Akıncı ile Kıbrıs Türk Devleti: Mümkün mü, hayal mi?

0
82

Kıbrıs habercilik açısından ilginç bir yer. Yıllarca düşük yoğunlukta yanmaya devam eden bir ateşe benzer Kıbrıs Sorunu. Kısık ateşte, aynı yemek ısıtılır. Zaman zaman ateş körüklenir, alev halini alır. Sonra gene diner.

Son günlerde yaşadıklarımızın özeti bu. Bir ateşimiz var: Kıbrıs Sorunu ve Kıbrıs Türk toplumun tükenmişliği.

Akıncı’nın seçilmesiyle beraber bu ‘kısık ateş’ gene alevlere büründü. Pazar günkü gelişmeleri, Pazartesi itibariyle Ankara-Kıbrıs Türk hattındaki buhran takip etti. Sonrasındaysa, Çarşamba günü Mısır-Kıbrıs (Helen)-Yunanistan arasında ilan edilen ekonomik alan anlaşması (deklarasyonu) geldi. Önümüzdeki saatlerde ‘alevler’ yükselemeye devam edecek. Mustafa Akıncı Ankara ziyaretinin hemen ertesinde Nikos Anastasiadis ile bir araya gelecek.

Kıbrıs alevi ve Kıbrıs Türk toplumun tükenmişliği dedik… Mustafa Akıncı’nın seçilişi bu denklemin odağında yer alıyor. Akıncı’nın tarihi seçim başarısı Kıbrıs Türk toplumunda birikmiş olan tepki birikiminin tavan yaptığı an.

Böylesi bir anda, Akıncı’nın İnönü meydanında gerçekleştirmiş olduğu ‘federal kurucu devlet’ ve ‘Azerbaycan-Türkiye ilişkileri’ modeli oldukça ‘manidar’. Zaten, meselenin devamında Türkiye’den gelen tepkiler de bu eksene oturmakta. Türkiye’den gelen mesajların iki fay hattı bulunmakta. Bunlardan bir tanesi Kıbrıs ile ilintiliyken, diğeri 7 Haziran seçimleri ile alakalı. ‘Kıbrıs Türk tarafının yükselen tepkisini kayıt altına aldım ama bu tepki Türk tarafının Kıbrıs Meselesindeki kırmızı çizgilerini gölgelememeli’ tandanslı bir tepki ile karşı karşıyayız. Bazılarına göre yanlış şekilde ifade edilmiş bir tepki. Bazılarına göreyse Ankara’nın emperyal hülyalarına ışık tutan bir ‘açılım’. Meselenin ikinci boyutuysa, Türkiye’deki kritik seçim süreci ile alakalı.

Türkiye’de son veriler Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oy oranlarında küçük ama ‘anlamlı’ bir düşüşe işaret ediyor. Ülkenin yeni yükselen siyasi gücü artık Milliyetçi Hareket Partisi (Halkların Demokrasi Partisi ile beraber). Böylesi bir ortamda AKP’nin Türkiye Sağının ‘geleneğini’ hatırlamaması beklenemez. Nedir bu gelenek? Süleyman Demirelleri, Tansu Çillerleri v.s. iktidara getiren gelenektir bu. Kenara sıkışıldığı zaman ‘milli meseleler’, ‘ulusal uhdeler’ oy kapma yarışında ‘can simidi’ olarak telakki edilir. ‘Milli meseleler’ üzerinden topluma ‘dik durma’ dersleri verilir. Geçtiğimiz Pazartesi’nden itibaren karşı karşıya olduğumuz kompozisyon budur. Mustafa Akıncı, büyük ihtimalle önceden kestiremediği bir oyuna alet oldu. Ankara’da dizayn edilen bir iletişim-seçim kampanyasının aracı haline geldi. Umarım tez vakitte gidilen yolun, kameralar önünde zıtlaşmanın, yol olmadığı anlaşılır, yanlıştan dönülür.

‘Ana-yavru vatan’ atışması dikkatimizi esas meseleden alı koymamalı. 26 Nisan’da Kıbrıslı Türklerin büyük bir kesimi ‘bağımsız bir şekilde, bu topraklarda kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum’ mesajı verdi. Bu mesajın değeri azımsanmamalı. ‘Otonom Kıbrıs Türk Devleti’ üzerinde artık daha fazla kafa yormak zorundayız.

‘Otonom Kıbrıs Türk Devleti’ bir hayal ürünü mü, yoksa gerçeğe dönüşme kapasitesine sahip bir proje mi?

Eldeki veriler, şu an itibariyle bu söylemin hayal alemi ile Kıbrıs Sorunu girdabı arasında gidip geldiğine işaret etmekte. Akıncı’nın ve ekibinin sergileyeceği performansa göre bu ‘Odyssey’in iki türlü sonucu söz konusu olabilecektir: Ya Federal Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir parçası olarak otonom, kurucu Kıbrıs Türk Devleti yahut Türkiye’nin bir nevi serbest ticaret bölgesi (bugünkü durumun farklı bir açılımı). 

Yukarıdaki senaryo yeni bir yazının konusunu teşkil etmekte. Bizler bu yazı çerçevesinde, birinci senaryo çerçevesinde, yeni Kıbrıs Türk liderliğinin yapması gerekenleri, kendi, naçizane bakış açımızla özetleyelim:

• Bir an evvel, sosyal buluşmalara fazla önem verilmeksizin, müzakere masasına dönmek.

• Müzakere ekibini oluştururken geçmişteki hataların tekrarlanmaması. Ekipte, Helen Dünyası uzmanının (sadece Yunanca bilen değil) ve Türkiye uzmanlarının yer alması.

• İşin iletişim kısmının çok sıkı bir şekilde elden geçirilmesi. Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu’unun ‘Kıbrıs Türk tarafının propaganda aracından’, Yeşil Hat yakınlarında hizmet veren, ‘toplumu(her iki tarafı da) bilgilendiren, Kıbrıs Türk tarafının mesajlarını doğru şekilde Rum tarafına ve dünyaya aktaran bir birime’ evirilmesi.

• Gerekirse, ‘Azerbaycan-Türkiye modeli’ temelinde, Ankara ile istişareler için ayrı bir ‘müzakere ekibinin’ oluşturulması.

• Kıbrıs Rum toplumunun, Yunanistan’ın, Türkiye’nin ve bölgenin nabzının doğru şekilde, gündelik bazda tutulması.

• Kıbrıs Türk liderliği ile Kıbrıs Rum toplumu ve Yunanistan arasında iletişim kanallarının kurulması. Temel mesele liderliğin Kıbrıs Rum halkına erişmesidir.

Yukarıdaki liste zamanla zenginleştirilebilir. Bizler böylesi kritik ilk anlarda aklımıza ilk gelenleri okuyucuyla paylaşmak istedik. Her halükarda inanmak istediğimiz ‘ortadadır’: Akıncı federal çözümü zorlayacaktır. Şayet gerçek bu yöndeyse, alevlenen Kıbrıs Meselesi özelinde harekete geçen Kıbrıs Türk milliyetçiliği (yerelciliği) federal çözüme kanalize edilmelidir. Bunun için de, yukarıda belirttiğimiz üzere ‘yapılacaklar listesi’ söz konusudur. Aksi halde, Kıbrıs Türk milliyetçiliğinin (yerelciliğinin), yukarıda kısaca değindiğimiz ikinci senaryonun öncü kuvveti olarak karşımıza çıkması an meselesidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here