Askerle karşı karşıya gelmek……

Askerle karşı karşıya gelmek……
Haber İçi Üst 745×140

 

Ben askeri severim.  Küçüklüğümden beri o üniformaya büyük saygım ve sevgim vardır.  Atatürk’ün mareşal formalı o fotoğrafı beynimdedir ve Atatürk deyince aklıma o resim gelir.  Türkiye toplumu da sever askeri.  Sünnet çocuklarının bir kıyafeti de asker formasıdır.  Göçebe dönemlerden beri lider hem siyasi hem de askeri bir kişidir.  Ben, bunun da toplumun bilinçaltına kazındığına inanıyorum.

 

Ancak ve ancak, yolda giderken askere rastlamak, top atışından dolayı yolları değiştirmek, askeri yerde durdun, foto çektin diye içeri alınmak, askerin namlusunun sanki her an patlayabilir düşüncesiyle kaldırımı değiştirmek, plaja giderken asker kontrolünden geçmek, artık beni rahatsız ediyor.  Gene de askeri seviyorum.  Hepimizin oğlu var.  Kendi oğlunuzu o genç çocuklarda görüyorsunuz ve o genç askeri severken aslında kendi oğlunuzu seviyorsunuz.  10 Kasımlar’da Atatürk’ün yattığı yatağın yanında ağlayan askerlerle ben de ağlıyorum her sene.  Her sene, istisnasız.  Biraz da bize bıraktığı mirasın böyle Ortadoğu kültürüne sürüklenmesine ağlarım.  Bilim hayranlığı yerine dinin dogmalarının yerleşmesine ağlarım.  Türk örf ve adetlerinin Amerikan ve Arap adetleri arasında eridiğini görmekten utanç duyarım.  Bütün bunlar bizi kırbaçlar.

 

Önce yurtta sulh olacak dedi Atatürk.  Dönelim Kıbrıs’a.  Sulh var mı ? Yok!  O zaman hiçbir şeyiniz olamaz.  Kıbrıs, 1878’de ve Lozan’da Türkiye’den ayrıldı.  Garanti Antlaşması her bir imzalayanı tarafından delik deşik edildi.  44 senedir deniyoruz, asker bir taraftan, Türkiye bir taraftan, KKTC bir taraftan.  Olmadı, olmuyor.  Ekonomi ambargo altında, nüfus belli değil, dış politika git-gel içinde, Türkiye’nin kendisine de yüklenmiş olan bir ağır yükle hayatı idame ettiririyoruz.  Sadece idame….Ne zaman ki Kıbrıs Cumhuriyeti kimlikleri dağıtıldı, biraz nefes alındı.  (bu kimliklere de Rum kimliği demesin insanlar artık, komik oluyor zira)

 

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1970lere gelirken dış siyasetindeki büyük hatayı anladı.  Dümeni biraz da Moskova’ya çevirdi.  Katıksız Amerikancı olmanın uluslararası platformlarda bedelini hem kendi ödedi hem de Kıbrıslıtürkler ödedi.  Bu askerin alet edildiği, Kıbrıslıtürklerin koruyucusu mu yoksa gardiyanı mı olduğu sorusunu artık soruyoruz.  Bir kapıyı açamıyoruz işte.  Asker, siyasileri ziyaret ediyor, Cumhurbaşkanını ziyaret ediyor.  Nezaket ziyareti deniyor.  Acaba öyle mi yoksa bir gövde gösterisi mi?

 

İkinci Dünya Savaşı sonrası anlaşılan yanlış Türk Dış Politikası gibi yanlış Kıbrıs politikası da anlaşılacak.  44 sene uzun bir zaman.  44 sene izolasyonda ve ambargo altında kalan halk bir anda çıldırabilir de.  Bir kıvılcıma bakar.  O zaman Kıbrıs’ta (Gezi direnişi gibi) bir toplumsal hareketlenme olursa, Kıbrıslıtürkler, Türkiye’nin askerleriyle karşı karşıya mı gelecek?  O sevdiğimiz, sırtını sıvazladığımız askerler bizi zapt-u rapt altına mı alacak?  Ölenler olunca ne olacak dersiniz?  Türkiye’de bu ölümler geçiştiriliyor.  Haber bile olamıyor.  Zira medya artık haber vermek için değil, propaganda yapmak için var.  Bu ekonomik kriz Kıbrıs toplumu kuvvetli şekilde sarstı.  Bununla beraber Federal Kıbrıs içinde kendi kendini yönetme imkanının kaçması önüne geçilmeyecek sıkıntılı günler getirecek.  Dolayısıyla ister ‘anavatancı’ olun, ister ‘Kıbrıslılık’ üzerinde durun; var olan durum taşınamayacak kadar ağır bir yüktür artık.  Casinolar ve fuhuş yatağı olmak, bağımlı olmak, yol geçen hanı olmak, yavru olmak, bir türlü büyüyemek, temel gıda maddelerinden vazgeçmek, din odaklı merkezlerin dört bir yandan fışkırması, meclisin tecavüze uğraması, Kıbrıslıların Türkiye’de yargılanması….nereye kadar dayanacaksınız?  Bir toplumun sabrı nereye kadardır?  Reva mı? Değil.  Milliyetçilikte mangalda kül bırakmayanların esas hedefi bu mudur?  Asker ile halkı karşı karşıya getirmek mi?  Bardağı taşıran son damlayı mı bekliyorlar?  Siz de milliyetçiyseniz, bir sorgulayın derim.  Lafla, sözle, sloganla politika yürütülmez.  Anca bu kadar olur.  Meclis damına çıkanlara adeta ‘gel bir daha yap’ dedirtecek cezalar.  Traji-komik…Bir arpa boyu ilerleyemediysek; hatta KKTC geriye gittiyse, yöntem yanlıştır.  Bu rota yanlış rotadır.  Kimse ‘ama Kıbrıslırumlar’ demesin.  Biz kendi yanlışlarımıza bakalım.  Bu kadar kukla olup da ‘ama Rumlar’ diyemeyiz.

Haber İçi Orta 745×140

Benzer yazılar

Haber İçi Alt 745×140