Apolitizasyon, ‘Efendi’, Talât ve Erhürman

0
110

Gazete360’ta yayımlanan son iki yazımda, Ulus Baker (“Dolaylı Eylem”, İletişim Yayınları, 2. Baskı 2015, İstanbul) ve Slavoj Žižek, Srećko Horvat, Alexis Tsipras’ın (“Avrupa Ne İstiyor?”, Can Yayınları, 1. Basım, Ocak 2015, İstanbul) yazdıklarını referans göstererek, Kıbrıs Türk solunun düşünsel açmazlarını, pratik çıkmazlarını farklı bir gözle ortaya koymaya çalıştım. Aslında evrensel olarak da yaşanan ve Kıbrıs Türk soluna da arız olan sorunlardan söz ediyoruz: “apolitizasyon” ya da “siyasetten arınma”.

Slavoj Žižek, “Bir Efendi’ye özellikle derin kriz durumlarında ihtiyaç vardır. Bir Efendi’nin işlevi eski bir ayrımı koymaktır – bilindik sınırlar içinde sürünmeyi isteyenlerle gerekli değişimin farkında olanlar arasındaki ayrımı.” (Žižek, s. 152) “… işte bu yüzden iyi bir politikacı sadece halkın menfaatlerini savunmaz; onun aracılığıyla halk “gerçekten ne istediğine” karar verir.” (Žižek, s. 156) diyor. Kanımca Kıbrıs Türk solunun şu aşamada, “iyi bir politikacıya” yani, bir “Efendi’ye” ihtiyacı vardır.

Çünkü solun CTP kanadının mevcut liderleri, Talât ve Erhürman, bilerek ya da bilmeyerek, “politika’dan arınmayı” ve “siyaseti tu kaka etmeyi” savunuyorlar. Neyi koyuyorlar siyasetin yerine, peki? Uzmanlığı, teknokrasiyi, diplomasiyi ve bürokrasiyi… Halk adına halk için icraat yapacak olan “seçkin bir bilirkişiler heyetini”…

Partizanlıktan arınma ile siyasetten arınma arasında ince bir çizgi vardır. Ve çizginin nerede aşılacağını teknokratlar belirleyecekler artık.

“… insanların “sonsuz küçüklüklere” varan istek karmaşaları, psikolojik “iç dünya” ile “sosyal olgular”ın “dış dünya”sının birbirlerini itmedikleri, dışlamadıkları alacakaranlık alanlar.” (Baker, s. 31) olarak tanımlanan siyasal alanlar yerine, soğuk, seçkinci, herşeyi bilen, duygusuz bir teknokrasi… Üstelik politikadan da arınmış bir hâlde. Varın düşünün artık! Eğer bu proje gerçekleşirse, UBP’nin sığ, yıkıcı ve ruhsuz siyasetini arar duruma bile düşebiliriz.

Statükonun kurucusu UBP’nin, siyaset adına ortaya sürdüğü “ucube uygulamalar’a” duyulan öfkeyi/tepkiyi, yanlış siyasal anlayışlardan arındırarak, “doğru sol politikalar’ı” koyarak düzeltmek yerine, “apolitizasyonu, uzmanlığı, bürokrasiyi, diplomasiyi ve teknokrasiyi” savunmak, kanımca, toplumumuzla beraber solun da en büyük yıkımı olacaktır.

Nasıl ki, tıp alanında “Tıp Felsefesini”, “Tıbbî Etiği” ortadan kaldırır ve asıl amacı acıları dindirmek, insanların sağlığını korumak olan tıbbî, “teknikleştirirseniz”, ortaya tanı ve tedaviden yalnızca “kâr” elde etmeyi düşünen soğuk yüzlü bir sektör ortaya çıkarsa, yönetimi de “siyasetten” arındırırsanız, karşılaşacağınız tablonun özeti şu olur: “Teknokrasinin canice karakterinin şu kesin ölçütü: İlerleme ve akıl adına, düşünülemez olanın düşünülebilir hâle, hoşgörülemez olanın hoşgörülebilir hâle gelebileceğini olumlaması…” (T. Rozsak) (Baker, s.42).

Sayın Talat’ın beş yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde, Kıbrıs müzakerelerinin “siyasetten arındırıldığını”, teknikleştirildiğini, diplomatikleştirildiğini ve uzmanlaştırıldığını yaşamadık mı? Müzakerelerin, “halkların nefesinden arındırıldığını” yaşamadık mı? Sonuç ne oldu?

DAÜ, KIB-TEK, Telekomünikasyon, su temini ve yönetimi, Kıbrıs müzakereleri dâhil tüm siyasal alanlar, şimdilerde sol eliyle, uzmanlara, teknokratlara, bürokratlara, diplomatlara teslim edilirse; sağın yanlış politikaları yerine, solun doğru politikalarını mı getirmiş olacağız yani? Bilen varsa söylesin lütfen!

Sağın politikası olan “apolitizasyon’a” karşı, solun “politikleşme” politikasını önermek yerine, “apolitizasyonu” – “siyasetten arınmayı”  savunmak, maçı “sağın ve sermayenin sahasında oynamayı” ve “mağlûbiyeti”, baştan kabûl etmeyi getirmez mi?

Sol politika, eşitliği, özgürlüğü, savaşa karşı barışı, zengine karşı fakiri, fakirliğe karşı refahı, zorbalığa karşı radikal demokrasiyi, ezen karşısında ezileni, güçlü karşısında zayıfların dayanışmasını savunan; “İsteklerin meşrulaştılması olarak düşünülebilecek siyaset”i (Baker, s. 50) üretebilmenin yollarını aramalıdır. Yoksa, UBP’nin yıprattığı, içini boşalttığı, halk nazarında iğrençleştirdiği “siyaset” kavramını veri kabûl ederek, siyasetten uzaklaşmak çare değildir. Bu tam da “kurtulmak istediğimiz UBP zihniyetini” ve “statükoyu”, sol versiyondan yeniden üretmek olur.

Evet, Dünya’da ve Avrupa’da olduğu gibi, Kıbrıs’ta da sol,  Žižek’in önerdiği “Efendisini” arıyor: “iyi bir politikacı sadece halkın menfaatlerini savunmaz; onun aracılığıyla halk “gerçekten ne istediğine” karar verir.” Bu Efendi, henüz ortada yok dersem, Sayın Talât, her zaman olduğu gibi yine üstüne alınmayacak; sevgili dostum Tufan’dan ise “okkalı bir yanıtı” göze alıyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here