği çerçeve, liderlerin sağladıkları ilerlemelerden hareketle mevcut kullanıcı, yani şu anda eski bir Rum malını elinde bulunduran kişinin haklarını da göz önünde bulundurması açısından, Annan Planı’nın da ötesinde bir kazanım sağlıyor Kıbrıs Türk tarafına. Kıbrıs Türk yönetiminde yer alacak mallarda mevcut kullanıcıya ilk söz hakkının tanınması gerektiğine işaret eden çerçeve, sadece Kıbrıs Rum kurucu devletindeki yerlerde ilk söz hakkını 74 tapusunu elinde bulunduranlara veriyor.

Böylelikle Kıbrıs Türk tarafının “yokolacağız” ya da “Rum bizi yutacak” gibi bir takım endişeler karşısında eli güçleniyor ve iki bölgelilikte bir netlik oluşturuluyor. Türk tarafı toprak ve mülkiyet başlığı tartışılırken, bundan mümkün olduğunca az insan etkilensin hassasiyetini gözetmiş ve bunun için uğraş vermişti. Bu zeminin buna uygun olduğu söylenebilir. Bunun nasıl bir mekanizmayla şekillendirileceğine ise taraflar karar vererek, bu prensip altında konuyu karara bağlayacak. Çerçeve bu mekanizmanın nasıl olacağını değil, nasıl bir prensiple şekillenmesi gerektiğini söylüyor ve bu özellikle Kıbrıs Türk tarafı açısından bir kazanım olarak değerlendiriliyor, çünkü bu tez zaten Kıbrıs Türk tarafınca masaya sunulan bir tezdi.

 

 

3.Siyasi Eşitlik…

 

Yıllardır en önemli hassasiyetlerden biri olarak sunulan bu konuda Kıbrıs Türk tarafı dönüşümlü başkanlığı olmazsa olmaz olarak değerlendiriyor. Rum tarafı ise daha önce Talat-Hristofyas görüşmelerinde bu konuda bir uzlaşı olmasına rağmen, bu konuda ciddi çekimserlik gösteriyor.

Ancak Genel Sekreter siyasi eşitlik için dönüşümlü başkanlığın olması gerektiğini kayda düşüyor ve bunun için 2’ye 1 oranını işaret ediyor. Yani 2 dönem bir Rum Başkan olacak 1 dönem de bir Türk başkan yönetecek Federal Cumhuriyeti.

Tabii ki, her iki taraf da kendi yönetimleri altında olan bölgelerde kendi yönetimlerini kuracak ancak federal yönetimde bunu paylaşacak.

Bu 1960 Cumhuriyeti’nde yer almayan bir kazanım olması açısından Kıbrıs Türk tarafınca önemli bir açılım. Sadece veto hakkı olan bir Başkan muavini yerine, aktif yetkili bir başkan olma ilkesi kayda alınıyor. Sadece bu bile bana göre sürecin en kayda değer ilerlemelerinden biri olur Kıbrıs Türkler için.

Çerçeve aynı zamanda karar verme mekanizmalarında etkin katılım ilkesini de kayda alıyor ve toplumların çıkarını ilgilendiren konularda tıkanıkların ancak bir tarafın olumlu oyuyla çözülebileceğini söylüyor.

Liderler bugüne kadar yaptıkları görüşmelerde, yargıda tam eşitlik konusunda mutabakat sağladı. Polis ve kolluk kuvvetleri gibi güvenlikle ilgili konularda da Annan Planı’nda olmayan temsiliyet ve katılımların uzlaşıya bağlanmış olması son derece önemlidir.  Bu hem Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitlik ve karar alma mekanizmalarında etkin rolünü açıklığa kavuşturuyor hem de federal yönetim anlayışının gelişmesine katkı sağlayarak gelecek kuşakların daha sağlıklı bir ortamda yaşamasına olanak sağlıyor.

 

4. Eşdeğer Muamele…

 

Bu konu özellikle Türkiye açısından hassas bir nokta olarak sunulmuş ve masada bizzat Genel Sekreter tarafından kayda alınmış bir konu olarak yine Türk tarafı için önemli bir kazanım. Henüz AB üyesi olmayan Türk vatandaşlarının adadaki AB üyesi Yunan vatandaşlarıyla aynı haklara sahip olmasını düzenliyor.

Turistler, geçici işçiler ve öğrencilerin serbest dolaşım hakkı kayıt altına alınırken, kalıcı olarak adaya yerleşmek isteyen Türk vatandaşlarının Yunan vatandaşlarıyla eşdeğer muamele görmesi gerektiğini de söylüyor. Mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı işaret edilirken, temel tarım ürünlerine bir kota uygulanabileceğini söylüyor ki, bir ada ülkesi olan Kıbrıs için bu son derece anlaşılırdır.

Rum tarafı Türkiye’nin ekonomik büyüklüğünü ve nüfus gücünü işaret ederek bunun bir oranla kısıtlanması ve 4/1 şeklinde uygulanması gerektiğini söylüyor. Guterres Çerçevesi’nde böyle bir oran yazmıyor, tarafları yukardaki prensipler temelinde bu başlığı doldurmaya çağırıyor.

 

5.Güvenlik ve Garantiler…

 

En çok tartışılan ve en çok istismar edilen her iki tarafın en hassas konusu. Genel Sekreter, tek taraflı müdahale hakkının, ki 60 anlaşmalarına göre bu hak sadece Türkiye’nin değil, İngiltere ve Yunanistan’ın da hakkıdır, sürdürülebilir olduğunu düşünmediğini not ediyor. Garanti Anlaşmasının bir takım izleme mekanizmalarının da yer alacağı garantör ülkelerin de yani Türkiye’nin de içinde yer alacağı şekilde günün koşullarına uyarlanabileceğini söylüyor.

Güvenlik sisteminin her iki tarafın da çekincelerini dikkate alacak şekilde düzenlenmesi gerektiğini söyleyen belge, aynı zamanda bir tarafın güvenliğinin diğer taraf için bir tehdit oluşturmaması gerektiğini de kayda geçiriyor.

Asker konusunun ise farklı bir formatta ele alınması gerektiğini söyleyen belge, bunun için de zamanı geldiğinde daha üst düzeyde ele alınabileceğine işaret ediyor.

Asker sayısı, askerin çekileceği takvim gibi hiçbir unsur içermemekle birlikte, bunun üst düzeyde ele alınacağını kayda düşüyor.

 

Yani iddia edildiği gibi sıfır asker, sıfır garanti olmadığı gibi, bir asker sayısı ya da çekilme takvimi de içermiyor. Bu başlığın sadece bu prensipler doğrultusunda, garantör taraflarca ele alınacağına işaret ediyor, ki zaten İsviçre’de bu konuyu konuşmak için Türkiye Başbakan’ının masaya gelmeye hazır olduğu bizzat Türkiye tarafından ilan edilmişti.

 

Yani aslında Cumurbaşkanı Akıncı, Guterres Çerçevesi’ni zemin kabul edip imzalayalım çağrısı yaparken, garantör ülkelerin konusu olan bir konuya kendince bir çözüm önermiyor, aksine bu konunun garantörler tarafından karara bağlanmasının karşılıklı olarak imza edilmesi çağrısı yapıyor.

Türkiye’yi dışlamak yerine, uyarlanacak bir mekanizmada da yer almasına her iki tarafın da imza atması çağrısında bulunuyor.

Ve Türkiye zaten garanti anlaşmasının günün koşullarına uyarlanabileceğini ve asker konusunu konuşabileceğini söyleyerek, masaya açılım getirmişti. Dolayısıyla aslında Cumhurbaşkanı yeni bir şey söylemiyor, İsviçre konferansının ilk gününden beri Türk tarafının yekpare olarak söylediği birşeyi söyleyerek, Crans Montana’da seçim arifesi Anastasiadis’in yapamadığını, seçimin ardından yapmasını istiyor. Böyle olursa tarafların önemli oranda hemfikir olduğu prensipler imza altına alınarak, uzlaşmazlıkları arasında bir köprü kurması daha da kolaylaşacak ve sonuca ulaşma hedefi netleşecek.

 

Bu başlıklara ve uzun uzun detaylandırdığım çerçeveye bakıldığında, ne Türkiye’nin de Kıbrıs Türk tarafının ve tabii ki Kıbrıs Rum tarafının karşı çıkması gereken bir zeminin olmadığı daha açıklıkla anlaşılabilir. Bu zemin her iki tarafın da hassasiyetleri göz önünde bulundurularak objektif bir çerçeve çizilmesine ve yine uzlaşı noktalarının liderler ve garantörler tarafından doldurulmasına yardımcı oluyor.

 

“Akıncı Türkiye’ye sormadan açıklama yaptı, Türkiye’de seçim ortamına malzeme verdi” iddiası üzerinden Cumhurbaşkanı’nı eleştirenler, siyasi eşitlik talep eden bir topluma hakaret etmenin ötesine geçemiyor ne yazık ki…

 

Ben çerçeveyi anlattım, şimdi siz bana bu çerçevenin neden kabul edilemeyeceğini ve liderlerce imzalanmasının neden sakıncalı olduğunu anlatın!

Facebook Yorumları
3
BeğenBeğen
1
KızgınKızgın
1
İnanılmazİnanılmaz
0
MuhteşemMuhteşem
0
HahahaHahaha
0
ÜzgünÜzgün
Teşekkürler!
Haber İçi Orta 745×140

Benzer yazılar

Haber İçi Alt 745×140